10 Ocak 2010 Pazar

Dünyasal Hayallerim

Dün gece uyumadan önce aklıma gelmişti bunu yazmak, bugüne bıraktım.
Biz filmlerde seyirciyi içine çekebilsin diye milyonlarca dramatik an yaratıyoruz, işimiz bu çelişki olsun o onu yapsın, bu bunu yapsın, dramatik etkiler, çatışmalar, gerilim olsun istiyoruz.
Dün akşam aklıma hayatımın ne tür filmlere benzediği gelmişti. Eskiden olsa sanırım kuyruklu bir dram filmi olurdu. (: Şimdi mi? Biliyorum şimdiyi merak ediyorsun, şimdi hayatım bir müzikalden fırlamışa benziyor. Doğal olarak her yağmurda şapkasız, şemsiyesiz Singin in the Rain'i söyleyen birinden başka birşey beklenmezdi.(: Hoş bu etkiyi yaratan ben ve benim düşüncelerim oluyor. Sabah okula giderken otobüste beni neşelendirecek müziğin ezgileri kulağıma geldiğinde nerede olduğuma bakmadan dans ediyorum, okula girerken aklımdan yalnızca duyduğum müzikle nasıl bir koreografi yapılabileceği geçiyor, okula girdiğim anda hemen yukarı çıkmamın nedeni de yalnızca merdivenleri çıkarken müziğimin ritmine göre merdivenleri çıkma düşüncesinden ileri geliyor. Her şey müzikaldeymiş gibi. İstiklal’de yürürken her seferinde hatırlarsınız o baloncukları yaptığımız içi sabunlu su diyeceğim bir sıvı ile dolu şeyin içine dairesel çubuğu daldırıp ona üfleyerek yaptığımız baloncuklar vardır ya hani ışığın önünden geçerlerken üzerlerinde inanılmaz renkler görülür, binlercesi etrafa yayılabilir falan onların içinden geçerek yürüyorum. Hayatın gerçeküstücülüğüne inanasım geliyor.
Aslında bu yazıyı müzikal filmlere benzemesini başka şeylerle anlatmak istiyordum. Anlatmak istediğime giriş olsun diye böyle başlamış bulundum. Ya da aslında bende de Sami hoca sendromu var yani konudan konuya atlamaktayım ben de. (:
Her neyse söylemek istediğim aslında şuydu: İnsan sesleri her zaman benim için çok önemli olmuştur. Zaten de sinemacı olarak seslerin dayanılmaz cazibesini öğrenmiş ve film müziğinin bir filmdeki yerinin önemini kendi içinde kavramış olduğumu söyleyebilirim. Ben Mustafa’yla yüz yüze gelmeden önce hiç telefonda sesini duymamış, hiçbir ses kaydını da dinlememiştim hani. Sesini ilk duyduğum gün gerçekten böyle sesleri olan insanlar var mıymış demiştim. Mustafa benim bu düşüncemi bilmiyor. Söylememiştim, ama ilk gün sesindeki yumuşak tonun, konuşmasının (tabi o zamanlar oha! Müthiş bir arkadaşım varmış benim modunda etkilemişti beni.)daha az konuşayım, daha çok dinleyeyim’e sebep olduğunu söyleyebilirim. Aynı şey Seda ve Ece için de geçerli.
Her neyse işte dediğim gibi bunlar olurken benim hayal kurmamamı beklemeyin sakın. (: Aslında daha güzel yazacaktım ama dış etkenler rahat bırakmıyor bugün. Daha şirin bir yazı istiyordu kalbim geri dönüp okusam pek hoşlanmayacağım bir yazı olmuş gibi hissettiğimden tekrar okumuyorum şuanda beğenen olursa okurum kanımca.
Bir de ben böyle düşünüyorum ya bir de aklıma geldi benim sesim insanların üzerinde nasıl bir etki bırakıyorum bunu merak ettim. Açıklamak isteyen?? (: Korkmayın eleştiriye açığım =P
Mutlu dünyalar efendim ben bugün pek bir keyifsizim neşelendirilmeye ihtiyaç duyuyorum.

0 yorum:

Yorum Gönder