31 Mayıs 2010 Pazartesi

Mayıs Çileği'nin Etkisi 2

Tamam gene bir gün geç yazdım ama olsun geç olsun güç olmasın: İşte Mayıs’ımın ikinci yarısı… Pek eğlenceli olduğu söylenemez. Hatta düşünürsek çok mutlu olduğum insanlar dışında baya trajik bir mayıs yarısı olmuş, neyse görün bakalım…
17 Mart 2010 Pazartesi
*İnsan bu kadar geri zekalı olur. Doktor önlüğünü alıp yıkamaya götürdüklerini sanmasam ben alıp götürürdüm. Ama onlar buruşturup bir köşeye atmışlar bugün gördüm. Sinirden kudurmuş durumdayım. Bir de adamlara çekimlerden hemen sonra getirir teslim ederiz diyorlardı. (Böyle işte…)
*Aceleyle 20 dakikada doldurulmuş Sanatlar ve Sinema vizesinden 90 aldığını öğrenmek. (Müthiş bir zevk anlatamam. Bir yere yetişmek için o kadar acele ettim ki düşüncelerimi yazarken sonraki yazacaklarımı beynimde bir sıraya hızlıca yerleştiriyordum. Hak etmişim laf yok döverim :D)
*Çamaşır yıkarken fazla sıcak suya elimi sokunca elim yandı. (Çok aptal bir izi de kaldı, teşekkür ediyorum o önlüğü öyle bırakanlara)
*Çok gereksiz hissettim. (Gene bırakmışım, çocuk artık bilmeden ağzımda sakız oldu bilmiyorum daha sonra yazdım mı bu konuda ama bu son bence! :D)

18 Mart 2010 Salı
*Hala çok gereksiz hissediyorum.
*Uğur Özakıncı’ nın ölüm yıldönümü 2004 yılında ölmüş. (6. Yılı. Bütün gün neden moron gibi gezmişimin cevabı, gerçekten kalemine güvenilecek bir insanmış ama daha yazabileceği hikayeleri bitmemişken daha hayal gücüne bir sınır gelememişken hayatına bir sınır dayanmış. R.I.P.)
*Pc seveceği adamı iyi biliyor. (İki kişi oldu hala daha yazdıklarına pcnin sansür uygulamadığı, bence pc adam seçiyor, bence msnim bana aşık, bence cidden bir şeyler kafayı yemiş bu pc de)
*Moralimi bozmayın insancıklar (Valla bozmayın ya hiç uğraşamayacağım)
*Bu koku yüzünden intihar edebilirim. (Geçti artık o zamanlar, şimdi yeni kokuların peşindeyim. Koku manyağıymışım sanırım, parfümlerinizi uzak tutun yoksa aşık olabilirim.)
*Sen benimdin
Hiç benim olmadan
Bedenin ve ruhunla
Ayrı olduğunu sandığın dünyadan
Yalnızca bir ince çizgi kadar ayrıydın
Haberin var mıydı? (bunu kime yazdığımı hatırlamıyorum acaba kim kırdı kalbimi ya neyse bulurum)
19 Mayıs 2010 Çarşamba
*Süpürge saçlıymışım ben. (Kuzenim bana süpürge saçlarla çıkma sokağa dedi ya. İnsan ilk kez açık saçlı gördüğü insana bi şaşırır bi tepki verir. Bunda ne gezer… Küstüm artık toplu gezeceğim.)
*Kapıya sıkışan ayakkabı bağı. (Ah evet günün düşündükçe gülünecek anısı. Evden çıktık, kapıyı kapattım adım atacağım ayak gitmiyor XD. Bağcığım kapıya sıkışmış mecburen zili çalıp bağcığımı almam gerekti. )
*Cam sileceğiyle bulaşık yıkamak. (Kuzenim işte. Halam bulaşık deterjanı ne diyorlar ona neyse işte onun içine camsil koymuştu. Şişesini bir şeyde kullanacaktı. Kuzen gitti bununla şurada iki bulaşık var makine çalışmasın diye yıkamaya başladı bir yandan da köpürmüyor diye dolduruyor. Söylemeye çalışıyorum onun camsil şeysi olduğunu anlatamıyorum. Neden sonra anlatabildim de gülme krizine soktum kendisini.)
*Kuzenim bana sinema okuyup da tv ye mi çıkacağımı sordu. (İki sene geçti nerdeyse bölüme başlayalı böyle bir soru yeni aklına gelmiş hatunun. Cahil olsa bir şey demeyeceğim ama garip karşıladım bu soruyu. Ne olacağımı bugüne kadar sormamış öğrenmemiş, bölümümün ne işe yaradığını hala bilmiyor olabilir mi gerçekten şaşırdım.)
*Moda manyağı insanlarla alışverişe çıkmak budalalığı. (Üzgünüm moda benim tarafımdan hoş karşılanmıyor. Hatta bu senenin modası kırmızı beyaz lacivert olduğu için kıyafetlerimi gözden geçiriyorum var mı aralarında diye, varsa çıkaracağım çok sevdiğim halde biliyorum.)

20 Mayıs 2010 Perşembe
*Hanımellerinin kokusu sabah sabah yağmurdan sonra burnuma doldu. (Ah ne güzel bir andı o an!)
*Bir de bana bütün arkadaşları verdiği karardan dönmez diyorlardı hani nerede? Bu değildi aslında yazacağım ama yazacağım şeyi unuttum. (Bunun sebebini bir arkadaşı bana çok güzel izah etti kendisinin benimle ilgili düşüncelerini, kendisine teşekkürü borç bilirim ama istediğini de yapmayacağım.)
*Yazılarım aynı kalıyor ama bu yazı yazıldıktan 3 gün sonra aynı düşündüğüm anlamına gelmiyor. (13 Mayıs Perşembe’ye geri gidilirse anlamı daha net ortaya çıkacaktır.)
*Deniz bana DEFOL dedi. (Der… (:
*Artık Sailormoon’da dinleyemiyorum. (Üzgünüm, ben cidden komplike bir insanım)
*Çağıracağız görüntüleri gelecek. (Bu sözü sevdim.)
*Görüntülerin rengi açılacak (Açmadım, Serdar 31 Mayıs’ta görmüştür herhalde hocanın da söylediği şekliyle çamur gibi görüntülerin var olduğunu ayrıca ben ona o kadar söyledim baba bir parça daha girsin diye ama nerdeeee…)
*Ben öyle yanlış ve yalnız kaldım ki…Senin iki aşkın arasında… (Ben yerimi öğrendim bir hafta önce merak etme)
*Işık ya! Serdar!! (Ama ama ama… )
*Bugün 5,5 saatlik bekleyişimin ardından KABUS görüntülerini görmüş bulunmaktayım. Seda’yla baya güldük çekimlerimize. Eve de geç döndüm yüzümde kocaman bir tebessümle ama ne yazık ki gecenin ilerleyen saatlerinde elimde olmayan ama başkasının elinde olan sebeplerden ötürü (Ulan mutlu olduğum yada ertesi güne kadar neşeli keyifli kalmam gerektiğini bile bile bana böyle saçmalıklarla gelinmesin lütfen ya) moralim bozuldu. (Yorumsuz, kimse hatırlamaz ama benim için değerli bir günü mahveden birileri vardı)
*Üstelik siyah elbisemi de 1 saat aramama rağmen bulamadım. (Ciddi anlamda bir aramadan sonra bir başka gün bulundu.)

21 Mayıs 2010 Cuma
*Ben ve yağmurdan kaçmak (bu başıma ilk kez geldi…)
*Bu senenin modası pembe sanırım, bir daha pembe giymeyeceğim bu sene. (Giymem vallahi)
*Ben ilklerimi an itibariyle tükettim. (Yok yok bugün bakıyorum da daha değil)
*Sabah gelmem gereken saatten 25 dk önce asistanlar odasının kapısında dikildim. Gayet düğüne gider gibi süslenmiş bir vaziyette kurgu odasının açılması için Esra ablayı bekledim. 3.asistan olarak geldi. Kurguya bizimkiler gelmeden girdim. Görüntülerimi ayırmayı bitirdikten sonra geldiler onlar. Kurguyu yaptık onda sorun yoktu da sesleri eklemek için hard disk takınca pc den virüs bulaştı.(tekrarlıyorum Esra abla gelmeden önce pcye harddiskimi takmıştım virüs bulaşınca hiçbirşey yokmuş gibi taratması için verdim ben zaten evde deli gibi virüs taramasından geçirmiştim gelmeden, Afif abi sildi ama virüs tekrar bulaştı pcden falan.) Neyse bitti export ettik (evde içime sinmeyen bir yer görsem de o kadar kusur kadı kızında da olur efendim) sesler süper oldu bir kere, görüntüler biraz karanlık doğrusu, biz çekerken monitörde gayet netti görüntüler, Serdar’da ışığı iyi yapmıştı kendince ama görüntüler cidden karanlık çıkmış bazı yerlerde kızın yüzü hiç yok umarım hoca bize takmaz. Bitirdim kurguyu, Savaş’ın kuzenine bizim okuldaki bir işi için yardım etmek üzere Kabataş’a gittim. Yolda Aslı ve Samir’le karşılaştım. Samir bana bizim okula gelirken öyle böyle buraya gelirken güzel giyiniyorsun dedi. Ben de okuldan geldiğimi ve bu şıklığın Kabusu bitirme şerefine olduğunu söyledim. Başka okuldan öğrenci giremiyormuş bunu öğrendim.
*Anlatamayacağım şeyler de vardı bugünle ilgili… Test, Krizler, konuşmama, hastane…
*En kötüsü bunun Emir’in geleceği gün olmuş olması, ben ne hayaller kurmuştum onu karşılayacaktım falan ama işte olmadı, üzgünüm…

22 Mayıs 2010 Cumartesi
*Yapacak iş bulamadığımdan Bebek filminde kullandığımız ve yeni yıkanan oyuncağımın saçlarını taradım düzelttim.
*Çok gereksiz bir gün oldu, Emir’le buluşamayınca…

23 Mayıs 2010 Pazar
*Saat: 10.30: An itibariyle deli gibi gülümsemekteyim. Nitekim bugüne kadar ne söylediysem çıktı hani dedim ki bu sefer belki bir ihtimal görelim bakalım. Gene benim dediğim olmakta… Üzülmüyorum, cidden üzülmüyorum.
*Yalnızca neden benim de sıkılmamı beklemedi. (bunu dert edebilirdim ama an itibariyle etmiyorum)
*Emir’le buluşma. En eğlenceli pazarlarımdan biri. Üstelik çok fazla şey yapmaya da gerek yok. Önce nereye gideceğimizi bilemez şekilde Rexx’in sokağına saptık, gördüğümüz şirin bir cafe/bar tarzı bir yere oturduk, yılın 3.limonatasını içtim (2.sıraya koydum), konuştuk, gereksiz insanlardan bahsettim bol bol, Emir sinirleniyor ama ses çıkarmıyor biliyorum. Kalktık, sahile doğru yürüdük ama sahile inmeden sahil boyu bir yürüyüş yaptık. Sonra geri döndük, Emir Reşit’i aradı onlar daha plan yapamadığı için biz ne yapacağımıza karar vermeye çalıştık, çalışırken baya yorulmuş olduğum için bir ağacın dibine çöküverdim Haldun taner’in önündeki, Emir’de oturdu, birlikte ne yapacağımızı düşünürken dondurma yemeğe gidelim dedim ama dediğimden 5 dakika sonra kalktım yerimden. Özsüt’e dondurma yemeğe gittik, harika bir dondurma sipariş ettim, gördüğüm zaman hayran kaldım o kadar yani. Sonra Reşit ve Elif geldiler, oturduk konuştuk, sonra Deniz geldi, muhabbetler daha bir şenlendi falan. Ben biraz sönük kaldım doğrudur, nitekim yeni tanışıyorum onlar birbirlerini senelerdir tanıyorlar ama onları çok sevdim buna eminim. Sonra benim için ayrılma vakti. Emir beni otobüsüme götürdü. (Yorumsuz bir gün her anı keyif dolu, her anı sımsıcak, keşke her günüm böyle olsa)
*öğrendiklerim canımı acıttı. (Ama gene de boşver be kaptan, sen yoluna devam et)
24 Mayıs 2010 Pazartesi
*Kendini ayaklar altına almış birisin sen!
*Bugün katlanamıyorum insanlara. (Her davranışları iğrendiriyor beni.)
*Aşka elimi bile sürmem ben hatta adını bile almam ağzıma, yakınımdan geçmesin de rüyası (Mümkünse evet, hatta gelirse boğarım acımam söylemedi demesin sonra aşkın katili olurum vallahi)
*Vişne suyu bile acı geliyor bugün. (ilaçların etkisi de olabilir öğrendiklerimin iğrençliği de olabilir)
*Onunkinden daha büyükse olsun mümkünse. (Şimdi görünce gülme krizi geçirdim)
*Bugünün en önemli olayı Dostum D’nin doğumgünü. (İYİ Kİ DOĞDUN D.!)
*Düşünmekten mide kanaması geçireceğim. (Belki de geçiriyorum)
*Çizim sınavı. (Seviyorum zor olsa da)
*Hoşlanmadığımı anladım tekrar. (Neyden hoşlanmamak çözemedim şimdi)
*Kurgum olmadığı halde kurguya girmek. (Çok mu meraklıyım neyim:D)
*Kızlara vaziyetin iğrençliğini anlattım ve onların da öfkesini onun üzerine çektim. Birlikte intikam planları kurduk falan. (Tabi uçmuş intikam planları bunlar, yapabileceğimiz şeyler değil ama gene de eğlenceli be.)
*Deniz’le 15 dk, Bilgehan’la 5 dk. Görüşme. Diğer insanlarla görüşmekten bin kat daha keyifli 20 dk. (Ah evet keşke her günüm onlarla geçse dediğim bir başka insan topluluğu)
*Yasemin bana “böyle daha ele avuca gelir olmuşsun” dedi. Kırmızı pantoln, beyaz t-shirt vardı üzerimde. (İşte pantolon giymeme sebebim, etek daha normal duruyor!!!)
*Merdivenlerden düştüm, popom acıdı. (üç gün acıdı vallahi)

25 Mayıs 2010 Salı
*Sınav yok, dinlenmek istiyorum ama dün akşam ilaç içtiğim için diken üzerinde olma durumu var bir de tabi ilaca yenilmemek için uyumamak.

26 Mayıs 2010 Çarşamba
*Eskiden dinlediğim metal müzikleri hala ezbere biliyor olmanın verdiği haz. (Rammstein unutmamışım)
*Günün en anlamlı sözü: “Sana yakından bakmak istiyorum’un anlamı o değil, bu!!!” (Sanırım yalnızca yaşayan anlar!)
*Günün en anlamlı ikinci sözü: “İki senedir bekliyorduk, ayağındaki kurdeleler hoşuma gidiyor.” (Bunu da yaşayan anlar heh!)

27 Mayıs 2010 Perşembe
*Gecenin bir yarısı kalkıp onu düşünmek heyecanı… (Şimdi de hınzırca gülümsemek hatırlayınca)
*Garip bir saatte uyanmak, partide görevli olduğunu öğrenmek,izin almak..
*Otobüste bir kadınla bebeği hakkında konuşmak
*Parti zamanı, benim için 10 dan sonra başlıyor tabi. Bir bira, bitince 3 arkadaşın biralarından yapılan bir bira daha, birkaç yudum içilen şarap, güzel bir gece, üstelik yılbaşı partisinde olduğu gibi keyfim de kaçık değil, mutluyum. (hatta bunu başka şeylere de bağlayanlar gördüm ben ama ciddi anlamda keyifli bir gece geçirdim.)
*Ben hiç dün çizgilerde yürümeyi beceremeyenlerden olacağım. (Sarhoş olmasam bile aldığım ilaçlardan ne kadar düz yürüyebilirim ki)
*Gecenin bir yarısı uyandım bir baktım Göktuğ rüyama girmiş. (Şimdi ne gördün diye sorsan hatırlamıyorum)

28 Mayıs 2010 Cuma
*Sabah sabah gelen mesajlardan sonra o demir karyolalara ayağımı vurup sakatlamak (Evime gitmek istiyorum)
*Bundan sonra kimseye haddinden fazla değer verilmeyecek (öyle)
*Seninle savaşmayı bırakıyorum. (Şimdi ilaçların etkisiyle biriyle savaşmayı bırakmışım ama kim bu hiç bilmiyorum)
*Yarını düşünmekten
Bugünü unutanlardanız biz
Yaşam kavgamız
Beşiğimizde başlamış
*Tuluğ’la buluşmak, sevimli, çok sıcak bir gün. (Seviyorum ya içten bir kız ve neden birileri bu kızı üzer anlamıyorum anlamayacağım da muhtemelen…)
*Geri dönüş.

29-30 Mayıs 2010 Cumartesi-Pazar
*Hatırlamıyorum. (Eve geri dönmek istiyorum)

31 Mayıs 2010 Pazartesi
*Hoca Bebek filmimizi izledi. Geçip kaldığımız belli olduktan sonra ayrıntılandıracağım.
*Bu arada Ulviye DOĞRU TAHMİN AMA LÜTFEN KİMSEYE SÖYLEME! :D
*Bazen bazı şeyleri olduğu gibi bırakmak gerek. (İlham okul bahçesinde geldi.)
*Bana acilen büyümen lazım dedi. (Duygu hoca bana gözlerimin içine bakarak söyledi bunu: Senin acilen büyümen lazım. Keşke anlasa beni büyürsem Küçük Prens gibi gerçek gezegenime özlediğim gülümü görmeye gitmek isteyeceğimi…)
*Sıcaktan gözlük bile takamamak durumu.

Mayıs’ı da bitirdik işte… Herkese Mutlu Haziran’lar…

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Mayıs Çileği'nin Etkisi 1

Yeni bir ayın daha ortasına gelmiş bulunduğumuz bu mutlu(?) günümüzde ben de yeni blogumu yayınlıyorum işte (: Bu kez kısa olmuştur umarım, kısa kısa anlatmaya çalıştım derdimi...


3 Mayıs 2010 Pazartesi
*Yemişim ya yalan söylüyorum tarih bugün değil ama hangi gün bilmiyorum. Kızlarda yeni bir moda başlamış olabilir diyorum, ince ten rengi ve parlayan bir çorap modası herkeste görünce pek hoş bakmadım.
*Bugün Kâbus sahnesinin ilk çekimlerini yaptık ayrıntılı bilgiyi yıl sonunda yazacağım gayet küstah bir blogdan öğreneceksiniz.
*Eve dönerken otobüste eksen problemim geldi aklıma. Hemen kağıt kalem çıkardım. Bir sürü meraklı göz bana bakmakta. Saçma sapan bir şeyler karaladım. Yazım çizdim. Sonra işte bu be bakışı attım kağıda. (Eminim deli görmüşlerdir, sonuçta çizdiği fasulye benzeri adamlara eşlik eden karmaşık çizgiler yığınına aşkla bakıyordum)
*Her şey Mustafa bitene kadarmış, çünkü konuşabilecekleri tek şey sevgililer. (Kim olduklarını anlayan var mı? Anlamadıysanız yakında öğrenirsiniz)

4 Mayıs 2010 Salı
*Yıkanınca geçmiyor kokun –Feridun Düzağaç Ağlarsan Düşerim (Bir söz bu kadar anlamlı gelemezdi, yıkanınca geçmiyor cidden!)
*Kadınlar bile kullanıyor mu nedir bu kokuyu? (Al işte kafayı sıyırmışım)
*Dilara ile Marmara Üniversitesi’nde takılmak. (Kızın biri bana bakışlarını yakaladığım için ay gerizekalı dedi ve ben de Mimar Sinan’da olduğuma deli gibi sevindim. Marmara’da barınamazmışım, onu anladım ve Mimar Sinan’da gördüğümüz dersler hem ustalarından hem de etkili bunu anladım. Mimar Sinan’ı öpüp başıma koydum.)
*Gece moralim bozuldu depresyondayım an itibariyle.

5 Mayıs 2010 Çarşamba
*Kulaklığım dışarı yayın yaptığı için takmadan da dinleyebiliyorum.
*Saçma salak olaylar ama güzeller. (Anlamlı kılanın ben olduğum bir başka boyut var bu tarz şeylerde)
*Dini konulara daldık okulca. Çağrı filmini izledim bi 23. Kez falan. (Neden bu film?)
*Yağmurda yürürken gökyüzüne bakıp gülümseyen adam Tanrı’ya gülümsemektedir. (Bunu ben buldum. Öylesine bir hikayemde öylesine bir görüntü olarak ortaya çıkıp bunun anlamını bulan bir görüntü.)
*Puanı yüksek olduğu için, sinema sevmiş olduğu için gelen çok bizim okulda. Ama sinema yapmak için gelen adam çok az. (Ben neyim peki? Bir başkası benim hakkımda ne düşünüyor ben bu okula neden gelmişim, bilen var mı?)
*Mucizeler çağında yaşamak isterdim. Bir peygamberi görmüş olmak. (Sanırım bu ciddi bir istek)
*Duygu hoca “kâbusu iyi çekin” dedi. (Yorumsuz umarım çekeriz dedim)

6 Mayıs Perşembe
*Bugün bebek atölyesinin son günü olmakta. Ve ben okula gitmemek için her şeyi yapardım. (Sabah ağlıyordum ve birkaç lityum birden içmeden normale dönemedim.)
*Otobüste önüme oturan takım elbiselinin kokusunu duymak için hareket yapmak. (Hani vardır ya bir koku duyarsınız o tarafa doğru bir kafa hareketiyle koklarsınız falan öyle bir şey)
*Beni yere itti. (Valla itti yalan değil)
*Bebek çekimleri bitti 14.30 falandı.
*Ben tatminsiz bir insanım. (öyleyim)
*Tatminsizlik duygusuyla savaşıyor. Bu iş kimi tatmin eder ki. Bebek bile olsa benim bu duyguyu hissetmem gerekiyordu ama işte çok mutsuzum. Çok mu şey istemişim? (Bilmem)
*Telefonundan müziği kulaklıksız dinleyen şahıs. (Çok gıcık bir durumdu otobüste hem de yani)
*Benim için etkileşimin yaşandığı her an önemli. (Kesinlikle önemli. Her etkileşimle garip bir anlamda o bilmese de bağlanıyorum)

7 Mayıs Cuma
*Okulda boş geçen bir öğleden önce. (Yalnızca sinema dergisi okudum)
*Okuldan çıkmak ve Emir, Dilara, Deniz üçlüsüyle buluşmak.
*Topkapı Sarayı, Kadıköy, pilavcı. (İlk kez Kutsal Emanetleri gördüm ve inanamıyorum şu anda o gerçekten Hz.Musa’nın Asası, o kılıçlar bildiğimiz savaşlarda kullanılmış kılıçların gerçeği, o eşyaların hepsi yalnızca tarihini bildiğimiz zamanlara mı ait inanamıyorum buna, o kadar uzak bir gerçek gibi geliyor ki…) (Ayrıca pilavcıda pilav yemek konusundaki önyargılarım yıkılmıştır gün itibariyle, tekrar tekrar gidip yenilebilir XD)
*Eve dönüş.
*Emir pilavcıdayken bana; “Ne kadar mutsuz yemek yiyorsun?” dedi. Deniz de aynı şeyi söylemek istediğini söyledi. (Bu durumda ben yemek yerken neden mutsuzum diye sormak bana kalıyor)
8 Mayıs 2010 Cumartesi
*Yazarken bile hala etkisinden midem bulanıyor. Dün kabus sahnesini bitirdikten sonra uyuduğumda hiç rüya görmemiştim. Sandım ki düzeliyor kabus görmüyorum artık. Dün akşam hatta sabaha doğru (çünkü bu kabusla uyandım) rüyamda birini(O da okuldan biri) bir adamın elinden kurtardım ve aynı adam bana tecavüz etti. Ve beni onun elinden kısmi olarak kurtaran Seda’ydı. Korkunç bir rüyaydı üstelik mekan da yaşadığım yerin yakınlarında bildiğim bir yerdi.
Üstelik anlamı da; Rüyada tecavüze uğradığınızı gördüyseniz, aşk hayatınızda birtakım sorunlar yaşayacaksınız belki de ayrılacaksınız. (Rüya saçma salak, anlamı ondan daha salak XD)
*Valla sayacaktım kaç tane cam sildiğimi ama o kadar yorulmuşum ki saymaya halim yoktu. Üstelik nerdeyse cam silerken düşüyordum. Malum o kadar çok düşünürsen sonu böyle oluyor. Allahtan tek katlı bir ev.
*Kına gecesi

9 Mayıs 2010 Pazar
*Dün gece abartıp 3 kâbus gördüm hala etkisinden bunalımlı dolaşıyorum. Uykusuzum, çok yorgun hissediyorum. Sürekli bölünen uyku ne kadar dinlendirir sorusunun cevabıyım: Hiç.(Kabuslarımı anlatmamalıyım. )
*Zihnimi meşgul eden bir ayrıntı; ben ona sen benimleyken onu düşünüyordun dedim ve buna hiçbir tepki göstermedi. Bu durumda ben düşündüğümde haklıymışım ve bu durumda da ne oluyor?? (Sonradan bu yazdığımın ona sevgili msnim tarafından gönderilmediğini öğrendim.)
*Nikah bir fiyaskodur.

10 Mayıs 2010 Pazartesi
*Ben sadece hayatı deniyorum. (Yaşananlara şöyle bir baktığımda elde ettiğim sonuç budur)

11 Mayıs 2010 Salı
*Bugün dedim ki ulan alınmayacak olsa ütopyamda bu kokuyu yasak ederdim. Alınmazmış bu durumda yasakladım gitti!. Yıkanınca bile çıkmıyor koku ne kadar sıktıysam üzerime. Bütün kıyafetlerime bulaşmış. (Giymediğim kıyafetlere de dolaba astığım kıyafetlerimden bulaşmış)
*Capture yapmak bile bir sorun. (Valla öyle şimdi yalan yok)
*Teoman ayağa düştü. (Teoman’dan soğudum bugün, ne öyle üniversite bahçesinde hoparlörle Teoman açıp dinlemek, ne kadar saçmadır…)

12 Mayıs 2010 Çarşamba
*Cingöz Recai’ye sinir oldum. Adam hem Arsen Lüpen’i alt etti hem de Sherlock Holmes’ü tuzağa düşürdü. Yok böyle bir şey ya. Hem Mehmet Rıza’ya da yazık değil mi?
*Hadi Sayanora! (Sabah nerden geldiyse geldi aklıma Hadi Sayanora nedir ya Yarı Türkçe yarı Japonca XD Zaten bugün Julia Sax diye bir kısa film izledik orda da İngilizce konuşma modasından bahsediyordu ve herkes yarı İngilizce yarı Türkçe konuşuyordu.)
*Aşık olacağım hatta olduğum adam dünyanın en şanssız adamı olurdu onun için aşık olmaktan vazgeçtim ve ruhumu az kullanılmış olarak şeytandan geri iade etmesini istedim hala bana geri dönmesini bekliyorum. (Vallahi vazgeçtim.)
*Gençler çürüyor yapacak bir şey yok.
*Kızıyor ama kızıyor gibi değil (Sami hoca bugün işte bir filmi anlatırken, öyle dedi adam kızıyor ama kızıyor gibi değil nasıl yani!?)
*Sonunda aradı mutluyum. (ya evet, eski dostların seslerini duymak iyi geliyor bana)
*Neye kime sinirlendim bilmiyorum.
*90’larda çekilmiş kısa filmlerin tadı bir başka oluyormuş bunu anladım.
*Sami hoca bile Japonlardan bahsetti bugün.

13 Mayıs 2010 Perşembe
*Hayatında nasıl bir yol açtığımı merak ediyorum
*Hepsi sıcak yüzünden (Vallahi geberiyorum sıcaktan kendi adıma)
*Rammstein’dan sonra MFÖ dinlemek nedir ya (Benim mp3üm sağolsun dinletiyor adama.)
*Kedinin arkasından “Sen sevgiden ne anlarsın salak” diye bağırmak (Günün en anlamlı sözüdür eminim, kediye bunu söylemek. Sonra kaçıp gidip tekrar yattığı köşede bir kez daha sıkıştırınca çareyi gene kaçmakta bulmuştu XD)
*Bütün gün pudra şekeri yemek mutluluğu.
*Hem sinir bozucu, hem manyak mutlu bir gün… Dostları olmalı insanın, kravat alabildiği, saçmaladığı, güldüğü, plan yaptığı, konuştuğu, konuşamadığı, kırıldığı, sinirlendiği…

14 Mayıs 2010 Cuma
*Gene okulda çilek yerken gözümün önünde… (Hatırlarsınız ki daha önce de okulda çilek yerken karşımda olduğundan bahsetmiştim bugün gözlerimi kapatmışım ilk çileğimi ağzıma götürmekteyim ve aklımdan şimdi karşımda olsa diye geçiyor gözlerimi açıyorum karşımda bir yerlerde oturuyor. Oha yani tesadüfün bu kadarı olabilir diyorum!)
*Çilek yemeyi seviyor olabilir mi? ( Heh bak bu da başka bir tesadüf şimdi ben çileği çok seviyorum ya düşünüyordum ki yemeğe gelen herkesten birer çilek alsam bir sürü çilek yemiş olurum. Bir baktım bu herkesten çilek alıyor.!!! Mutlak kader demek istiyorum!)
*Bütün gün boş boş bekledikten sonra kabus dekorunu temizlemem gerekti tek başıma. Dizlerim soyuldu, bacağım kesildi, ellerim mahvoldu, cif yüzünden gözlerim yanıyor. Suç bende! (ayrıntılı bilgi bir başka blogta)
*Kardeşim bilgisayardaki verileri kaybettiğini söylüyordu. Annem o sırada günün en anlamlı sözünü patlattı: Yere falan bak oralara düşmüştür! (Tamam kadın bilmiyor da söylüyor ama gayet de süper bir cümle sarfetmişti! XD)




Bu durumda Mayıs'ın ikinci yarısında görüşmek üzere herkese güzel Mayıslar (:

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Çok Geç!

Bahçedeydim
Eskiden olduğu gibi erik ağacından topladığım bir sürü (elimin alabildiği demek daha doğru olur) erikle birlikte yere çimenlere erik ağacının altına uzanmışım
Dertsiz, tasasız, bütün sıkıntıları unutmuş olarak
Yalnızca gökyüzüne bakıyorum.
Masmavi,
Görüntüme rüzgarda sallanan erik ağacı dalları giriyor
Bir de uçan kuş bir uçak.
Hareketi takip etmiyor gözlerim böyle bir anda.
Uçak yada uçan kuş uçup gidiyor yalnız masmavi gökyüzü kalıyor çerçevemde
Bakıyorum, bakıyorum
Sıkıntılarımı düşünmüyorum
Gelecek mutlu ya da mutsuz günler de değil düşündüğüm
Ya da şimdi de değil
Yalnız Ay Savaşçısı izlediğimiz o çocukluk günleri geliyor gözümün önüne
Kimin hangi savaşçı olacağını deli gibi tartıştığımız
Benzer takıları takınarak Ay savaşçısı olduğumuz
Dönüşüm sözlerini ezbere bildiğimiz
Açılış şarkısını anlamadan sevdiğimiz
Duygusal bir anında göz yaşlarının çeşme halinden akabildiği o günler
Şimdi de aynı şeyler oluyor ama şimdi farklı
Şimdi biz farkındayız neyin ne olduğunun
O çocuk saflığımızı almışlar elimizden
Nereden geri döneriz o günlere
Yok değil mi öyle bir seçeneğimiz yok işte
O çocuk saflığında düşünülen Ay Savaşçısı’na geri dönmek istermişim.
Bütün masmavi gökyüzü tek bir şeyi çağrıştırmış işte.
Küçük Prens bile dünyaya geldiğinde ne kadar saftı.
O bile şu dünyada saflığından parçalar bırakarak döndü geriye eminim.
Bu dünya bize saflığımızı koruma şansı vermiyor.
Dünya düzelmiyor, gelişmiyor, modernleşmiyor
Gittikçe kötüleşiyor,
Aslında kötüleşen dünya değil insanoğlunun bencilliği
Almış başını gidiyor.
Nasıl yaşar böyle insanlarla bir arada Küçük Prens.
Evet gökyüzü masmavi ve ben sıkıntılarımdan arınmıştım değil mi
İzin vermiyor ona işte. Verse dünyalar benim olurdu.
Bütün rahatlık birkaç dakika sonrası gene aynı
Nasıl yaşarım bu dünyada ey insanoğlu?
Gökyüzü masmavi, hatta biraz kapalı şuanda
Çünkü akşam oluyor, çağırılmadan kalkmamaya kararlıydım
Geldiğimden beri orada öylece yatıyorum
Bir arkadaşıma kafamı dinlemeye gidiyorum dediğimden beri.
Bütün gürültüleri eliyorum kulaklarımdan
Bir kuş cıvıltısı
Yakında bir yerde yavru kedilerin miyavlamaları kalıyor
Rüzgarın sesi,
Bir de ne olduğunu hatırlayamadığım o garip melodi geliyor
Arzularım yatışıyor
Ruhum huzur buluyor mu
Bulmaz, dedim ya şeytana satmıştım diye
Geri iade edilmedi henüz bekliyoruz
Hava gittikçe kararıyor
Sonunda ilk önce Boncuk geliyor yanıma neden buradasın diye sormaya
Sonra evden biri yemeği haber veriyor
Kalkıyorum
Huzursuzluğumun huzurunu bozmakta olduklarını bilmiyorlar
Ayaklarım da üşümüş
Erik ağacına teşekkürlerimi iletip yürüyorum
Ayaklarım çıplak
Ruhum hala kayıplarda
Bedenim yaşadığından bihaber…


Bunu hangi ara mı yazdım, eve gelince yazdım, düşündüklerimi unutmamış olmam bir şans, aslında sürekli olarak keşke kağıt kalemim olsa dedim durdum ama keyfimi de bozamadım. Hatırladığım her şeyi yazdım. Bizim için geç biliyorum ama yeni nesil için durum bizden daha vahim! Onların sığınacakları bir Ay Savaşçısı yok!!! Neden yalnızca kendimizi düşünmek zorundaydık ki!

Günlerinizi nasıl geçirmek isterseniz öyle geçirin, o kadar dünya yorgunu hissettim ki iyi bir dilekte bulunamıyorum…

11 Mayıs 2010 Salı

Mahalleye Kamera Geldi!

Bugün 8-9 Mayıs tarihlerinde gittiğim kına gecesi ve nikah hakkında bir yazı yazıyorum. Hatırlarsınız, Kurbağa’nın Düğünü yazımda bir nişana gittiğimden bahsetmiştim. İşte bu da aynı gelinin kına gecesi ve nikahı. Hatunun bulduğu adamın ailesi fazla cimri olunca düğün olmadı nikahtan sonra kızı bildiğin kaçırdılar ama sırasıyla anlatacağım olayları o nedenle neden blog başlığım bu onu da az sonra öğreneceksiniz. Başlıyorum.

Cumartesi günü- Kına Gecesi
5-6 gibi gittik. Tabi gitmeden önce evde hazırlanırken çorabımı bir giydim anında kaçtı. Topuklu ayakkabılarla koşa koşa (nasıl koştuğumu siz tasavvur ediniz) markete gittim yeni çorap aldım. Hatta markette bayanın biri bana aldığınız çorap ayağınızdaki mi diye sordu. Evet dedim. Rengi güzelmiş dedi. Öyle dedim çıktım. Gittik. Bu sefer daha güzel bir elbise giymiş kızımız kırmızı kırmızı. Ama makyaj kötüydü. Neyse daha öncede söylediğim gibi aile nişan kına gecesi düğün her türlü şeyi çekmem gerekiyor ya amcam hemen beni arıyor dışarı çıktım nerede kameraman diyor. Bu sefer tripod falan da götürmüştüm elde çekince çok sallanıyor falan diye. Kurdum ettim daha çekmeye başlamamışım başında dikilmek istemiyorum. Gittim takılıyorum öyle. Çocuklar kameranın başında. Düşürürler dediler. Gittim başına açtım kamerayı çocuklar sürekli kameranın önünde oynuyorlar. Arkadaşları geliyor izliyor gülüyorlar bir şeyler oluyor falan. Ben de ekranı tersine çevirdim oynayanlar görsün diye. Nasıl olay oldu anlatıyorum işte XD Sonra sıkıldım bıraktım ama. O nasıl bir çocuk kalabalığıdır. Mahallenin tamamı çocuktan oluşuyormuş gibi hissettim. Yetişkinden çok çocuk vardı yani.
İşte bu yüzden blogumun adı Mahalleye Kamera Geldi. Öyle bir şey ki çocuklar hayatlarında ilk kez kamera görüyor gibiler. Warhol’un “Bir gün herkes 15 dakika ünlü olacak” sözünü haklı çıkartmak istercesine kamera önüne geçmeye hevesli bir nesil daha yetişiyor. Üzülüyorum. Çünkü hatırlıyorum da ben çocukken biri fotoğraf çekmek istese pek az istekli olurdum. Kameralardan kaçardım falan ama utanmak değildi. Yalnızca kameranın varlığı beni rahatsız ederdi, ne gerek vardı. Şimdi öyle değil, gördüğüm üzere. Üzücü bence şimdi buradan şuraya bile çekebilirim konuyu. Bir gün birisi kalksa bu mahalleye gitse (iyi niyetli gözüken kötü niyetli kimseler) çocuk oyuncu aradığını söylese, koşulsuz şartsız bu adamlara çocuk teslim ederler o kadar hevesliler. Ee bu durumda şu ortam insanların suç işlemesine uygun bir ortamdır. Bu durumda suç oranının artması kaçınılamazdır. Öyle değil mi?

Neyse hadi bunun da şimdi eğlenceli kısmı küçük kızlar işte duruyorlar kamera önünde, yanımda falan. Biri birini itiyor sürekli hadi söyle hadi söyle diye. Kız geldi yanıma “Abla bugün çok güzelsiniz” dedi. Şaşırdım güldüm.

Pek eğlenceli bir kına gecesi değildi aslına bakarsanız. Her şey çok baştan savma idi. Ben kız adına gayet de üzüldüm yani nasıl bir aileye düştüyse. (Aile hakkındaki düşüncelerim nikahta da devam edecek) Hele damat gene felaket bir giyiniş sergilemişti. Hadi onu geçtim kızın kendi kardeşleri bile günlük ya da mahalledeki bir komşunun kınasına gider gibi giyinmişlerdi.
Babam kamerayı düşürdü uzun süre fluya düştü kaldı kamera. Düzeldi sonra. Halbuki ben adama kamerayı da tut demiştim beni dinlemedi.

Kına yakılırken de çocuklar ayağımı ezdiler ayrıca. En nefret ettiğim şey. Bir de topuklu giymişim düşünün. Defalarca ayağıma bastılar ezildi ayaklarım. Sonunda kovdurdum çocukları. Zaten ne saçma bir şeydir kına yanacak ön saflarda çocuklar doluşmuş izliyor falan. Bunların aileleri yok mu ya!!!

Kına bitti biz evdeyiz, kendi çapımızda eğleniyoruz kızlarla içerde. Gelinin başına örtülen kırmızı başörtüye taktım kafayı geçirdim başıma. Herkes çok yakıştı hemen seni evlendirelim moduna daldı.

Bu kınada başka bir şeye sinir oldum mu hatırlamıyorum. Gelirse yazarım. Sonuçta vasat buldum.

9 Mayıs- Nikah
İlk kez bir nikaha gidiyorum. Bu kez kısa bir elbise giydim. Rüzgar da vardı kamerayla çekim yaparken bile etek tutmam gerekti. Yanlış zamanda giydiğim yanlış elbiseler kategorisine girdi bugün de.

Ben bu kadar saçma salak bir aile görmedim. Şimdi benim hayatta yapmayacağım şey düğün arabası önünü kesmek. Ama babam illaki yapacaksın falan filan zorla sokağın ortasına koydu beni. İlla zarf dağıtmalarını sağlamam gerekiyor. Tabi bir sürü çocuk dün de bahsettiğim üzere. Adamlar diğer pencereden babama verdiler zarfları sonra gittiler biz de peşlerinden. Neyse zarfları açtım arabadayken. Hakikaten çok kızdım. Zarfların hepsinin içinden PEÇETE çıktı. Görenin cidden ne gerizekalı bir aile diyeceği bir durum bence. Babam sinirlendi. Gelin arabasının önünü kesti ki bu konvoyun içinde 10. Sırada falandık nasıl hız yaptı nasıl önünü kesti. Arabadan indi ya boşver bırak diyorum hayır diyor. Mecburen ben de indim, çekiyorum damat cebinden çıkardı verdi! Anca ondan sonra gitmelerine izin verdi babam. Tabi bu arada çekiyorum dediğim çektiğimi sanıyormuşum XD Kayıta basmamışım. O da benim salaklığım.
Sonra nikah salonunda gelin arabasını kullanan salağı gördük işte şey dedi biz kameramana sonradan verecektik zaten. Ayrıca bana dur demeseler sen beni yakalayamazdın. Babam onun yaşı kadar süredir şoförlük yapacak o ona bunu diyecek ben orda bir süre güldüm falan.
Kısa elbisemle de ne kadar insanı etkilediğimi bilemezsiniz ayrıca. Özellikle bir konuşma çabaları ve benim gayet soğuk bakışlar atmam görülmeye değer vakalardan.
Nikah salonunda çekim yapmak yasaktı. Gayet illegal olarak çekim yaptım ve sürekli çekim adamın gelip yeter artık çekme çekim yasak demesiyle kesildi falan.

Nikahtan sonra kızın ailesinin elini öpmesine bile gerek görülmedi. Hemen arabaya bindirildi götürüldü falan. Bu kadar da yangından mal kaçırma modunda olunmaz ki ama!

Lahn şimdi aklıma geldi iki gündür bir kadın görüyorum hem kınadan önce hem nikahtan sonra bana sosyete Tuğba dedi. Noluyoruz dedim. Nerem sosyete lahn benim! Yok öyle bir şey! Sinir oldum ama hiçbir şey yokmuş gibi davrandım. Biz seni böyle ayırt ediyoruz ablandan falan dedi. Garipti. İşte kızını gelin eden yengem de sürekli gelip bana sarıldı. Onu da anlamadım. Sonra çay dağıtırken de bana yaşımı sordu. 20 deyince tüh falan dedi. Onu da anlamadım. Gayet anlamsız bir akşam olmuş yani.

Aslında haftasonum tümden anlamsız bence.
Bir daha gitmem kına gecesi düğün falan demek istiyorum ama gene zorla götürecekler biliyorum. Mecbur bırakılıyorum. Öfkeliyim sinema okuduğuma ya da ailede kameralarla içli dışlı olabilen tek insan olduğuma öfkeliyim diyelim.

Herkese bol düğünsüz kına gecesiz nikahsız günler geceler diliyorum.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Nisan'ın Bilinmeyen Etkisi 2

Of geç kaldım Mayıs oldu bile =( Neyse işte Nisan’ın ikinci yarısı :) Bu yarısı ilk yarısından daha atraksiyonlu kanımca. .Merak etmeyin daha kısa olacak.

16 Nisan 2010 Cumartesi

Aslında ne kadar mutlulukla bahsedeceğim günüm ciddi anlamda iyileşmeyecek yaralara neden oldu. Günüm güzeldi Emir geldi. Gerçekten yeni bir dostum olduğunu düşünüyorum hem de suskunluğumu paylaştığım…Keşke ilk blogumu daha erken yazsaymışım da bugünü yaşamak zorunda kalmasaymışım.
19 Nisan 2010 Pazartesi

* Hava artık bir karar vermeli bence. (Evet ya sürekli bir güneşli bir bulutlu bir sıcak bir soğuk sıkıldım)
* Sanırım hayal kalmak en iyisi çünkü ben hiç gerçek olmadım. (Ya öyle işte. En gerçek olduğumu düşündüğüm zamanlarda bile hayal kalmışım ya ne diyeyim. Bir gün gerçekten gerçek olabilecek miyim?)
* Ben hiç baharda âşık olmamıştım. (Aşk demeyelim hoşlanma diyelim. İlk kez baharda hoşlanıyorum birinden. Bu benim için yeni bir şey)
* Onu benden daha mı çok sevdin Sina, sitem etmeliyim sana. (Ediyorum ama içimden)
* Gene de beni hiç sevmemiş biri ilkim oldu, bunun için bile affetmeyebilirdim seni. (Yorumsuz)
*Filmlerde sevişenler gerçekte de sevişirler mi acaba? (Aaa :D Bunu çok merak ediyorum. Sonuçta filmi çekerken öyle yakınlaşıyorsunuz ki seyirciye bunu gerçek olarak verebilecek kadar yakınlaşıyorlar işte. Peki bu yakınlaşmadan kendileri de etkileniyor mu, birbirlerinden hoşlanıyor ve sevişiyorlar mı merak ediyorum)
* Filmlerde ölen insanlara kafayı takmak. (Şöyle bir şey bu, gözümüzün önünde ölüyor doğal yada doğal olmayan sebeplerden. Bütün konuşmalar bir anda benim için yok oluyorlar. Ölü nefes alıyor mu diye izliyorum. Çoğunlukla nefes alıyor tabi ki. Ama fark edemediklerim de oluyor. Ama Alfred Hitchcock filmlerinde bile gördüm nefes alan ölü. Sanırım filmlerdeki ufak şeylere takmak gerekiyor. )
* O bir başka arkadaşıma âşık gibi görünüyor. (Ertesi günü bekle)
* Parmaklar… (Bunu da yorumsuz bırakıyorum ama gördükçe gülüyorum.)
*Bugün kabusu çekeceğimiz alana karar verdik. (Ömrümü bir kabus sahnesi için tüketebiliyormuşum)
*Sevdiğim insanın yanında uyuyamam ben. (Belki gören şey diyecek onun yanında uyumanın da bir başka tadı var falan. Banane!. Ben uyumam, hatta o istiyorsa uyusun dilediğim kadar onu seyredeyim. Çünkü uyurken yalnızca uyumuş oluyorsunuz, belki sabah kalkıldığında yanında olduğunu görmenin mutluluğunu yaşamaktır tek amacınız, bense rüyalara ve uykuya tercih ederim ona sarılıp onu izlemeyi ve tabi bu da bir başka tüketim yolu aslında)
20 Nisan 2010 Salı
* Benden çaldıklarınla yaşıyorsun. (Nasıl bir cümle bu! Dehşet!)
* Şemsiyeler (Gene yağmur gene şemsiyesiz ben, gene ıslanmak)
* Ses dalgalarının ritmini duyumsamak.
* Nergisler dikmişler Dolmabahçeye. (Otobüsle giderken gördüm, fotoğraf çektirmeyi isterdim)
* Arkadaşlıkları sorguluyorum, başkasının mutsuzluğu düşünülmeden atılmış adımları.
* Sildim
* En takıntılı olduğum almak istediğim, ancak hala alamadığım ayakkabıları giyiyor, inanamıyorum, geçen gün fark ettim. Stan smith giyiyormuş (:
* Sildim
* Bugün uğur böceği görünümlü pastayı yedim. İyi olmayan midem daha da kötüleşti. Eskiden mutluydum yiyordum, midem o kadar rahatsız etmiyordu. Ama son olanlar her şeyimi altüst etti. Tabi bunda benim içtiğim bir düzine kadar lityumunda etkisi vardır illaki. Ayrıca lityum üzerine içilmiş alkolün de etkisi diyelim. Midem yürüdükçe daha çok rahatsız etti. Oturdum bir yere. Kahve içtim. Mide bulantıma baş dönmesi ve terlemede karıştı. Sonra bayılmışım. En korktuğum şeylerden biri Taksim’de başıma geldi yani. İyiyim diyerek ayrıldım. Kadıköy’den babama aldırdım kendimi. Eve geldim duş aldım. Yalnızca oturuyordum ki saatler sürecek bir hissizlik yaşadım sol ayağımda. Oynatamadım, ama acısını bolca hissettim. Neden böyle oldu bilmiyorum… Düzeldim mi hissetmiyorum. Öyle bir gündü işte.
* O arada gülen yüzlü rozetimi de kaybetmiş bulunmaktayım. (Yenisini bulamadım benim rozetimden yoktu.)

21 Nisan 2010 Çarşamba
* Evden çıkarken yağmur yağmıyordu ama Kadıköy’de müthiş bir yağmur ben tabi kaçmadan yağmurda usulca yürüyen bir yağmur sever. Kime takıldım derseniz, takım elbiseli genç beyefendiye takıldım. Hazırlıksız yakalanmıştı yağmura ben gibi. O kaçtı, ben güldüm, yürüdüm.
* Bu aralar otobüslere sinirlenmiyorum.( Fark ettiniz mi?)
* Sildim.
* Gene sildim.
*Dün başımı çarptığım için baş ağrısı çektim uzun süre, Duygu hoca gelmezse giderim demiştim kendime ama geldi. Hatta kızdığı için ve oturdum ağladım. Ağlamak daha da kötü etti. Üstelik moralim bozulduğunda midem de daha çok bozulduğu için mide bulantım da arttı. Eve zor geldim diyebilirim. Hava sıcak olmadığı halde müthiş sıcak hissediyordum. Geldim ve sabahtan beri bir şey yememiş olmama rağmen hemen yattım uyumam gerekiyordu. Hiç değilse baş ağrım geçmiş oldu.

22 Nisan 2010 Perşembe
*Sabah doktora gittim, içtiğim fazla ilaç ve üzerine aldığım alkolden dolayı bir süredir lityum zehirlenmesi yaşıyormuşum yani durum onu gösteriyormuş yoksa tahlil falan yaptırmadım, iyi ki ölmemişsin muhabbeti döndü biraz. Neyse raporumu aldım bir senelik ilacımı almak için. Doktor reçeteme tarihi iki yıl sonrasının tarihini atmış, yani 2010 değil 2012 yazmış. Gidip tekrar reçete yazdırmak zorunda kaldım ama fazlasıyla ilacımı aldım. Yapılmaması gereken bir şey bence. Sonuçta intihara meyilli olmak gibi bir durum varsa ortada bu kadar çok ilaç verilmemeli (ki şuanda masamın altında duruyorlar her an içebilirim:D) öyle işte aldım ilaçlarımı geldim.
*Okula gittim sonra, süslendim, püslendim. SBY ile buluşacağız malum. Yoklama verip Taksim’e gittim. SBY ve 3 arkadaşı ile buluştuk. Tophane, Galata, Sirkeci dolandık öyle baya bir. Sirkeci’ye en son okulun en başında Savaş Bey ile gitmiştim. Özlemişim. Onunla konuşmayı da özledim. Onunla son oturduğumuz yerde oturduk falan. Midem kötüydü. Hatta yalnızca bir konuda konuşunca kötü oluyor onu fark ettim.
*Neyse dolaştık, sonra da Kabataş’a geri dönmek için tramvaya bindik. Ama sayemde yanlış yöne bindik. Gülhane’ye gelince fark edip geri döndük. Saat 5’i geçtiği için ben mecburen ayrıldım. SBY ve arkadaşlarını sevmiştim, hatta bütün günü onlarla geçirecek kadar sevdim. Ama işte kader. Karşıda oturmak böyle bir şey. Hava güzeldi. Ben de neşeliydim.
*Eve geldim. Burası da ayrı bir şey. Hani bildiğiniz hissettiğiniz şeyler vardır ya. Gerçek olduğunu bilmek güzel bir şey. Onu anladım tekrardan. Doğru anlamış olmayı seviyorum. (Seviyorum kız seni (L ))

23 Nisan 2010 Cuma
* Bayram dolayısıyla Sünger Bob çizgi filmi bir sürü gösterdi CNBC-e. Anladım ki aşırı izlendiğinde insanda deli gibi hamburger yeme isteği uyandırıyor.
* Hilal’le Maltepe’yi dolaştık bütün gün ve elbise baktık. Kimyamın uyuştuğu nadir insanlardan birisi ve eğlenceli bir gün geçirdik. Martı deniz yıldızı tuttu, milkshake içtik. Sahilde dolaştık, eski evlere baktık, recep ivedik’ten bile bahsettik. Güzel bir elbise aldım.
24 Nisan 2010 Cumartesi
*Bir arkadaşım Japonlara benzediğimi söyledi. Benzediğime çok sevinirdim ama ben benzetemiyorum. Yorum istiyorum gerçekten benziyor muyum?
26 Nisan 2010 Pazartesi
*Onlardan rahatsızlık duyuyorum. (Sonra söylerim kim olduklarını)
*Zaten böyle rüzgârlı bir günde mini kırmızı ekoseli pilili etek giymek gibi bir yanlışlık yapmışım biliyorum, ama kronun biri tarafından da güzelim arkandan bakıyorlar cümlesini duymak pek güzel olmuyor.
*Bu arada vazgeçtim yapacak bir şey yok:)
27 Nisan 2010 Salı
* Uyumak için evde kalıyorum ama sabah 9’da uyanıyorum, bir daha uyuyamamak üzere. (Bu nedenle kalkıp Müge Anlı izliyorum. Müthiş bir sabah)
*İstanbul’da Sonbahar sözleri. (Sabah dokunmuş olacak canım acıdı)
*Her şarkı bir ruha dokunmuştur. (Öyledir)
*Emir’in tiyatrosu vardı. Deniz, ben ve Merve üçümüz bugün onu izlemek için Doğuş Üniversitesi’ndeydik. Merve de benim en sevdiğim bayıldığım arkadaşlarımdan. İyi ki arkadaş olmuşuz dediklerimden yani. Brecht’in Üç Kuruşluk Opera’sını oynadılar. Ben beğendim. Zaten müzikal nasıl beğenmem. Polis Şefi’ni sevdim ayrıca. Bunu Emir’le konuşmalıyım. Karakteri yansıtması açısından fevkalade buldum. Emir’in karakterine öldüm. Bana Meet The Feebles filminde kurbağa Kermit’e uyuşturucu satan kurbağayı anımsattı. Bir de şu anda adını hatırlayamadım ama erkek kılığındaki kızı da beğendim. Sustalı mac’i oynayan bana sevmediğim bir tarzı hatırlattığı için pek hoş bulmadım. Baba rolündeki babanın sesi o değilse ve rolün etkisi için değiştirmişse sesini müthiş. Kıyafetler döneme uygun özellikle Sustalı’nın kıyafeti; yelek, ceket ve pelerinin üçünün aynı kostümde olması yaratıcı bir düşünce. Tamam yeter bu kadar sevdim işte! :D

28 Nisan 2010 Çarşamba
* Sami hoca gene. (Bu konuda bu dönem sonunda ayrıntılı bir blog yazacağım)
*Ben belki de Küçük Prens’in gezegeninden ayrılırken gülünün üzerinde bıraktığı tırtıldan oluşan bir kelebeğimdir. Küçük Prens’in geri dönüşünü gülle beraber bekleyen… (Hayır, hayır o yalnızca isim benzerliği ben yalnızca Dünya’ya anlamaya gelmiş bir Küçük Prens’im, bir gün bir yılan zehriyle birlikte gerçek gezegenime döneceğim.)
29 Nisan 2010 Perşembe
*Günümün yarısı kovulmakla geçti. (Alınmayacağım ama bu kadar çok söylenince yoksa gerçekten gitmem mi gerekiyor diye düşünmeye başlamıştım)
*Bugün kâbus dekoru için çekeceğimiz yerdeki eşyaları kaldırdık. Sildik, süpürdük, temiz oldu. Sedyemizi de koyup yapabileceğimiz her şeyi yaptık işte.

30 Nisan 2010 Cuma
*Bugünü sevdim, tamam başlangıç olarak pek güzel değildi. Dilara mesaj attı. Topkapı sarayını gezmeye gidiyormuş, buluşalım dedi. Saraya gidemedim ama o gezdikten sonra buluştuk, yürüdük, yemek yedik, tekrar yürüdük, mısır çarşısından lokum aldık, rüzgarda her tarafımız pudra şekeri ola ola yemeğe çalıştık. Yalnış vapura binip Üsküdar’a geldik. Gelmişken sahilde biraz dolaştık. Kadıköy’e gittik ve ayrıldık. Eve dönüşüm uzun sürdü. 8de evdeydim. Çok yorgundum yemek yiyip biraz uyudum. Misafir geldi. Uyandım. Gece uzun zamandır internette kalmıyordum. Eee Muhabbet de iyi olunca insanın gidesi gelmiyor(:

Herkese bol düşünceli Dünyalar…