12 Mayıs 2010 Çarşamba

Çok Geç!

Bahçedeydim
Eskiden olduğu gibi erik ağacından topladığım bir sürü (elimin alabildiği demek daha doğru olur) erikle birlikte yere çimenlere erik ağacının altına uzanmışım
Dertsiz, tasasız, bütün sıkıntıları unutmuş olarak
Yalnızca gökyüzüne bakıyorum.
Masmavi,
Görüntüme rüzgarda sallanan erik ağacı dalları giriyor
Bir de uçan kuş bir uçak.
Hareketi takip etmiyor gözlerim böyle bir anda.
Uçak yada uçan kuş uçup gidiyor yalnız masmavi gökyüzü kalıyor çerçevemde
Bakıyorum, bakıyorum
Sıkıntılarımı düşünmüyorum
Gelecek mutlu ya da mutsuz günler de değil düşündüğüm
Ya da şimdi de değil
Yalnız Ay Savaşçısı izlediğimiz o çocukluk günleri geliyor gözümün önüne
Kimin hangi savaşçı olacağını deli gibi tartıştığımız
Benzer takıları takınarak Ay savaşçısı olduğumuz
Dönüşüm sözlerini ezbere bildiğimiz
Açılış şarkısını anlamadan sevdiğimiz
Duygusal bir anında göz yaşlarının çeşme halinden akabildiği o günler
Şimdi de aynı şeyler oluyor ama şimdi farklı
Şimdi biz farkındayız neyin ne olduğunun
O çocuk saflığımızı almışlar elimizden
Nereden geri döneriz o günlere
Yok değil mi öyle bir seçeneğimiz yok işte
O çocuk saflığında düşünülen Ay Savaşçısı’na geri dönmek istermişim.
Bütün masmavi gökyüzü tek bir şeyi çağrıştırmış işte.
Küçük Prens bile dünyaya geldiğinde ne kadar saftı.
O bile şu dünyada saflığından parçalar bırakarak döndü geriye eminim.
Bu dünya bize saflığımızı koruma şansı vermiyor.
Dünya düzelmiyor, gelişmiyor, modernleşmiyor
Gittikçe kötüleşiyor,
Aslında kötüleşen dünya değil insanoğlunun bencilliği
Almış başını gidiyor.
Nasıl yaşar böyle insanlarla bir arada Küçük Prens.
Evet gökyüzü masmavi ve ben sıkıntılarımdan arınmıştım değil mi
İzin vermiyor ona işte. Verse dünyalar benim olurdu.
Bütün rahatlık birkaç dakika sonrası gene aynı
Nasıl yaşarım bu dünyada ey insanoğlu?
Gökyüzü masmavi, hatta biraz kapalı şuanda
Çünkü akşam oluyor, çağırılmadan kalkmamaya kararlıydım
Geldiğimden beri orada öylece yatıyorum
Bir arkadaşıma kafamı dinlemeye gidiyorum dediğimden beri.
Bütün gürültüleri eliyorum kulaklarımdan
Bir kuş cıvıltısı
Yakında bir yerde yavru kedilerin miyavlamaları kalıyor
Rüzgarın sesi,
Bir de ne olduğunu hatırlayamadığım o garip melodi geliyor
Arzularım yatışıyor
Ruhum huzur buluyor mu
Bulmaz, dedim ya şeytana satmıştım diye
Geri iade edilmedi henüz bekliyoruz
Hava gittikçe kararıyor
Sonunda ilk önce Boncuk geliyor yanıma neden buradasın diye sormaya
Sonra evden biri yemeği haber veriyor
Kalkıyorum
Huzursuzluğumun huzurunu bozmakta olduklarını bilmiyorlar
Ayaklarım da üşümüş
Erik ağacına teşekkürlerimi iletip yürüyorum
Ayaklarım çıplak
Ruhum hala kayıplarda
Bedenim yaşadığından bihaber…


Bunu hangi ara mı yazdım, eve gelince yazdım, düşündüklerimi unutmamış olmam bir şans, aslında sürekli olarak keşke kağıt kalemim olsa dedim durdum ama keyfimi de bozamadım. Hatırladığım her şeyi yazdım. Bizim için geç biliyorum ama yeni nesil için durum bizden daha vahim! Onların sığınacakları bir Ay Savaşçısı yok!!! Neden yalnızca kendimizi düşünmek zorundaydık ki!

Günlerinizi nasıl geçirmek isterseniz öyle geçirin, o kadar dünya yorgunu hissettim ki iyi bir dilekte bulunamıyorum…

1 yorum:

sizi yaratan tek nefisten ve ondan da eşini sükûnet bulsun diye.. dedi ki...

ay savaşçısı günler..beni nostaljiyle vurabileceğini biliyordun :)

Yorum Gönder