31 Mart 2010 Çarşamba

Düşüncenin Hayatı...

Bugün ayın son günü. Benim de 1 hafta öncesinden 3 hafta öncesine kadar –saçma bir cümle oldu kısaca 1 aydır- internetim yoktu. Doğal olarak Martta blog uma daha çok yazacağım sözümü tutamamış oldum. Ama internetsiz geçen o süre içinde sürekli notlar aldım. Çünkü dünyayı incelemeyi dahası eleştirmeyi seviyorum. O yüzden kısa kısa notlarla düşüncelerimi gördüğüm olayları paylaşmış olacağım bu yazıyla. Ve birileri diyecek ki bunlardan sanane. Asıl sanane! Ben sinemacıyım benim işim dünyayla. Dünya’yla oynarım ve kendi dünyamı yaratırım. Kısaca budur sana cevabım. İyi okumalar (:

6.03.2010
Demişim ki nereye gidiyor bu insanlar? Otobüs insanlarına kafayı taktığım düşünülebilir. Düşünülsün de çünkü sandığınızın aksine otobüslerde de hayat fena halde akmakta ve dikkatli bakarsanız fazlasıyla malzeme çıkmakta. Küçük Prens trenle bir sağa bir sola yolculuk edenler için “Yoksa gittikleri yerleri mi beğenmiyorlar?” diye düşünmüştü. Benzer şeyler düşünüyoruz tabi. Benim kafayı taktığım iki şey var: 1. Aslında daha önce yazmalıydım bunu ama kısmet bugüneymiş. Her sabah bindiğim Kadıköy otobüsünde orta yaşlı hanım teyzeler görüyorum ve bu teyzelerin %99’u Koşuyolu’nda iniyorlar. Soruyorum çünkü bilmiyorum. Koşuyolu’nda ne var bu teyzelerin gittiği? Çok merak etmekteyim. Bir gün dayanamayıp sorabilirim. 2. Bu tarihli günde bindiğim otobüs saçı başı güzelce yapılmış kızlardan geçilmiyordu çok merak ettim bu kadar kız nereye gidiyordu?
Bir de bugün otobüste ne duydum çok ilginçti. Adamın biri açtı son ses müziğini bütün otobüse dinletti. Dinlettiği Beatles falan olan dünyalar benim olurdu ancak Kenan Doğulu’nun şarkılarını dinletti üstelik kimseden de ses çıkmadı. Ben zaten inmek üzereydim neden karışayım ki dedim indim. Ama çok ilginç bir sabah oldu böylece benim için.
Bir de gene söylemek istiyorum ki bu kadar her şeyle ilgilendiğim için “sanane” diyecek birileri gerçekten varsa çok rahatsız olduğumu söyleyebilirim. Sonuçta biz kocaman bir dünyada yaşıyoruz ve sinemacı olarak dünyadaki küçük ayrıntıları görmeye özen gösteriyorum ve o küçük ayrıntılar ancak merak ederek kapatılabiliyor. Bence sinemacı için dünyada olan biteni merak etmek önemli.

11.03.2010
Neden yağmuru severim?
1. Singin in the Rain’i söyleyebilmek için bahanem olmuş olur her zaman
2. Yağmurda kaçışan ve başlarını eğerek yürüyen insanları izleyip gülmeyi seviyorum aynı zamanda başımı yukarı kaldırarak yağmurda fazlasıyla nasibimi almayı da seviyorum.
3. Yağmurun altında neler düşünebildiğimi tahmin bile edemezsiniz. Sonuçta o yağmur benim için pek çok ilham kaynağının nedeni
4. Bir sevgilim olmasa bile yağmur altında ıslanırken öpüşmenin hayalini kurabiliyorum.
Ya da doğrusu içimden geçen yağmurda ıslandıktan sonra o ıslaklıkla ki bahsettiğim yalnızca yağmurun verdiği ıslaklık- sevişmeyi düşünmeyi seviyorum.
5. Sevmediğim tek şey gözlük faktörü gözlüğün bana yakışmadığını düşünenler kadar yakıştığını düşünenlerin de var olduğunu düşünürsek bilmiyorum bir tek yağmurda rahatsızlık veren gözlükleri değiştirmeli miyim.

15 Mart 2010 aktarımları
• Açılımlar insanları birbirine düşüren uygulamalardır. ( Artık o kadar çok açıldık ki hissediyorum bu açılımlar herkesi birbirine düşürmeye yetecekler.)
• Otobüste ayaklarını yere basamayıp çocuk gibi kalma durumu (Çok sık yaşıyorum bu durumu hiç bozuntuya vermeyip ayaklarımı sallayabiliyorum. Ne de olsa Küçük Prensler asla büyümezler.) (:
• Parfüm ve insan kokusunun birleşerek verdiği kokunun dayanılmazlarından birisi yanımda oturuyor. İnsan kokusuyla vardır o yüzden hala doğru parfümü arıyorum. (O yüzden bazı kokular yalnızca bir kişiye özeldir. Onun için özel olduğunu hissedersiniz ve o kokunun o yüzden sizin için bir değeri olur. Duyduğunuz her an aklınıza yalnızca o gelir. O kokuyu onsuz düşünemezsiniz çünkü o yalnızca ona aittir. Hala kendime bir parfüm almadım çünkü doğum günümde ne istediğimi sorsalar yalnızca o elbise değildi istediğim, o kadar çok seçenek vardı ki bunlardan biri de bana kendi kokumu kazandıracak olan o parfümdü. Kendim alırdım ama başkasından gelsin istedim. Kokumu bana birileri kazandırsa daha mutlu olurdum hala o parfümü almadım. Hala daha benim kokumu taşımayı ister eminim o parfüm.)
• Konuşmaya adamın hayatını film yapabilir miyim? (Bu fikrimi çalmayın arada kaynamış film projelerimi ayrı dosyalara açıyordum bunu silmemişim. :D Sakın çalmayın bak ciddiyim (:
• Sinema düzen içinde yapılır ve bence o düzen içinde de eğlenilir. Yanlış mıyım?
• Yalnızlığını bölüyorsam kusura bakma (bugünün müthiş cümlesini kurdum işte. Bazı anlar vardır söylediğiniz cümlelere bayılırsınız ne güzel söyledim diye. İşte o anlardan biri kitap okuyan bir arkadaşımı bir anda yalnızlığından kopardığım için üzüntü hissettim ve bu cümleyi kurdum. Önemli değil dedi. Ama önemliydi işte. Bilseydim yalnız başına oturup kitap okuduğun girmezdim biliyorum. Aynı şekilde, bilseydim yalnız daha mutlu girmezdim hayatına.)
• Balık olasım var! (her 5 saniyede her şeyi unutasım gelmişti evime dönerken)
• Yüzünü hatırlayamadım sesini gözlerini hiçbir şey kalmamış aklımda (bunu zaten anlattım)
• Artık sürpriz bozmamaca oynuyorum. (A! Evet artık kimsenin sürprizini bozmuyorum. Çünkü onu merak etmenin daha çok hoşuma gittiğini fark ettim, biraz geç mi oldu ne. Artık fazla sürprizim yok. Tamam fazla sürprizde gözüm de yok. Keşke biraz daha olsaydı.)

16 Mart 2010 aktarımları
• Masturbasyon? Otobüs? (Haha evet unutmamak için tarih atmıştım buna. Utanmamanın türlü türlüsünü gördüm ama bu bu bence bir otobüste yapılabilecek en utanmazca şeylerden biri. Kendisinin bir fotoğrafıyla birlikte teşhir edilmesini daha çok isterdim tabi.)
• Helal ve sağlıklı beslenme paneli yapan zihniyet ve sperm bankasından anneliğe ceza kesip neden olarak türk soyunu korumayı gösteren zihniyet (ya evet ilkini yolda gördüm bir pankarttı. Çok şaşırdım sağlıklı beslenme tamam da helal ne alaka ey sevgili belediye sen ki üç dinin mensuplarının da birlikte yaşadığı üsküdar’sın senin dinine göre mi besleniyor diğerleri helal mi değil mi ne alaka… İkincisi televizyonda haberdi sperm bankalarından çocuk sahibi olan kadınlara hapishane yolunu açan bir uygulama var artık Türkiye’de. Neden olarak dinimize uygun değil diyemediklerinden Türk soyunu koruyoruz biz demişler. Madem türk soyunu koruyorsun o zaman bir uygulama daha yap Türk Türk’le evlenebilsin sadece. Yap bakalım yapabilir misin? İşte o yüzden nedeniniz çok saçma. Doğrusunu söyleseniz efendiler?)
• -Süpersin. –Öyleyim… (Günün en anlamlı sözü. Kesinlikle etkileyiciliğim üzerimdeymiş bugün. Tescillendi.)

23.03.2010
• Büyük İskender Filmi üzerine
Bu filmi yaz tatilimde izlemeye başlamış ancak türlü sebeplerden ötürü izlememiştim. Kısmet bugüneymiş. Beni kendisine çekemedi doğrudur. Bunun altında filmi Türkçe dublajlı izlemiş olmam yatıyor olabilir ama sanırım ilgimi çekmiyordu da denilebilir. Özellikle İskender’i oynayan adamın bende yarattığı iticilik tasavvur edilemez. Bir de bu filmi ne zaman izlemeye çalışsam kontrol edemediğim bir saçımla oynama dürtüsü çıkıyor ortaya. Saçlarımı örmeye falan başlıyorum elimde olmadan. Bu da ilginç tabi…
• Evet, aslında bencillik benim bu yaptığım. Başkasını kendi yalnızlığıma çekiyor olmak bence birine karşı yapılmış en büyük bencillik. Belki de bu yüzden birkaç yıl arkadaş edinmeden geçirmiştim. Bugün fark ettim daha sana karşı yaptığımın ne büyük bencillik olduğunu. Haksızlık ettiğimi. Ne olur beni affet buna hiç hakkım yok bilmeliydim…
• Erkan Yolaç ve eşinin katıldığı bir programa rastgele rastlayıp birkaç dakika izledim. Vatan Şaşmaz sordu: Mutlu evliliğin daha doğrusu mutluluğun sırrı nedir? Yolaç’ın eşi cevapladı: Sabır. Bu kadar. Çok haklıydı. Sonra bir de ekledi: Şimdiki gençler çok sabırsızlar dedi. Gene çok haklıydı. Şaşmaz bile şimdiki ilişkilerin ne kadar kısa sürdüğünden yakınıyordu. Müthiş bir cevaptı sabır. Çünkü kimse sabretmeyi bilmiyor, kimse hamdım piştim diyemeyecek kadar hemen pişme peşinde…
• Bugüne bir ek daha eklemeliyim: Şu anda fark etmedim bunu ama gene de bugün söylemek istedim. Bugüne kadar bana bir kez bile yalan söylememiş kimseye yalan söylemedim. Ne zaman yalan söylendiğini öğrendiysem o zaman gerçeği söylemekten kısmen vazgeçtim. Çünkü bana doğru söylemeyen bir insanın benden doğruyu öğrenmesine hiç gerek yok. (bunun bir de gerisi vardı ama bir acımasızlık sezdim onlarda sildim.:D)
• 23Mart 2010 Salı gecesi neden aradım seni? Yetenek siziniz? Finalinde senin belki seveceğin –vay be adamlar bunu tanıtmak istemişler diyebileceğin- belki de kullanılmasını sevmeyeceğin – ne gerek varmış mahvetmişler diyebileceğin- bir şey vardı. Notre Damme müzikalinin bir bölümünü seslendirdiler kareografiyle beraber. Görünce ve şarkıyı duyunca ilk aklıma ne geldi bil bakalım! Ama aradığımda karşılaştığım buz dağı beni söylememeye yöneltti belirteyim. Aramızda buz dağları girmekte, çok yazık… Tabi ki beni çekmek zorunda değilsin, neden bunu anlattıysam şimdi…-ayrıca internetim geldiğinde fark ettim ki bağlantıların arasında var zaten haber almışsın…

26 Mart 2010
• İki gözlüklünün sevişmesi, gözlükleri çıkarmak zorunda olduklarından çok bulanık görünürdü sanırım düşünsene. (Nasıl da aklıma gelmiş ya. Bunu bir filmimde kullanmalıyım)
• Liseliler ne kadar iğrençler. Lisedeyken öyle olmadığım ve öyle arkadaşlarım bulunmadığı için seviniyorum. Durakta oturuyordum. Başka bir durakta 5-6 liseli vardı ve muhtemelen sevgilisi olmayan tipinden piç olduğu anlaşılan bir çocuk kızı öpmeye çalışıyor o da gülerek kaçıyordu. İğrendim şahsen. (Gençlik nereye gidiyor beyler?)
• Neden sağ bileğim kurdelelerle bilekliklerle dolu? Çünkü bileğimi her gördüğümde kesme isteği duyuyorum. Sol elimle sağ bileğimi kesebilirim ama sağ elimle sol bileğimi kesemem onun için her şeyi sağ bileğime takıyorum maksat aklıma getirmemek.(bu da günümün itirafı olsun bakalım(:)
• Yanlarında bavul büyüklüğünde çanta taşıyan kızlara sesleniyorum o çantaların içine neler koyuyorsunuz çok merak ediyorum. Bir gün çantalarınızı kontrol etmek istiyorum mümkünse. :D (Gene meraklı köfteci olma durumu yaşamışım ama kim merak etmez ki)
30 Mart 2010
Eve gelirken ağaca çarptım düşünürken. Ne düşünüyordum söyleyeyim: “Bundan sonra sevgilim olacak kimse benim bir şeyim olmayacak, bunu anladım” diyordum kendi kendime XD Ağaca toslayıverdim. Bu da dünyanın benim dominantlığımı istemediğini gösteriyor kanımca:D
Eve geldim Kurban filmini izliyorum Türk filmi 1983 yapımı. Ne kadar olmuşsa artık o şekilde izliyorum ama bir kurban kesme sahnesini neden koyar anlamadım. Hani tamam kurban kesilir ama kameranın önünde kesilmez biz kesildiğini biliriz sahne onu getirmiştir. Bu filmde koydu kamerayı kurbanlık koyunun boynunun önüne. Dayadı bıçağı. Burada bırakabilirdi ama yok efendim illaki ben fışkıran kanları göreceğim o kafanın kopmasını. Nasıl bir zihniyettir. Bu arada filmin yönetmeni Melih Gülgen.
Ahu Tuğba ve Kadir İnanır saydım 5 kez seviştiler. Ama felaket bir sevişme, sevişme demeye bin şahit isterler. Gerçeklikten uzak. Ben sinemada sevişme olmasın demiyorum gerçekçi olsun biraz daha diyorum ya da sevişeceklerini bilelim ama gösterme diyorum. Ahu Tuğba orgazm çığlıkları atıyor İnanır’ın sırtına tırnaklarını geçiriyor ama o sırt hiç oynamıyor. Yatakta İnanır sözde üzerinde ama genel plana geçildiğinde yanında olduğunu görüyoruz falan.
Bir de sonunda kardeşinin ağlayışı görülmeye değerdi. Bittiğim 3.andır hatta 5 sevişmeyi sayarsak 8.an oluyor (:


Daha fazla uzarsa kriz geçirecekler:D Sustum tamam bütün günler zaten önemli şeyler düşünemezdim bunlar bile çok fazla sanırım düşünüldüğünde. İşte ben… Neden anlatıyorum yalnızca içimde kalmasın diye. Yoksa kim okur zaten yazdıklarımı…
Bol düşünceli ve meraklı dünyalar size (:

0 yorum:

Yorum Gönder