29 Mart 2010 Pazartesi

Kurbağa'nın Düğünü!

Evet evet Kurbağa benim (: Ama baştan söyleyeyim 1. Düğün değil nişandı 2. Benim düğünüm pardon nişanım değil kuzenimin nişanıydı pardon düğünü müydü demeliydim? Aslında teorik olarak bu bir nişandı ama öyle bir gösteriş vardı ki düğün mü yapıyoruz noluyor demek zorunda hissettim kendimi.
Benim en nefret ettiğim şey düğüne-kına gecesine- nişana gitmek. Gereksiz bir sürü insan toplanıyor seni kutluyor çok garip görünüyor gözüme. Yani sen evleniyorsun onlara ne niye onlar düğün yapıyor, hala anlamıyorum bu adetimizi. Her neyse şimdi gene ama sen de herkese kızıyorsun diyeceksiniz ancak kızmadan duramıyorum napayım hani normal olayım diyorum ama mümkün olmuyor işte olmuyor olmuyor. Tamam anlatacağım bu düğünden bozma nişan da beni sinirlendiren şeyleri ama önce neden Kurbağa? Kurbağa büyük eniştemin – yani halamın kocası şimdi ben bu adama enişte bile demiyorum onun için onun statüsüne dair de fikrim yok enişte diyorlar sanıyorum sevmediğimden değil ayrıca yalnızca hitap sözcüklerini gerekli görmediğimden- neyse işte büyük eniştemin bana taktığı bir lakap. – bu durumda börtü böcek isimlerime bir de kurbağa eklemem gerekiyor kelebek olduk tavşan oldu arada kedi de oluyoruz başka takmak isteyen varsa bekleriz.- Hatırlıyorum çocukluğumdan beri beni ne zaman görse hep KURBAĞA mısın sen derdi. Gelenek değişmedi 2 sene görmediği halde gene KURBAĞA gelmiş dedi. O yüzden bunun adını KURBAĞA’NIN DÜĞÜNÜ koydum.
Öncelikle söyleyeyim hiçbir akrabanın benim blogumdan haberi olmadığı için ağzıma geleni söyleyeceğim. Bir gün öğrenirlerse herhalde bir daha görüşmek istemezler. Ama ne yapayım yazsam bana kalsın istemiyorum bu buraya yazdığım 11.blog olacak ama pc de kayıtlı 20 blog yazısı var.
Gün bence çok iyi başlamıştı. Hava süperdi daha biz hazırlanıp evden çıkmadan ha bu arada 28 Mart 2010 Pazardan bahsediyorum. Öğleden sonra yağmur başladı. Yağmuru severim ama trafikte şimdi karşıya geçmek ölüm. Hazırlandık ve çıktık, ben gayet okula giderken nasıl gidiyorsam öyle gittim özel bir şeye gerek duymadım ama güzel oldum diyerek de kendini beğenmişlik yaparmışım. Neyse işte sade ve güzel dediklerimizdendi. Tabi kamera fotoğraf makinesi almayı unutmadık ne de olsa ailenin sinemacı tek üyesiyim. Kameradan sanattan anlıyorum güzel güzel çekerim. Bundan önce 4 kuzen daha evlendirdim yani düğünlerini çektim demek istiyorum (: Onun için kamerasız gidemiyorum. Bedava ve biraz da zorla. Kamerayı tutacağım diye canım çıkıyor. 45 dakikadan sonra ağırlaşmaya başlıyor. Hatırlıyorum ilk çektiğimde kollarım 2 gün ağrımıştı. Sonra alıştım falan.
Gittik işte evde oturuyoruz. Hanımlar kuaföre gitmişler saç yaptırıyorlar- eminim ki yaptırsalar da beğenmeyeceğim- bizde evde onları bekledik. Etrafta bir sürü çoluk çocuk –daha önce evlendirdiklerimin çocukları işte- bir tane olsun tamam ama 3-4 tane fazla gürültülü. En süper olan şey daha yürüyemeyen bir bebek vardı kaç aylık bilmiyorum. Kafasını çevirip çevirip bana bakıyor başka hiçbir şeye dikkat etmiyor. Herkes “Bakacağı yeri biliyor.” Falan yapıyor, daha şakadan anlamayan çocuğa şaka anlayacağınız.
Sonra baylar ortalıktan kaybolduğunda evde yalnızca bir bey kaldı. Kendisi kuzenin eşinin babası oluyormuş. Televizyonda o zamana kadar Cartoon Network vardı kanal olarak ne güzel çizgi film izliyorduk. Adam tuttu değiştirdi hadi desem ki adam gibi bir yer açtı iyi yaptı hayır efendim Flash açtı üstelik saçma sapan haberler izlemek zorunda bıraktı. Hani yayın saatini doldurmak için oradan buradan topladıkları saçma şeylerle haber yapan bir kanal Flash sevmem öyle haberleri. Çarpıcı ve hızlı ayrıca doğru haberler tercihimdir. İşte o “koca popolu” yengemin –Beni ablamla karıştırdığı için ona da sinirleniyorum- babasının zihniyeti yalnızca ona çalışabildiği için bize de bunu izletti. Anlamıyorum cidden anlamıyorum. Haber izlemek istiyorsan aç adam gibi bir haber kanal hiç olmazsa TRT1 ‘i aç be adam Flash Haber mi izlenir. Neyse sonra o gidince gittim değiştirdim uğraşamam ben öyle.
Tabi bu olay olurken benim aklımda Ütopyamın sınırları geçiyor. Daha öncede bir Ütopya’m olmalı diyordum. Ama tabi benim ütopyam bazı çevrelerce Distopya olarak algılanabilir. Bir adet Entelektüel Cumhuriyeti kurmak üzereyim. Hani gerçek hayatta olmasa bile sinemasal anlamda bir adet Ütopik şehir kuracağım, içinde sevmediğim hiç bir şey barınamayacak ve herkes mutlu olacak ve mutlu olmak için kitaplar yakılmayacak falan filan, filmini yapınca görürsünüz reklamlar bu kadar işte.
Evet biliyorum biraz mini giyiniyorum ama vallahi bu sefer o kadar kısa değildi. Halamın kızı eve gelişiyle eteğime taktı kafayı. Ama ben ona daha çok taktım şimdi dışarıda sürekli insanları inceleyen biri olarak eleştirdiğim şeyleri onda da gördüm. Kapalı bir bayandır kendisi. Ama o ne kapalılıktı Allah’ım! Diz altına kadar bir elbise ki daracık – ben bile giymiyorum- bütün vücut hatlarını görebiliyordum, bu aralar moda olan tayt bir de desenli bir çorap ayağında başında gene türbanı. Yanlış anlamayın ben türbana karşı değilim, herkesin inancı kendine herkes ne yaparsa da kendine. Ben yalnızca baş örtü takan birinin daracık bir elbise giymiş olmansın absürdlüğüne dikkat çekmek istiyorum. Bütün nişan boyunca yani yanında oturduğum süre boyunca da benim bacaklarımı örtmek için uğraştı. Garipti tabi. Ben eğlendim.
Şimdi gelelim düğüne. Bir kere nişan daha sade olur daha zarif olur bence. Ben öyle düşünüyorum ama bu pek öyle değildi. Gösterişli diyemeyeceğim, mahalle ortasında kurulan düğünler gibi bir nişandı, gösteriş o yani. Hani düğünlerde gelen klavyeci ve şarkı söyleyen bir tip vardı gülmekten öldüm. Ses inanılmaz abartılıydı kulaklarım sağır oldu.
Tabi benim bu nişanda işim ne istesem gitmeyebilirdim eğer sinemacı olmasaydım, sinema okulunda okumuyor olsaydım. İnsanlar sürekli kamera elde dolanmamı bekliyorlar benden. Düğün kameramanı gibi hissediyorum kendimi. Her şeyin fotoğrafını çekiyorum ama benim hiç olmuyor resmim. İsyan ediyorum!
Bir de yeni evlenecek çift hakkında bir şey söylemeliyim, duysalar fena. Ama görsellikten yoksundu ikisi de. Tamam kıyafetlerini beğenmişler almışlar vs.vs. ama kızın ablası bile ondan güzel giyinmiş makyajını ve saçını yaptırmıştı. İnanılmaz kötüydü makyajı hele dudaklarını kocaman göstermişlerdi. Saçları özensiz yapılmıştı. Elbisesinin rengi güzeldi ama vücut olarak o kıza uyumlu bir elbise değildi. Erkek tarafı felaketti. Anladığım kadarıyla adamın kız kardeşinin falan çocukları vardı mini mini erkek çocuklar onlar bile daha şıktı adam başkasının nişanına geliyormuş gibi giyinmişti.
Ama ne yalan söyleyeyim. Erkek tarafından gelen çeyizler açıldıktan sonra hediye çikolataya bir yumulduk ki sormayın. Beyaz çikolataların neredeyse hepsini yedim vallahi. O kadar yorulmamın karşılığını aldım.
Sahi birinin bana beyaz çikolatalı bir şey ısmarlayacaktı. Bunu okuyorsaa istiyorum ondan!!!! Çok ihtiyacım var beyaz çikolataya diyip bir düğün-nişan yazısını saçma sapan bitirmek isterken aklıma bir şey daha yazacağım geldiğinden devam ediyor tekrar bu konuda yorum yapacağımı belirtiyorum.
Evett, şimdi ben bütün düğünlere toptan bir sinir olma durumu içindeyim ama sinemacılık dürtülerim beni dürtüklüyor ve deli gibi merak ediyorum. Acaba bir düğünün gelin ve damadı olmak hissi nasıl bir histir? Yaşamadan bilinmeyeceği için kime sorsam tatmin olmam ben cevaplardan. Ama teorik olarak da benim bir düğünüm olamaz çünkü evlenmek için bir şapşala ihtiyacım var ama ben de beni alacak olan şapşalla evlenmezdim – yani beni üye olarak alacak olan kulübe ben üye olmam mantığı anlıyor musunuz?- O yüzden ne yapsam nasıl yapsam da bir düğünüm olsa diye düşündüm. Yapabileceğim tek şey benim gibi meraklı bir insan bulacağım, o da benim gibi bu hissi merak edecek biz saçma sapan evleniyoruz biz moduna gireceğiz, sırf meraktan kendimize düğün yapıp o hissi yaşayacağız. Plan süper yani ! :D
Tamam tekrar söylüyorum beyaz çikolata krizine girmiş bulunmaktayım, bu düğünde yiyebildiğim kadar yedim de bir düğün daha bekleyemem, yardımsever arkadaşlara duyurulur (:
Hepinize bol düğün’süz’ dünyalar efendim (:

4 yorum:

Tahsin Erkin Erk dedi ki...

Aslında inançlarımıza ve giyimimize saygı duyun diyen insanların, tam tersi kendisi gibi düşünmeyen insanların giyimine karışmaları çok komik geliyo bana. Muhafazakar kesimdeki kadınlar bunu hep yapıyor, artık görev mi edinmişler nedir.
Düğün kameramanlığını da şiddetle parayı çevirmen lazım, hiç değilse yorulduğuna değsin :) Elbiseleri ve saçları yorumladığın kısımda, gözümde canlanan moda eleştirmeni imajında ayrı bir hoştu :)

hia dedi ki...

deli gibi uzun yazıyorsun!
ehi :)
okicam bi ara

Şiv'a dedi ki...

Mükemmel(: Sana koca bulucam(:

Kelebek dedi ki...

Sen bulursan en uygununu bulursun
Ellerine teslim ettim kaderimi.
:P:P

Yorum Gönder