31 Temmuz 2010 Cumartesi

Kendini Şüpheli Gösteren Temmuz 2

Evett, nerede kalmıştık (:

17 Temmuz Cumartesi
*Kuzenimin kına gecesi var bugün. Hazırlık. Ses-kamera kurulumu için bir ton uğraştık orada. Ne için? Rezil bir akşam için. Olaylı bitti sonu. (Nurcan(benden iki yaş küçük kuzenim evlendi ) gelirken haber verilmediği için girişini çekmek adına onu çıkarıp tekrar alana soktum ama bana kimse çocuğun da ters taraftan gireceğini söylemediğine göre doğal olarak onu çekemem ben müneccim değilim. Bana gelip de sen Nurcan’ın nesi oluyorsun diye sormaya hakları yoktu, doğal olarak sinirlenirim. Cevap da onlara kapak olsun. Ben onların istediklerini çalmak da zorunda değilim. Kına gecesini kız tarafı yapar ve onun istediği olur. Ben onların istediğini çalmak zorunda değildim. Gelin evi ne isterse onu yaparım. Zaten olaylı bitti kına gecesi. Neymiş efendim niye gelinle damada aynı anda kına yakılmamış (Çocuk çıkarıyor olayı da). Bunu bu zamana kadar ailesi öğrenmediyse söylemekte yarar var, kıza kına kız tarafının adetlerine göre yakılır. Eğer sizin yörenin adetleri farklıysa o zaman kendi içinizden bir gelin alsaydınız kendinize!!!)
*Zaten elbisemin danteli de üzerine bastığım için yırtıldı. (Ben demiyor muyum uzun elbise giyemem basarım ona diye. Bastım işte. Tamam çok uzun değildi dizin bir karış kadar altı ama o kadar eğil kalk eğil kalk bastım işte.)
*Topuklu ayakkabılarla koşmak. (Sanırım ben 30 yaşıma da gelsem gene topuklularla koşarım.)
*Bir de oynayabilseler. (Benden halay çalmamı istediler, çaldım, oynayamadıkları şeyi niye isterler anlamadım.)
*Erkan abiye; sen yakışıklısın, buradaki kızlara bakmak için mi burada duruyorsun demiş adamın biri(erkek tarafından)???( Soru işareti işte ne len bu? Adam orada annesi istediği için duruyor sen ne karışıyorsun adamın yakışıklılığına, orada durmasına. Ayrıca şöyle bir bakarsam gayet objektif bir gözle orada bakılmaya değecek güzel kız bile yoktu, bizim taraftan birkaç kızı saymazsak.)
*İnsanın süper kahraman olmayı istediği zamanlar. (Olayların patladığı neredeyse kız tarafına silah çekileceği anda süper kahraman olup o çocuğun kafasını o duvarlara sürte sürte… Tamam sustum)
*Gecenin bir yarısı iş için aranmak. (Bilmediğim numaralara hep dikkatli yaklaşırım biliyorsunuz, tanımadığım bir numara kına gecesi dönüşü 3 kez aradı. Ben de çağrı attım aradığında da kardeşime verdim. Adam ismini söylemiş, tanımıyorum. Sonra Uçan Melekler’den isimler verince hatırladım. Saat 1’e çeyrek vardı aradığında. Pazartesi çekimi olacak bir kısa film için sanat asistanı olur musun dedi. Olurum dedim. )

18 Temmuz Pazar
*İş için Beşiktaş’a gitmem gerekti. Adam bana ben çağırdığım zaman gel dedi ama babam götürmeyi teklif ettiği için erkenden gittim. Beş saat bekledim. (Tek başıma olsam sanırım uyur kalırdım Beşiktaş meydanında. Allahtan kardeşim yanımdaydı.)
*T-shirt üzeri yazılarını okumak. (Saçma salak güldüm sürekli okuyup okuyup şimdi ne okumuş olduğumu hatırlamıyorum.)
*Yalnızca beklemek olduğu için mesele Beşiktaş meydanında oturup kaykaycı izledik kardeşimle. (Beklemek üzerine yüksek lisans yapmak istiyorum!)
*Geldiler de ne oldu derseniz bir şey olmadı çünkü bastırılması gereken gazeteyi bastıramadık geri döndük. (Baskıcılardan biri kapalıydı diğeri gazete basamayız dedi. 5 saat beklemenin sonucunda iş olmuş olsa içim yanmayacak yani ama öyle işte)
*Kurbağayı görmek. (Nedir unuttum. Neden söylemişim hiçbir fikrim yok.)
*Akşama düğün var kuzenimin. Bunun için eve acele gitmeye çalıştık. Geldim ütü yaptım. Giyindim saçımı-makyajımı yaptım ve şapkamı taktım. (Hazırım.)
*Halamın geliniyle aldığımız elbiseyle pişti olduk, aynı elbise. (Eve geldik hızlı hızlı, tam eve gireceğim, karşımda sarışın bir bayan, üzerinde aynı elbise. Ayakkabılarımı çıkardım ve kadına ilk söylediğim şey: Pişti olduk dedim. Neden dedi. Aynı elbise dedim.)
*Düğün Salonunun elektrikleri kesildi. Karanlıkta halay çekmeye devam ettiler, yok böyle bir aile! (Düğün salonunun elektriklerinin kesilmesi nedir ayrıca ya, insan gider bir hesap sorar. Ben elektrikler kesildiğinde ortamda ışık bulunmadığından gecegörüşüyle çekim yaptım kameramda.)
*18 yaşındaki kıza alınan gelinlik ve yaptırılan makyaj 30 yaşından yaşlı göstermişti. Nasıl kendine bunu yaptırmış anlamadım! (Gelinlik kiralıkmış ve gelinliğin askılarının biri kuaförde biri de arabada kopmuş. Saç ve makyaj ayrı bir felaket. Kocaman bir topuz (benim bildiğim o kızın o topuza yetecek uzunlukta saçı bile yoktu) siyah makyaj (hayrola gelinlikle cenazeye mi gidiliyor))
*Eve olaysız döndüğümüze sevinirken gelen bir telefonla düğün salonuna olay engellemeye geri gitmek. (Tabi Erkan abi salondan kovulur gibi çık(arıl)mayı hazmedemediğinden düğün salonunu basmak istemiş. Haklı da yapsa da harika olurdu bence. )
*Fotoğraf fotoğraf fotoğraf. (Düğünün tartışmasız en güzel kızı bendim işte:P)
*Yarın çekim var. (Erken yatmak isterken saat 2 oldu)

19 Temmuz Pazartesi
*Hayatla bağlantımı en aza indirmek istediğimi fark ettim.
* Dünden beri diş ağrısı çekiyorum (sinirsel olduğu muhakkak.)
*Kadıköy’deyim. Oturuyorum ve bekliyorum set ekibini almalarını. (Bir gördüğümü ikinci kez tanımadığım düşünülürse bana seslenmedikleri sürece tanımayacağım.)
*Uykusuzum. Başım ağrıyor.
*Beykoz’daydı çekimlerimiz bir villada.
*Set ekibinin notunu daha çekim başlamadan verdim. Fazla layakt.
*Jenaratör arabasını kullanan Uçan Melekler’de tanıdığım Zeynel Abi’yi gördüm. Çok sevindim. (Kesinlikle çok sevindiğimi söyleyebilirim bu konuda. Çünkü herkesin birbirini tanıdığı bir yerde tanıdık bir yüz arıyor insan. Diğerlerinden sıkılıp yanına kaçabileceği.)
*Sanat yönetmeni Ömer’i sevdiğimi söyleyebilirim.
*Sabah ki sinirlenmem ve set ekibiyle muhatab olmayı istememem dolayısıyla o saatte uyanık birileriyle sürekli mesajlaştım.
*Sabaha kadar çalıştık. Senaryoyu okumadım. Çünkü kimse vermedi. Üstelik bu zaten daha önceden düşünülmeliydi. Çekim günü senaryo dağıtılması ne kadar mantıklı olabilir ki!
* “ Orada çekmeyi düşünüyorum” değil “orayı istiyorum” olacak yönetmenin söylediği. Asla çekim günü görme mekânı.
*Birbirini çok iyi tanıyan set ekibiyle çalışmanın zararları.(Ben hoşlanmadım şahsen.)
*Yabancılık çekme. (nasıl çekmeyeyim abi söyler misiniz şu durumda. O tavanarasından hiç çıkmamak istedim.)
*Unutulmaz nedir abi. (Ben öyle bir dizi olduğunu bile bilmiyorum yani o derece)
*Dış çekimlere geçildiği sırada işimiz olmadığı için villa sahibinin kuşlarının arasında vakit geçirmek. (Beni sevip sevmediğini anlayamadığım bir papağanla kavga ettim ya. Elini sevmek için götüren herkesi ısırmaya çalışıyordu. Beni de ısırmaya çalıştı doğal olarak ben de elimdeki sopayla onu oynattım bir güzel. Çok sinirlendi. Çok çok çok sinirlendi hatta. Ama villa sahibinin kızı seni sevdi dedi. Ben giderken hala arkamdan bakıyordu papağan.)
*Kırmızı t-shirt, siyah etek, tayt. Cumanın kostümü hazır kafamda. (Neden cumaya kostüm hazırladığımı unuttum.)
*Barış Manço’nun Ben Nasıl Unuturum Seni şarkısını uzun zaman sonra ilk kez dinledim. (En son Mustafa benden ayrıldığında 15 Ocak’ta İstiklal’de meydana doğru yürürken bir mağazadan duymuştum. Ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca…)
*Bütün gün uyumamıştım ama sonlara doğru arabada o kadar uykum geldi ki.
*Eve geri dönüş 5’te. Gece gideceğimiz sırada kavga çıktı. Sarhoşun biri küfretti. Yapımcı onu dövmek istedi. Sonra prodüksiyon amiri adama saldırdı. Adam telefonla adam çağırdı. Biz oradan gitmesek muhtemelen olay büyüyecekti. (Eve bu kadar hızlı getirilmek kadar güzel bir şey yok. Sokaklar bomboş !)

20 Temmuz Salı
*15.30 a kadar uyudum.
*Çikolatayla kahvaltı ederken kamera tamir etmek. (Yapılmaz demeyin, kardeşimin hocasının çok eski bir model kamerasının sorununun ne olduğunu çözmeye çalışıyordum çikolatayla kahvaltı ederken.)
*Uyandım, kardeşimle dürüm yemeğe gittim. (Gerçek kahvaltım bu oldu.)
*Sonra kardeşim ve arkadaşına dondurma ısmarladım.
*Cafe’de otururken aşağıda bir adam cüzdan çaldı. Cüzdanın sahibi elinde bıçakla onu kovaladı ve dört yerinden bıçakladı adam cüzdanı bırakıp kaçmış o haliyle.
*Eve geri dönüş.
*Hiçbir şey yapmamışım gibi.
*Aklıma Kınalı Kar geldi. (Nereden geldi bilmiyorum sanırım o kadar Unutulmaz dizisi çalışanının arasında bulunmaktan kafayı sıyırmış olabilirim.)
*Bu akşam Mustafa beni gerçekten kırdı… (Anlatmayacağım ama gerçekten bunu asla asla asla unutmayacağım…)

21 Temmuz Çarşamba
*Sabah 7 de kalkıp halamları Kadıköy’e bıraktım.
*Eve geri geldim. Uyumayabilir miyim diye denedim, sonra gittim yattım.
*Mustafa’dan gelen bir mesajı uykuyla uyanıklık arasında okuyup ağladım. (Yazayım mı yazayım mı :P)
*Ece geldi. Çektiği filmin kasetlerini aktarmak için. Program kamerayı görmedi. Moviemaker’dan görüntü aktardık. O kadar uzadı ki iş anlatamam. (Zaten capture işi çok sıkıcı bir iştir, daha da sıkıcı bir hal aldı, neden görmedi anlamadım, sonuçta ben bu kartı bu iş için aldım. Firewire’dan bahsediyoruz burada.)
*Akşam film izledim. (Ne izledim???)
*Şile Feneri’ni Şile beziyle kaplama fikri, Mimar Sinan amblemini gördüğümde kesin Sami hocadan çıkmıştır dedim de şimdi baktım Fotoğraf bölümü ve tekstil ve moda tasarımı bölümlerinden çıkmış.

22 Temmuz Perşembe
*Otobüs beklerken bacım diye gelen yaşlı kadına bankamatikten para çekmesi için yardım ettim.
*Cansu Damla ile buluşma. (Daha ilk görüşte çok sevdim Cansu’yu. Hatta babası da ilk görüşte benim için çok sevimli demiş.)
*Durakta neredeyse katil olma durumu.
*Cansu’nun babasıyla uzaktan tanıştım adam çok şirin olduğumu düşünmüş. (Bunu zaten yazmışım yukarıda niye tekrarladım ama şimdi onu silemeyeceğim iki kere okuyunuz.)
*Güzel bir burgerci ama bizim için fazla büyük o burgerler. (Neydi yerin adı unuttum. Tünel’in orada. Benim bünyemde birinin o burgeri bitirmesi asla beklenmemeliydi ama bitirdim ve midem çok kötü oldu. Ama çok şirin bir yerdi. Bana oynadığım bir oyunu hatırlattı. Şey adını unuttum oyunun ama orada bir restoran işletiyordum. Sipariş zili, siparişlerin gelmesi, garsonlar falan çok tanıdık geldi o anda.)
*Fotoğraflar fotoğraflar. (Ertesi gün olay olacak fotoğraflar)
*Ayrılmak istememek. (Şimdi de bir ay sonra da geçerli bir cümle…)
*Yürü yürü yürü. (Cihangir’e oradan da Karaköy’e kadar yürüdük. Ben dedim ki gitmeyelim Cihangir’e.)
*İki tane film seti görüp aynı hızla aralarından geçmek. Görmek istemiyorum. (İlkini Mustafa’yla burgerciye giderken gördük Tünel’in orada. İkincisi Cihangir’e giderkendi. İlki önemsiz digital bir kamerayla çekiyorlardı ama diğeri 35 mm !!! Oha yani gözüm resmen arkada kalmıştı kamerayı görünce.)
*Eve geri dönüş.
*Film izliyorum özüme geri döndüm. (Evet aylar sonra düzenli film izlemeye tekrar başlayabildim. Elimde cd olarak bulunan ama bu zamana kadar izleyemediğim filmleri izlemekteyim.)

23 Temmuz Cuma
*Evdeydim.
*Olaylı fotoğraf günü.
*İki tane film izledim.
*Artık filmlere dayanamıyorum biliyor musunuz? (The Departed gibi Scorsese imzalı aşırı abartılı (hayran olduğum bir film) bir film izlersem tabi dayanamam. Olaylar çığırından çıktığında durdurup bir ton küfredip nasıl bir filmdir bu nasıl yapabilirsin bunu bana, adama ne yaptın öyle tarzı sözler söyleyip sakinleştikten sonra filme devam etmiştim. Aldığı ödülleri hak ediyor.)

24 Temmuz Cumartesi
*Sabah erkenden evden çıktım.
*Ev temizliği. Birlikte yapıldığında ne kadar güzel bir eylem değil mi? (hihihi)
*I love havana (Yeni rozetim)
*Eve geri dönüş.
*Anlattıklarıma üzülme lütfen. Geçmeyecek acım biliyorum. Dayanıyorum, tamam katlanıyorum kendime, bastırıyorum anımı ama nereye kadar dayanır duvarlarım bilmiyorum…(Hala sağlam merak etme Temmuz’u küçük çatlaklarla atlattım.)

25 Temmuz Pazar
*Evdeyim.
*Biraz ev temizliği yaptım.
*Bir film izledim, uzaylı merakım geri döndü. (The Contact tavsiye ediyorum izlenmesi gereken uzay filmlerinden bir tanesi olduğu konusunda benimle hem fikir olacaksınız, özellikle sonuna bayılacaksınız. Ve bu filmde de The Departed’da olan şeyi yaptım. O makine patladığı zaman o kadar sinirlendim ki aşırı derecede fırtına estirdim evde filmde olmuş bir olay için. Ne kadar abartılı olmaya başladığımı fark ediyor musunuz?)
*Evde durmak istemediğimi binlerce kez söylesem gene bir şey değişmeyecek. Hal bu ki eskiden evimi ne kadar severdim. (Bunu değiştiren evdekilerin davranışları.)

26 Temmuz Pazartesi
*Sabahleyin birilerinin bağırış çağırışıyla uyanmak istemiyorum artık yeter yani.
*Bir film izledim öğlen. Adı Arkadaşım Tilki. Şimdi Fransızcasını yazamayacağım. (Film harika çok şirin bir şekilde ilerliyor kızla tilkinin dostluğunu görüyoruz, birlikte eğleniyorlar vs. Tilki bir gün eve geliyor. Kız onu odasına alıyor. Tilki odada kapalı kalmaktan korkuyor ve etrafa sıçramaya başlıyor sonra da 2.katın penceresinden aşağıya uçuyor. Sonra bilin bakalım ne oluyor? Evet bu tilkinin kafası dağılıyor. Ölüyor yani, ölmesi gerekiyor. Kız tilkiyi kucaklayıp yuvasına götürüyor. Sonra da gidiyor. Sonra bir bakıyoruz aaaaa! Bizim tilki yaşıyor. Filmin inandırıcı olmayan tek tarafı. Sen kimi kandırıyorsun yönetmen bey!)
*Duş almak kadar güzel bir şey yok bu sıcak yaz günlerinde.
*Evde ota boka kavga çıkarmaya çalışan birisi olunca böyle doğal olarak evde durmak istemiyor insanın canı. Bir sinirle çıktım evden. Pazara gittim. (Kalabalıkta kaybol bakalım küçük kız.)
*Eve dönüş. Fellini koleksiyonuna başlamak. Onları alalı ne kadar uzun zaman oldu ya. (Geçen sene Dostum D. Hediye etmişti 8 tane Fellini filmini. Şimdi Fellini’ler bittikten sonra ne olacak bil bakalım? Şiddetle izlememi tavsiye ettiğin o animelere başlayacağım.)
*Bana evde iş yapmadığımı söylemek ne kadar mantıklı ki?? (Tabi ben öyle gösteriş için anneme yardım etmediğimden kimse görmüyor ne yaptığımı ne ettiğimi…)
*Konuşasım vardı gitti.
*Tuluğ tarafından unutuldum. (Aslında yarın buluşacağımızı unuttu. Ben de ertesi gün buluşuruz ya yaptım sorun değildi benim için.)

27 Temmuz Salı
*Tuluğ’la buluşma (Aslında Hilal’le buluşma olacaktı da planlar karıştı işte. Şimdi aslında Tuluğ’la buluşma iptal olmuştu akşamdan. Onun başka planları vardı. Ben de Hilal’i eve çağırmıştım. Ama Tuluğ’un işi iptal olunca o çağırdı ben de Hilal’i iptal etmek zorunda kaldım.)
*Tuluğ’nun erken dönmesi gerektiği için uzun bir süre boş boş durdum, üstelik tekrar gidip bir cafeye oturabilecek kadar yürümek istemediğimden o sıcakta, rıhtımda gölge bir kaldırıma oturup set başladığında çantama atmış olduğum kitabı okumaya başladım sonunda. (Özüme dönüyorum yavaş yavaş. Ben ve kitap okumadan geçirilmiş bir ay. Hiç mantıklı gelmiyor.)
*Yazın serin tutan yorgan fikri gelmiş aklıma. (Evet bunu istiyorum. Böyle üzerinize örteceksiniz serin serin sabaha kadar aynı serinlikte kalacak. Hiç ısınmayacak bir şey var mı ki acaba)
*Uzun zamandır dinlemiyormuşum mp3’ümü. (Bozuldu ya itici gelmeye başladı bana.)
*Geçenlerde tesadüf eseri gördüğüm bir bijuteriye gidip papatyalı tacı ve şans eseri gördüğüm kelebekli küpeleri aldım. (Birileri fotoğrafları yüklemeye karar verirse çok mutlu olacağım sanırım.)
*Akşam gene Beyoğlu… (Sıkıldım ya sözde ben o film bittikten sonra bir daha Beyoğlu’na adım atmayacaktım. Ki zaten gene film için oradayım. Bitmedi gitti.!)
*Gitmediğim yerlere gittim, bu kadar yüksek sesle müzik dinlenen yerlerde insanlar nasıl birbirleriyle iletişim kurabiliyorlar anlamış değilim. (Bana göre değil böyle şeyler, hani sessiz bir yer ya da çok hafif, konuşulanları duyabileceğin yükseklikte müzik çalınan bir yer olacak oturup muhabbetini edeceksin. Ben böyle yerlere hasretim işte.)
*Bugün de kendimi yorgun hissettiğim düşünülürse bu kadar gülümsemek, hareketli olmaya çalışmak, konuşmak benim için fazla. (Bana denemediğimi söylemeyin lütfen. Böyle gürültülü bir yerde olmasak bence daha çok iletişim kurabilirdik.)
*Vantilatör önünde uyuyamıyorum.
*Mide bulantısı.
*Eve sabaha karşı dönmek
*Bir daha çalışmak istememekteyim.
*Eve geldiğimde bir zyprexa içerek ertesi günümü iptal etmiş durumdayım.

28 Temmuz Çarşamba
*Demiştim iptal diye.
*Uyudum uyandım, uyudum uyandım, uyanıkken film izlemek dışında bir şey yapmadım.
*Fellini’ye ara. Rocky Horror Picture Show.

29 Temmuz Perşembe
*Davut hoca’dan gelen mesajla buluşmaya gitmek. (Kızmamış üstelik dün mesaj atmadığım için nasıl mesaj atarım ben kaygısı içerisindeyken geldi mesaj. Beni de çok rahatlattı yani doğrusu.)
*Uğur böceği pastasını sonunda tamamıyla yiyebildim. Hem de Maltepe’de. (Harika bir tat ya!! Mükemmel!! Tabi Davut hocayla olmanın vermiş olduğu bir mükemmellik de var bu pastanın tadında)
*Ben öss sonrası üniversite ve bölüm seçme stresi yaşamamışım. Bugün o kızı görünce anladım. (Şimdi Davut hoca bana egoist falan demesin sakın ama. Ben üniversite sınavı olmadan bir hafta önce gerçekten nereye gideceğime karar vermiştim. Öncesinde bölümü biliyordum ama üniversite başkaydı. O bir hafta öncesinde kesin ama kesin olan kararı vermiştim. Tercih zamanı geldiğinde o ilk önceki tercihim söz konusu bile olmadı benim için. İlk tercihim Mimar Sinan’dı, 2.tercihim de Marmara altında da 3 tane daha tercih hepsi Sinema-tv. İkinci tercihim gerçek olsa ölürdüm. Şimdi Davut hocanın söylediğine göre kız fazla egoistmiş. Tanımıyorum bilmiyorum. Ama ne olmak istediğine karar verdiğini sanmıyorum. “Ben” diyebilmek için birinin fazlasıyla bir şeylere kesin karar vermiş olması gerekmez mi? Bence gerekiyor. Ama kız yalnızca bir şeye karar vermişti o da bir sene daha dershaneye gitmeyeceğimdi. Fazla uzatmıyorum. Bitti.)
*Akşam gene Fellini.

30 Temmuz Cuma
*Yorgun hissetmeme rağmen bu sene yapamadığım yıllık temizliğe başladım salondan.
*Ben, keyfim ve kâhyası oturup Fellini’ye devam ettik.
*Ve elimdeki Fellini filmlerine bir ara verdim gene.
*Set başladığından beri çantamda duran kitabı bugün bitirdim.
*Kitabın içine koyduğum kağıtta bir düşüncemi unutmuşum paylaşıyorum: Neden Türkan Şoray sürekli mavi gecelik giyiyor filmlerinde? (Bunu muhtemelen bir ara sürekli izlediğim türk filmleri sebebiyle yazmışım. Muhtemelen de hepsinde Türkan hanım mavi gecelikler giymiştir.)

31 Temmuz Cumartesi
*İnsanlar bugün ne sinirliler ya? (Otobüste başka birine camı kapatsana be! Niye düğmeye basmadın ben ineceksiniz sanmıştım ondan basmadım demek..Sıcak kesinlikle insanların başına vurmuş.)
*Sabah sabah gene yanlış otobüs macerası yaşadım. (Nerden bileyim sahile döneceğini otobüsün yani.XD)
*Cansu, ve Mustafa’yla sinema. Inception’a gittik. (Film hakkındaki bir yorumum Paprika’nın içine dramatik öğeler serpiştirilmiş hali olduğunu düşündüm filmin konusunu okuduğumda da filmi izlediğimde de aynı şeyi düşünmeye devam ediyordum. Ama bu filmin kusursuza yakın bir bilimkurgu-aksiyon olmasını engellemiyor. Yönetmenliğinden, görüntü yönetmenliğine, oyuncusundan kurgusuna bence bu film Nolan’ın artık zirvedeki yerinin sağlam olduğunu gösteriyor)
*Tenin tenime değmedikçe günü yaşanmamış sayarım…
*Cansu’nun anne-babasıyla tanışmak. (Dondurma ısmarladılar, tamam bence çok şirinler. Ama var ya baştaki o çıkışıma inanamadım. Cansu’nun annesi bana üniversite ve bölüm sordu söyledim. Bu aralar gençler hep sinema okumanın peşindeler falan dedi. Ben idealist sinemacı adayı olarak tabi doğaldır onlardan farklı olarak bu bölümü bilinçli bir şekilde seçtiğimi onların çoğunluğunun özentilikten bu bölümü okumakta olduğunu ve böyle yaparak gerçekten sanat yapanlara engel oldukları görüşünde olduğumu söyledim. 5 saniye durdum. Naptım ben ya dedim. Bir süre kendime güldüm.)
*Eve dönüş.
*Ego amcaya hoş geldiniz diyoruz. (Kısa bir sürede bunu neden söylediğimi unuttum.)
*Otobüs kapısına az kalsın sıkışıyordum. (Otobüsün ne acelesi vardı anlamadım. Daha yeni açılmıştı kapı geç de kalmadım inmek için yani. Çok sinirlendim.)
*Bir film: Nefes:Vatan Sağolsun. (Konuşmaları efektif seslerin çok daha yüksek olmasından dolayı duyamadığım için İngilizce altyazısını seçip konuşmaları oradan takip etmek zorunda kaldığım, görüntülerin karanlığından orada ne oluyor ya görünmüyor dediğim son yarım saatinin çatışma için kullanılmış olduğu ancak çatışmanın bile adam gibi gösterilemediği bir film. Tamam şeyi geçtim çoktan filmin süresinin 2 saat 3 dk. Olmasını yani. Abartmıyorum, gereksiz görüntüleri çıkarsalar film 1,5 saatte biterdi.)
*Bir filmi çok isteyip seyredememenin içinizde bıraktığı etkinin dayanılmaz yakıcılığı şeklinde abartılı bir cümle kurmak istedim.
*Fellini film arşivimde sona yaklaşmaktayım. (Son iki film.)
*Gece sensiz bitiyor sanırım. (Derken… Aradın beni sen. Ne mutlu oldum bir bilsen…)

Tamam tembellik yapmadan blogumu yazmayı tamamladım.
Bir dahaki ay görüşürüz yeni bloglarla. Bu arada blogum artık yalnızca günlük tutmaya dönmüş, okuyan var mı hala merak ediyorum. Neyse yalnızca ego tatmini için bile yazmaya devam edebilirim kimse okumuyorsa da.
Tık tık tık! Beni duyuyorsanız ses verin yoksa kapatacağım blogu. Ego tatmini falan uğraşamam ben böyle şeylerle.
Hepinizi mutlulukla selamlıyorum ve mutlu dünyalar diliyorum nitekim ben bu ay hem yorgun hem mutluydum.
Görüşmek üzere…

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Kendini Şüpheli Gösteren Temmuz 1

Ya da Uykusever Kostümcünün Günlüğü 2 olabilir bunun adı...
Temmuz’un nasıl geçtiğini hiç bilmiyorum, ben bunu yazarken temmuzun bitmesine bir hafta var tembellikten yeni yayına hazır hale getirmişim. Sanırım Temmuzumun şuanda yaşadığım günlerini yazdığımda bu tembelliğin kaynağını da öğrenmiş olacaksınız… Ne kadar daha devam ederim bilmiyorum. Umarım benim boş bulduğum kadar boş değildir bu ayım…Teşekkür ederim:)
Ayrıca adı neden şüpheli? Çünkü bu ayımı sürekli onun söylediklerini, hareketlerini düşünerek geçirdim her ne kadar düşünemediğimi söylesem de biliyorum ki ne zaman aklım boş kalsa düşüncelerim hep o tarafa yöneliyordu, şüpheli gösterebilir kendini ama ben şimdilik inanmayı tercih ediyorum.


1 Temmuz 2010 Perşembe
*Taksim She bar’da çekimlerdeyiz. (Ben yarım saatlik uykuyla duruyorum.)
*Tuluğ’un aptallığı… (Üstelik zaten uykusuz olduğum bir günde böyle üzücü bir haber almak beni yıprattı. Üstelik şimdi gülüyoruz ama çalışma saatlerinde ağlamamam gerektiğini öğrendiğim için telefonda hüngür hüngür Tuluğ’un annesine ağlarken bir şey arayan prodüksiyon görevlisine dönüp hiç bir şey yokmuş gibi konuşuyordum. Tabi bunu anca benim gibi bir manyak ayarlayabilir di mi? Asiye abla ertesi gün bu halimi başkalarına anlatıyordu garibine gitmiş olacak.)
*İşkenceyle perde tutturmak ne garip. (Yapıldığında neyle tutturulduğunu fark etmemiştim ama sonradan bir baktım işkenceyle tutturmuşlar. Yani kısaca işkence dediğimiz alet pek çok işe yarıyormuş.)
*Death Note kullanmaktan korkmayacak biri. (Arıyorum.)
*Okulda aldığım aydınlatma dersi ışık açma kapamaya yarıyor sette. (Aslı 600lük ışığı kapatsınlar diye ışıktan birini çağıralım dedi bunu kapatmakta ne var dedim kapattım onu da bilmeyeceksek yani…)
*Bugün onun çekimleri de var. (Hiçbir şey hissetmiyorum ama onun için tutup monitörden nasıl göründüğüne baktım.)

2 Temmuz 2010 Cuma
*Melek’in küçüklüğünün yurt sahnesi, yurttan kaçış sahnesi ve sonra Beyoğlu vardı.
*Cuma akşamı Beyoğlu’nda çekim yapmak istersen tabi ki sarhoşların tacizine uğrarsın. (Fazla gülünen bir gece çekimi)
*Travestilerle bu kadar samimi nasıl olabiliyorlar. (Özellikle o salak çocuk tutup kadına siz de travesti misiniz diye sordu ya!)
*Bugünü vallahi hatırlamıyorum. Hatırlayabildiğim bu kadar.

3 Temmuz 2010 Cumartesi
*Bugün de Beyoğlu’ndaydık. (Odakule’nin önünde bir dans sahnesi çektik. Herkesin nasıl oturup kalktığımla bu kadar ilgilenmesi doğal mı? Ulan altımda taytım var sanane!)
*İyice sıkıldım doğrusunu söylemek gerekirse.
*Set kazası sandalyeye otururken düştüm. (Ertesi gün kolum morardı)
*Cumartesi Beyoğlu’nda dış çekim mi yapılır herkes başımıza toplanır tabi.
*Beyoğlu’nun pisliği kuşku götürmez. (Sevmiyorum)
*Hazır o yokken birlikte ortadan kaybolmak. (Hahahahahaha benimle içilebilecek tek şey Vişne Suyu (: Herkesin bunu fark edebiliyor olması ne güzel.)
*Vişne suyunu üzerime döküp eteğimi çengelli iğne ile tutturmak. (Üzerime işemişim gibi durunca doğal olarak eteği yana toplamak gerekti)

4 Temmuz 2010 Pazar
*Arnavutköy’deydik. Bebek’e bu kadar yakın olmak Bebek macerasını hatırlattı bana hüzünlendim.
*Görüntü yönetmeni bana bağırdı. Hani sonradan güldü ama 1,5 dakika adamın gözlerinin içine baktım şakasına mı bağırdı yoksa gerçekten mi bağırdı diye çok üzüldüm. (Ağladım hatta yani, herkes noldu diye soruyor az önce başımı çarpmıştım ondan diyorum. Adam bağırdı ya. Ondan sonra ne zaman görsem uzak durdum kendisinden. Gene kalem almam gerekiyordu. Gittim o orada oturuyordu. Uzaktan almaya çalıştım. Bulamadım tabi kalem Doğal olarak mekanın sahibine sormam gerekiyordu. Sanat yönetmeni (?) ne dolanıp duruyorsun dedi bana. Kalem istiyorum dedim. Adam bana kalem verdi. Kadın arkamdan ne cinsler var ya dedi. Hani ben bunu duyup da durmam herkes bilir. Orada nasıl durduysam durdum ama emin olsun fena halde sövdüm.)
*Akşam Balat’taydık. İlk set kazası. Prodüksiyondan birinin ayağına evlerinin birinin balkonundan taş düştü. (İlk set kazasının benim başıma geleceğini düşünenlere inat ben hala kaza geçirmedim hafif sakarlıklarımı saymazsak.)
*Erken paydos verdiler ama bir süre balattan çıkamadık biz. (eve zaten hep en geç biz gidiyoruz isyan edeceğim artık. Kaybolduk bildiğin Balat’ta.)

5 Temmuz 2010 Pazartesi
*Rıddım’dayız. (Benim normal bir zamanda asla girmeyeceğim hadi bir ara merak edip de gidip bakabileceğim bir mekan kendisi. Gittik gördük çekim yaptık. Herkesin küçük kız dediği bir tip olarak etrafta geziyorum. )
*Sanki ben kostümden değilim salak! (Merak ediyorum kendisini kesin kostüm ekibinden sanıyor bu salak kostüm arabasının şoförlüğünü yapan)
*Bu insanlar işini iyi yapıyorlar mı düşünmekteyim.
*Çirkin Betty’ e benzetilmek. (Ve bu çekimler bitene kadar Çirkin Betty benzetmesini 3 farklı kişiden duydum.)
*Saçımı kestiler. Herkes beğendiğini söylüyor bense çok kısa olduğunu. (ama artık göründüğümden de küçük gösteriyorum sanırım. Neyse iki gün sonra yıkadığımda o kadar da kısa olmadığını fark edip sevindim.)
*O geldi ve gitti. (Hala bu adamdan neden bahsediyorum? Görmek istemiyorum. )
*Mustafa’yı yalnız bırakmak istemezdim, rahatsızken özellikle…(Tekrar tekrar ve tekrar Asiye Abla’ya karşı çıkamadığım için özür dilerim senden… Hayatımda kendimi affetmeyeceğim gecelerden bir tanesi…)

6 Temmuz 2010 Salı
*İkitelli Tem Stüdyolarındayız.
*Yolda daha Kadıköy’e gelmeden aklımda dün ütü ve ütü masasını Rıddım’da unuttuğumuz geldi. (Rıddım’da unuttuğum eşyalara bakar mısın. Tabi sabahın o saatinde açık olmadığı için alınamadılar. Hatta daha sonra gidildiğinde de bulunamadı. Hatta daha sonra şirkette konuşulduğu üzere ütü ve ütü masasının dışarı çıkarıldığı ve oradan kaybolduğunu öğrendim falan. Aslında gerçek akıbetini kimse bilmiyor bence.)
*Kostüm odasının kapısından baktım ve onu gördüm. (Tamamıyla istem dışı bir hareket dur bakayım bizim kostüm odamız nerdeymiş diye bakmıştım sadece. Görünce moralim bozuldu.)
*Bilmek istemiyorum nereden geldiğimizi nereye gittiğimizi… (…)
*Küçük Prens dövmesi istiyorum. (Evet evet, ay savaşçısı dövmesinden sonra istediğim bir dövme. Belki kalbimin hemen altına (:)
*Yemekte ne dalga geçtik ama xD (Tamam ayıp belki, benim onu çok sevdiğimi zannediyor falan ama kusura bakmasın, ben hayatımda çok fazla insana böyle oyunlar oynamam. Daha çok bana oyun oynadığını bildiğim insanlara oynarım oyunları.)
*Serdar “Sen de tam dizi karakteri tipi var dizilerde oynamalısın” dedi. (Serdar filmdeki oyunculardan biri durup dururken söylenmiş bazı sözler çok değerli olabiliyorlar. Çok eğlenceli ama söylediği.)
*Bugün bir teklif aldım, bekliyor muydum bekliyordum. (Nasıl kırabilirim kalbini, ben söylemeden anlayamaz mısın beni çocuk? Arkadaş olarak kalamaz mıyız sanki… Neden ortadan kayboluyorsun, merakta bırakıyorsun herkesi…)
*Tamam ben bu teklifi alırken içeride olan olayı anlatmak istiyorum. Oyunculardan biri bayan bir oyuncunun sevgilisiyle kavgalıydı ve kostüm odasında üzerini değiştirmek için girdiğinde bunları koltukta yatarken görmüş. Prodüksiyona onları çıkarmasını söylemiş. Onlar çıkmamışlar. Oyuncu içeri girmiş ve pantolonunu indirmiş. İçeride baya büyük bir kavga koptu. Neyse ki kimseye bir şey olmadı. (iyi ki ortalıklarda yoktum.)
*Prodüksiyon keysleri taşımama yardım etmediği için kızarak kendim taşıdım. Akşam Aslılarda taytımı çıkardığımda bi baktım bacaklarım mosmor olmuş. (Aslı sen bu kadar narin misin dedi. Taşıdığım kutunun içinde 30 tane eşofman vardı benden bile ağır olabilir. Evet çok çabuk zarar görüyorum)

7 Temmuz 2010 Çarşamba
*Dünkü olayı anlattı oyuncu bana.
*Kafasını kuma gömmüş yaralı ceylan. (Nerden geldiyse aklıma…)
* “Çizgifilm gibi bu ayol” (Beni ilk kez gören makyözün arkadaşından gelen tepki bu uzun süre güldüm şu cümleye.)
*Sıcak ütüden naylon çıkardım. (Ellerim yana yana)
*Benim eski sevgilim nasıl – yüzü bebek gibi. (keh keh keh dur lan bunlar kostüm odası sırları kimin konuştuğunu söylemeyeceğim :P)
*Bir de giderken bana veda ediyor. (Akıllım!)

8 Temmuz 2010 Perşembe
*Ölesim var. Sabahın 9’u olmuş ve biz hala çalışıyoruz. (Bütün gün hiç uyumadım dün sabah 9 da başladı set bugün 9.30’da bitti. 24 saati geçti ve uyumadan çalıştım. Benim yapabileceğim bir şey değil, herkes muhtemelen bugün de uyuyacağımı zannetmekteydi. Benden beklenmeyecek bir performans göstermişim sonradan konuşulduğu üzere.)
*Kendisi çıkarmış ayakkabılarını benim çıkarmamdan rahatsızlık duyuyormuş salak! (yok böyle bir insan evladı ya. 24 saati geçmiş o babetlerin içinde zaten sinir sıkışmasını bolca yaşayan ayaklarım mahvolmuştu, yere basıyorum yere bastığımı hissetmiyorum son saatlerde. Doğal olarak o babetlerden kurtulmam gerekiyor. Tuğba ayakkabılarını giyer misin rahatsız oluyorum. Kendisi de çıkarmış ayakkabılarını ve arabada iğrenç bir terlik giymiş, üstelik tutup arada sırada ayaklarına deodorant sıkıyor, niye acaba. Benim eve gelene kadar ayaklarıma bir şey sıkmaya ihtiyaç duymadığım ortada. Bunu yapan insan tutup bana ayakkabılarını giy diyor. İşte insanlar böyle kendilerini bir şey sanınca…)
*Bu 2 günün kiri 10 günde çıkmayacak. (Aşırı derecede toza batmış durumdayım yani. Yatağa böyle girmek istemediğimden gözlerimden uyku aka aka duşumu aldım.)
*Bugün öğrendim o kelebek bolluğunun nedenini 29 Haziran’da kelebek yağmış Ümraniye’ye. (Benim şansıma işte. )
*Gece çekimi yağmur yüzünden iptal oldu. (Sevin sevin sevin)

9 Temmuz 2010 Cuma
*Bahçeden yeşil elma yemek.
*Bugün de çekim yoktu. Son çekim ve biz çekimi tamamlayamıyoruz.

10 Temmuz 2010 Cumartesi
*Evde yatış.
*4 hafta sonunda ilk filmimi izledim I am Legend. (üstelik de ağladım, Will Smith’in köpeğini öldürdüğü sahnede başladım, sonunda adamın kendini kurban etmesinde de ağladım. Bir de kelebek metaforu ortaya çıktığında tüylerim diken diken oldu. Napayım kelebekleri seviyorum.)
*Bir kıyamet sonrası senaryosuna bu kadar ağlanır mı bilemiyorum.
*Bugün O’nu hayatıma geri kabul ettim. (Yani aslında hangi gün olduğunu not etmemişim. Onun için muallaktaydı. Ben de kopya aldım (:)

11 Temmuz 2010 Pazar
*Evde yatmaya devam.
*Bugün iki film izledim. Ve şunu söyleyebilirim ki Cem Yılmaz, Şahan’dan çok daha kaliteli. (Katılın bana!)
*Başka ne yaptım bilmiyorum.

12 Temmuz 2010 Pazartesi
*Akşam için hazırlanma.
*Duş almayı istemek bu kadar mı özlenir.
*Evden çıkmadan önce ütü yapmak.
*Kendimi bugün bir garip hissediyordum, bu giydiklerime de yansımış.
*Kendi kokum var artık! (Mustafa bana Japon kiraz çiçeği kokulu bir parfüm aldı. Almış yani, sürprizleri artık bozmayacaktım ya bozmuyorum yalnızca tahmin etmeye çalışıyorum ve bugün evden çıkmadan bana parfüm aldığını tahmin etmiştim.)
*Güzel bir akşam.
*Kandırılmak. (Dondurma almadı bana!!!)
*Ben dondurma istiyorum.
*Çok geç olmadan eve dönüş.

13 Temmuz 2010 Salı
*Kolun kopsa yerine yeni kol çıkar. (Kim söyledi bunu bana hatırlayamıyorum)
*Bu saatte kimse Kadıköy’e gelmek istemiyor demek ki. (Kadıköy’e geldiğimizde bir baktım otobüste yalnızca ben vardım.)
*Tuluğ ile buluşacak olmanın heyecanı bir anda işten çağırılınca yitiverdi. (Tuluğ’la toplasan yarım saat bile görüşememişizdir. Saçları da çok güzel olmuş. )
*Bütün gün akşam 8’e kadar kostüm aracı topladık, bir sürü kıyafet eksik.
*Sinirlendim mi sinirlendim. Ben kimsenin yüzüne telefon kapatmam normalde. (Zaten nadiren geceleri dışarıda olabildiğimi düşünürsek sinirlenmem normal değil mi)
*O kadar yorulmuşum ki bugüne devam edemiyorum sanırım.

14 Temmuz Çarşamba
*Çok saçma ama bağımlılık yaratan bir oyun buldum. Brain Buddies sabahtan akşama kadar fırsat buldukça oynadım. (Şimdiden 7. Oldum hatta son oynadığımda 2.liğe yükselmiştim. Tekrar oynamalıyım.)
*Dün eve getirdiğim kıyafetleri ütüleyip geri götürdüm.
*Bugün pantolon giyecektim hem de kot. Ama sonra rahatsız oldum giymedim, çıkardım.
*En iyi yol bildiğin yoldur felsefesini tersine çıkardım. Kısa yoldan gitmeliydik.
*Şiva’yla buluşma.
*Şiva’yla buluşmaya Mustafa’nın gelmesi. (Hatta birbirlerini sevmeleri falan. Güzel şey. Şiva tabi ayrılığımız hakkında bir şey bilmediği için tekrar birleşmemize en çok sevinen arkadaşım)
*İkinci kez aldığım birayı bitirmek. (sıcak da olsa bitirdim ya alla alla size ne XD)
*Kadıköy gezmesi.
*Eve dönüş.
*Hafta sonu olacak düğün için ablama elbise alınmış olması ve bana haber verilmemesinin yarattığı sinir. (Bana böyle elbise alalım deseler ben derim ki Çiğdem’e alınmayacak mı onda bu duyarlılığın olmaması ne kadar garip…)
*İlaç içtim.

15 Temmuz Perşembe
*Dün akşam içtiğim ilaçtan sonra bugünümün iptal olduğunu biliyordum zaten.
*Hafta sonu olacak düğün için elbise almaya gittim ama nasıl gittim nasıl baktım nasıl aldım hiçbir fikrim yok. Basit sade bir şey bir ayakkabı ve bir küçük şapka aldım. O kolyede de gözüm kaldı. (üçünün birleşimi harika bir şey olacak eminim.)
*Eve geldim ve akşam 10’a kadar uyudum. Günüm iptal kesinlikle.

16 Temmuz Cuma
*Hala ilacın etkisi üzerimde hissediyorum.
*Zenit makinem geldi bugün. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Nitekim şimdi halam bunu getirdi diye babam bana makine almayacak digital ve ben dilediğim kadar fotoğraf çekemeyeceğim analogda. (Olsun gene de bir makinem var şimdilik elimde… Tabi şu anda yerinde yatıyor yalnızca…)
*Bir şey yapmadım, bir şey düşünmedim, bir şey hissetmedim, bir şey yaşamadım…


İkinci yarısını da umarım Temmuz bitmeden tembellik yapmayarak yazarım (:

16 Temmuz 2010 Cuma

Geç Kalmış Haziran Günlükleri 2

Ya da Uyurgezer Kostümcü'nün Günlüğü (:
Tamam sonunda Office wordde 7 sayfa kaplayam haziranımın 2.yarısını da paylaşıyorum. Bu yarısı genellikle değil başından sonuna kadar (ki temmuzda devam etmek üzere) benim çalıştığım bir filmin çekim sürecinin benim hayatımdaki izleridir. Yani bir sinema filminde çalışmak demek hayatını tamamıyla bu filme entegre etmek demekmiş bunu öğrendim. Çekim sırasında özel hayat, ev hayatı diye bir şey kalmıyor keyifli okumalar…
13 Haziran 2010 Pazar
*Bugün işimin ilk günü. Kostüm arabasını hazırladık. Yeni insanlarla tanışma. (Tamam ilk bakış olarak söylüyorum inanılmaz sevimli buldum herkesi. Zaten şöyle bir şey de yaşandı. Benim önümde çekim takvimi duruyordu üzerinde bir kitap vardı. Yönetmen yardımcısı bana akşam bir senaryo vereceğini ve yarın sınav yapacağını söyledi. Mesela sahne 47 de ne var diye soracağım dedi. Ben de önümdeki çekim takviminin ilk sayfasından görmüştüm sahne 47’yi. Hemen bakayım diyerek kitabı kaldırdım gösterdim. Baya güldü kadın ve bu kızda iş var dikkat edin bu kıza dedi. Ve bunu 3-4 kişiye daha anlattı. )
*Akşam Bebek parkındaki şenlikteydim. Baya eğlenceli bir akşam yaşadım. (Bebek parkına gitmek ölüm oldu ya. Fena bir trafik vardı hani yürüyenler bizden daha hızlı gidiyorlardı öyle söyleyeyim. Sonunda muavin siz burada inip yürüyün daha çabuk ulaşırsınız dedi. Bir kız bana bebek parkını sormuştu onu da aldım yanıma birlikte yürüdük. Kız Moğol’muş burada Marmara’da okuyormuş falan. Bulduk sonunda bebek parkını. )
*Bebek parkının bana getirdiği en büyük sürpriz daha bir gece önce bir şarkısını dinlediğim ve sabah face te klibini paylaştığım Multitab adlı grubun sahneye çıkmış olmasıydı. (Hadi sahile doğru yürüyelim demişti. Yürürken sesi duydum, kulak kabartınca bir baktım O GRUP!!! Aman Tanrım inanamıyorum bugün sana bahsettiğim grup hadi gidelim dinleyelim falan oldum hemen. Nasıl sevindim anlatamam. Hani Mustafa sayesinde adamları canlı canlı dinleme fırsatı buldum!)
*Akşam Caddebostan sahilinde çimenlerde oturma keyfi. (Evet… Sevdim ben bu akşamı)
*Eve geri dönüş.
*Gece 4 e kadar kurgu yapmak. (Kurgu yaparken ve photoshop’la uğraşırken aralarda da Uçan Melekler senaryosunu okudum.)

14 Haziran 2010 Pazartesi
*İlk gerçek iş günü. Sete başladık. Taksimde bir dans okulundayız. Yorucu bir gün. (Nitekim dün akşam hiç uyumadım. Kurgu yapıyorum odur budur diye. Hızlı başladık)
*Dün akşamki uykusuz kalma kendini gösteriyor. Bugün kendimi yorgun hissediyorum. Her saat daha da kötüleşiyor. Başım ağrıyor. (Akşam 7’yi zor ettim diyebilirim.)
*Gece uyumadığımı söylediğim için erken yolladılar. (Çıkıp Mustafa, Sina ve Mesra ile buluştum. Kendi biramı değil ama Mustafa’nınkini bitirdim. )
*Kırmızı oje modası var. (Hatırlarsam kırmızı ojemi kaldıracağım masadan)
*Metrobüs durağına ters yönden dalmak istiyorum. Need for Speed oynarmış gibi. (Heee psikopatlık işte.)
*Sanırım gördüğüm kadarıyla bu filmde bir aks hatası olacak. Bir de geniş lens yüzünden deforme olmuş çekimler olacak. Bir de aşırı kamera hareketleri olacak. Bir de göz seviyesinin altında açılar olacak. (Ben bunu daha ilk çekim gününden gördüm. İleriki günlerde söylediklerimin gerçek olduğunu gördüm. Bana sinema okuyan insanların çokbilmişlik tasladıklarını söylemişlerdi ama durum ortada yani…)
*Ayakkabıların çok hoş özellikle o kurdele çok hoş olmuş balerin gibi. (Bir oyuncunun yorumuydu)
*Yemişim İngilizcesini ya. (Malum yeni nesil gençlik İngilizce konuşmaya bayıldığı için)
*Bir barın aynasının önünde yapılmış dans. (Bu ben değilim!)
*Metroyla dönüş.

15 Haziran 2010 Salı
*Sabahın 7 sinde Taksimdeydim. İşe 1 saat var diye İstiklal’i yürüyeyim dedim. Pantolon giymiştim. İstiklal’i baştan aşağı yıkıyorlardı. Ben de kurulamasını yaptım sanırım. Yürümeyi bitirdiğimde dizlerime kadar ıslanmıştım. (Bütün gün ıslak pantolonumla gezdim)
*Çiçek Pasajı’na ilk kez girdim. (Pek bir özelliği yok XD)
*İstanbul Üniversitesi’nden biriyle tanıştım. (Set fotoğrafçımız kendisi çok şirin bir hanımcık )
*2 saat arada önce bir balıkçıda(balıkçı denir mi oraya be) yemek yedim (ben ve deniz ürünleri düşünün) ardından çok güzel bir manzara seyrettim. (Balığı yalnızca guatr olmamak için yediğim düşünülürse doğal olarak balık yemedim orda da XD) (Manzara da süperdi hani!)
*Çiçek Pasajı’nda sabahladık set olarak. (Ben kostüm odasında bir uyuyup bir uyanarak sabahladım tabi. Yukarıda dansözlerle çekim yapılıyordu sabaha kadar sürer tabi.)
*Tamam acilen büyümeliyim. (Evet!)
*Bu arada O’nu ilk kez gördüm bugün. (Tamam kızacaksın ondan bahsettiğim için ama vardı ve o zaman sen yoktun. Ben bilmiyorum bir şeyler olacağını hissetmiştim sanırım. O benimle konuşmamış olsa da. Hoş konuşmuştu ama sadece işti yani konuşulan ve o beni o gün gördüğünü hatırlamıyor bile.)
*Ben sakar yönetmen olacağım. (Evet!)
*Uykusever Kostümcünün Dünyası (Evet! Bu blog yazısının başlığı)
*Kusura bakmayın ama Mimar Sinan’da okuyup da kostümcü olmayacağım.(Doğrudur.)
*Ekipte tek gözlüklü olduğumu fark ettim. (Cidden bir tek ben gözlüklüyüm)
*Sabah 6.30 da eve geri dönüş.
*Annem ameliyata gitti ve ben 20 dk. Farkla kaçırdım evden çıkmadan önce.

16 Haziran 2010 Çarşamba
*Bugün güne ofiste başladık. Hazırlıkları ofiste yaptık.
*Annem ameliyat oldu beni aradılar zaten moralim bozulmuştu. Oturdum ağladım bir süre. (Bildiğin balkonda yerde oturup bunalımlı liseli moduna girmiştim. Üstelik bugün zaten liseliye benziyormuşum pileli eteğim vardı üzerimde.)
*İstiklal’de vardı bugün çekimler. Kıyafet götürmeye gittiğim sırada Mustafa ile karşılaştık. O zamanda anlatırken ağladım. (Şans işte. Beni tutup götürmeseler kıyafetlerle İstiklal’e ne Mustafa’yla karşılaşırdım ne de O beni fark ederdi… )
*Yemek yemek üzere burger’a gittik ve inanılmaz bir hamburger yedim. Harika bir şey!(Sanırım adı Steakhouse Burger ama inanılmaz güzel ya)
*Bu bir şarkı sözü: Seni bana yazılmış bir şarkı zannettim. (Bir tek burası takılı kalmış aklımda)
*Bugün bir arabaya kilitlendim, kısaca bu bir tacizdir. (Kimin böyle bir salaklığı yapmaya hakkı var ki çok sinirliyim)
*Ben eskiden küçüktüm. (Hepimiz küçüktük!)
*Bugün teras çekimleri vardı. Biz üşüdük ama kendi kendimize de eğlendik. Özellikle Semra ile aynı fon bezine sarılıp, seti uzaktan izleyip yorum yaptığımız kısım çok eğlenceliydi.
*Eve 2.30 da döndüm.

17 Haziran 2010 Perşembe
*Bugün gayet makul bir elbise giymiştim. Diz altına kadar.
*Cidden bu çocuğun davranışlarından rahatsız oluyorum.
* İn çık in çık kıyafet getir götür.
*Uzun zamandır dinlemediğim iki şarkı: Bal böceği ve Çılgın Bediş. (Hepsi O’nun mp3’ünden çok güldüm uzun zamandır dinlemediğim şarkıları ondan dinleyince.)
*Kanatlarınız kopsun inşallah. (valla ben demedim.)
*Bugün kostüm odasında benimle oturacak bir arkadaş edindim. (Aaaa evet çok güzel değil mi)
*Aynı arkadaşın pantolonun ceplerindeki her şeyi yanlışlıkla yere döktüm çok kızdı. (Bana kızmadığını söylese de bana kızdı işte, tabi bu olay öncesi Melis’in sevgilisiyle neredeyse kavga ediyor oluşu onun sinirliliğini açıklıyor.)
*Çekimler bitti eve döndüm. Onu aradım internette. Arayıp özür dilemek istedim ama vakıf olamadım nitekim soyadını bilmiyordum.
*Annem bugün eve döndü.
*Malum şahıs evimi öğrenmesin diye evimin önünde indiğim servisten ters istikamete doğru yürüdüm.

18 Haziran 2010 Cuma
*Gerginim. Sabah serviste üzerime çay döktüm. Kasıklarım yandı. Üzerimden iki şişe su döktüler. Yanık ilacı aldılar. Hepsi Taylan’dan nasıl özür dileyeceğimi düşünürken oldu.
*Herşeyin bu Death Note kolyem yüzünden başıma geldiğini söyleyen bir prodüksiyon şefi nedeniyle kolyemi çıkarıp çantama tıktım.
*Bütün set çalışanlarında gereksiz yere bağırma özrü var. (Buna katılmayacak yoktur sanırım)
*Kıyafetlerim ıslandığı için kıyafetlerin arasından bir elbise giydim. Nitekim zaten yanan yerim belli. Nasıl bir pantolon eşofman giyebilirim ki. Renkli bir elbise olsa renkli bir elbise giyerdim ayrıca.
*Beyaz bir elbise giydim ve iç çamaşırımın rengi belli olduğu için birileri laf etmişler. Kıyafetlerin kurumadan odadan çıkma dediler!. Oturdum ağladım. (Bu benim ikinci ağlayışım.)
*Elbiselerim kurumadan geri giydim. (Sinirleniyorum. İnsanlar neden başkalarının ne yaptığına bu kadar kafayı takmış durumdalar anlamıyorum.)
*Mustafa’ya telefonda malum insanın bana olan davranışlarından rahatsız olduğumu ve bana dokunmasını istemediğimi anlatıp ağlarken Taylan duydu ve anlatmamı istedi sonra da prodüksiyona anlattırdı…
*Sonra kostüm şefinden önce prodüksiyona anlattığım için kostüm şefinden fırça yedim. Sonra prodüksiyondan önce Taylan’ın da duymuş olmasından dolayı da fırça yedim. (Buna karışmaya hakları var mı ki? Kime istersem anlatırım. Hadi ona anlatmama kızıyorlar madem o zaman telefonda arkadaşıma anlatmama da karışmaları gerekiyor.)
*Cihangir parkında çekimlerde sabahladık.
*Tuvalet yoktu ve tuvalete gitmek için taksime götürdüler arabayla(Zor koşullarda çekim:P)
*Sami hocayı tanıyan bir steadycam operatörü ile tanıştım. (Hakan abi gerçekten çok şirin bir insan)
*Cihangir’de güneşin doğuşunu izledik inanın hiç birimiz bu manzaradan bir tatmin olmadık.(Nolur artık bitsin şu çekim diye isyan ediyorduk hepimiz güzel manzara gözlerimizin önünde gittikçe daha da güzelleşirken. Allahtan bitti çekimler sonunda.)
*Tabi çekimler başlamadan önce o manzaraya bakarak “öldür kalbini” dinleyip söylemek tatmin edici idi. (Tabi ben bunları düşünürken başkaları başka şeyler düşünmektelermiş.)
*Eve dönüşe geçeceğimiz sırada artık pantolon giymem gerektiğini söyleyen kostüm şefine şok olmuş bir ifadeyle bakarak cevap vermedim yürüdüm. Buna karışmaya hakları olmadığı için ufak çaplı sinir krizi geçirdim serviste. Yani şu var arkadaşlar Zeyna’da aksiyonlu iş yapıyordu ama aksiyonlu iş yapıyor diye etek giyemezlik ediyor muydu! Saçmalamayalım arkadaşlar! Kostümde ne kadar aksiyon yaşayabilirsin ki bütün gün yaptığım kıyafet toplamak oyuncu giydirmek ütü yapmak. Bunun için de illaki pantolon giymem gerekmiyor.
*Eve geri dönüş.
*Uykulu uykulu aç bir şekilde lahmacun yiyerek midemi daha beter hale soktum. (Garip menülerin insanıyım.)
*Yaz sıcağında kalın kalın giyinerek uyudum. Cihangir’de ne üşümüştük. (Bugün yandığım için altıma pantolon falan da giyemiyordum. Baya üşüdüm. Eve geldim bildiğiniz kışlık hırka falan geçirdim üzerime.)

19 Haziran 2010 Cumartesi
*Bugün iş yok diye ne güzel uyuyordum. Öğlen 3’te televizyon almaya götürmek için uyandırdılar zorla. Malum Sinema-TELEVİZYON okuyoruz ya, televizyon özelliklerini biliriz ya ona bile götürüyorlar yani. (Bir arkadaşımın yorumu: Okuduğun bölüm bu kadar yanlış anlaşılabilirdi.)
*Neyse kısa günün kârı bir sürü badem şekeri. (EVETTT!!! Badem şekerine bayıldığımı daha önce söylemiş miydim?)
*Eve geri dönüş
*Bütün gün hiç bir şey yapmadan oturmak istemek ama oturtulmamak.
*Doymadım bütün gün ya sürekli yedim yedim. (Sanırım set arası verildiğinde sürekli olacak olan bir durum bu sürekli yeme isteği)

20 Haziran 2010 Pazar
*Bugün de tatil oleyyy.
*Evi topladım. Oda darmadağınık idi.
*Sonunda msnime geri dönmüş olmaktan dolayı çok mutlu oldum.
*Bütün gün ev toplamak dışında pek bir şey yapmadım. Ne kadar güzel bir şey. (Tamam boş geçirdim ama bu boşluğu özlemişim.)

21 Haziran 2010 Pazartesi
*Sabah sabah martı peşinde koşmak. (İki gündür tatilde olunca insan. İşe büyük sevinçle gidiyor. Yolda gördüğü martı yola çıkmasın diye de martı kovalayabiliyor.)
*Nasıl bir aşkla çıktıysam yola servisten önce okulun önündeydim. (Servis beni unuttu diye korktum)
*Koyun postuna bürünmüş kurtsun sen. (Benim hakkımda prodüksiyondan birinin yorumu)
*Bizim bebek oyuncuları daha iyi idi. (Filmi izlediğinizde buna katılacaksınız Bebek filmini izlemiş arkadaşlarım)
*İstiklal’de çekimler. O’nunla konuşmak. Kimse anlamasın diye saçma sapan oyunlar oynamak deftere yazılacak 3-5 satır için. (Haha o mu beni etkiledi ben mi onu. Garip oyunlar bunlar kapılmamak lazım)
*Adama Kurtlar Vadisi ceketi giydirmişlerdi gömleği kan oldu. (Kurtlar vadisi cast ekibiyle film çekmek böyle bir şey işte)
*He sinir krizi geçirdim ve uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapıp kendime zarar verdim. (kollarımda baya yaralar açtım.)
*Ben de filmde figüran oldum. (Dünkü çekimlerin devamı Cihangir’deki, merdivende oturan insanlardan birini oynadım. Haha komik ki)
*Kafama strafor çarpan ışıkçıya: “Zaten kız zorla yaşıyor.” Dedi makyöz.
*Jeneratör Abi (Bunu kim dedi ya?)
*Çaylarla ilgili kesin bir sorunum var. Gene döktüm. (Bu setteki 2.çayım ve gene döküldü.)
*Moralim bozuk diye Cihangir’e gelirken bana iki tane oyuncaklı anahtarlık almış Mustafa. (Bu ayrıldığımız zamandan beri aldığım ilk hediye ondan. Doğum günü hediyesini saymıyorum. Herkes kurbağayı çok sevdi.)
*Demi moore’un gençliğine benzetilmek. (Mustafa’yla çekim arasında bir cafede otururken yan masadaki bayan beni Demi Moore’un gençliğine benzetti. Ne kadar benziyorum bilmiyorum)
*Wooow çok hızlı bu adam. (Anlatmamalıyım.)
*Eve geri dönmeyiş. (Kalbim ya da ruhum başka yerde.)
*2.Cihangir çekimi bana uğurlu mu geldi nedir. (Kesinlikle öyle daha sonra zaten bugün başlamış başka bir şeyi daha anlattığımda 3.olayı da tamamlayacağım.)

22 Haziran 2010 Salı
*Sokak kedilerinin cinsi yok mu? (Gerçekten yok mu sokak kedisi diye cins olmaz yani kesin onların da bir cinsi var merak ettim.)
*Taksim’de yağmur altında çekim, Allah’tan içeride yapıyorduk çekimi. (Tabi sonra dışarı çıkacağız)
*Bu adamda var bir şeyler ya…
*Yağmur altında gece dış çekim yapmaya çalışmak, oyuncuların yağmur altındaki dansı, yağmurun hızlanmasıyla verilen paydosa rağmen yerimizden kıpırdayamamak.
*Yağmur altında romantik anlar, bu anları dünkü Cihangir olayına bağlıyorum. (Ben Cihangir sonrası ortaya çıktığına inansam da kendisinden edindiğim bilgiye göre Bebek Şenliği sonrası ortaya çıkmış ama bana haber verilmemiş.)

23 Haziran 2010 Çarşamba
*Herkes saçıma kafayı takmış durumda.
*Tim Burton karakterlerine dönmüşsün. (Gerçekten benziyor muydum merak ediyorum)
*Çiçek Pasajı çekimleri (Hem de üst katlardaydık, işimiz olmadığında İstiklâl’e bakan balkonda oturup ışıkçılarla gelen geçeni seyrettik)
*Akşam erken biten çekimlerden sonra Mustafa’yla buluşmak (Dün yağmur yağıyor diye bana verdiği kıyafetleri geri vermem gerekiyordu)
*Beklendiğimi bilmenin mutluluğu. (Paha biçilemez)
*Gecenin bir yarısı eve dönmeye çalışırken yağmura tutulmak ve otobüs bulamayacak olmanın korkusu. (Allahtan şemsiyem vardı ve minibüs buldum bir daha bu aptallığı yapmamalıyım.)

24 Haziran 2010 Perşembe
*Murat Kazanasmaz’ı duymak sabah sabah. (Bu adamın sesine bayılıyorum)
*Saçma salak saatlerde uyanmak
*Hakikaten cimri olabilirim.
*Satıcı mısınız diye kostüm arabasına 2.kez geldiler. (Bu bence komik )
*Herkes figürasyona kızmakta haklı.
*100 kere gözlerimi devirdim.
*Yağmur yağması olasılığı olduğu için Taksimdeki dış çekim iptal oldu. Paydos edildi.
*Akşam duşta jiletle elime güzel derin bir kesik açtım. Oje sürerken şişeyi elimden düşürdüm ve şişeyi toplamaya çalışırken de masanın üzerine dökülmüş ojenin üzerine yarayı bastırarak son zamanlarımın en sakarca işini yaptım kendime. Canım çok yandı. (Kesinlikle Sakarlar Kraliçesi’yim ve sakarlıkta Usagi’yle yarışıyorum.)

25 Haziran 2010 Cuma
*Kavacık’ta Kurtlar Vadisi’nin bir bölümünün çekilmiş olduğu bir villada çekim yaptık. (Bir şey alevleniyor.)
*Bir erik hiç bu kadar güzel yenmemişti. (Gülen yemyeşil gözlerin söylerse bu cümleyi gülümsememek elde değildi.)
*Bugün daha az uyudum. (Sette uyumamla tanınacağım yakında bugün az uyuduğumu söyleyebilirim)
*Bugün dolunay gecesi ve benim uykum yok. (Kavacık’tan çıkamayışla birlikte dolunayı izlemek.)
*Kendimi yorgun ve yeni bir ilişkiye açık olmadığımı hissediyorum (Yeni bir ilişki istemiyorum bunu biliyorum. İstemiyorum. İstemiyorum. İstemiyorum.)

26 Haziran 2010 Cumartesi
*Bugün Ataşehir’deyiz. Melek’in küçüklüğünün okul çekimleri yapılacak. (Gün gün çekim takvimi veriyorum resmen burada XD)
*Bu radyoda her sabah aynı şarkılar çalınıyor. “Seni çöpe atacağım poşete yazık, bi sigara yakacağım ateşe yazık nedir” ya. (Kime söylendiyse söyleyenin çok canını yakmış olmalı.)
*Çocuklar bile haç takma diyorlar. (Artık dayanamayacağım bu duruma.)
*Beşiktaş’tan konser varken geçme demişlerdi. Sonisphere. (Neyse ki bugün dört büyükler yokmuş daha az trafik vardı.)

27 Haziran 2010 Pazar
*Ben okula giderken de boş olsun sokaklar. (Bunu istiyorum cidden.)
*Üzerinde Newyork yazan t-shirt istiyorum. (Bunu da İSTİYORUM)
*Kabuslarım geri döndü. (Son haftalarda zaten birkaç saatlik uykuyla durduğum için rüya gördüğümü hatırlamıyorum ama gene kabus gördüm bugün.)
*Küçük şapka istiyorum. (İstiyordum sonunda istediğimi temmuz ortasında buldum.)
*Beyaz çikolatadan dilimin yanmasını ve o tadı özledim. (Beyaz çikolata krizine girmişim demek oluyor bu.)
*Gözde Sinem’in reklam ajansı çekimleri, taksi çekimi ve sahil sahnesi çekimi. (Bu kızın O’nun eski sevgilisi olduğunu akşam öğreneceğim.)
* Asiye Abla durup dururken senin içinde sutyen var mı diyerek göğüslerime dokundu. (hönk diye kaldım tabi.)
*Onunlayım. Biliyorum.

28 Haziran 2010 Pazartesi
* Aquamarin’deyiz Büyükçekmece’de. (Havuz sahnesi çekimleri yağmurun gazabına uğradı ama yapımcı da yönetmen de bu film bereketli olacak modundalar sürekli. )
*Yemişim izini. (Boynumdaki izin nereden geldiğini bana sormak yerine kendi aralarında konuşmuşlar ve bu bence büyük bir ayıp. Nitekim boynumdaki izi sette yapmadığım sürece oradaki izden hesap sormaya hakları olduğunu sanmıyorum. Üstelik izin nasıl olduğunu ben bile bilmiyorum. Belki çıkarmadığım kolyelerim yüzünden olmuştur diyorum o kadar! Gerisi yok yani yok yok yok!)
*Bu sıralar kelebekler çoğaldı az önce iki tanesi etrafımda dönüyorlardı. (Evet kelebekleri seviyorum onlar da beni seviyorlar sanırım)
*Lennon gözlükleri ayağa düştü. (Yani…Modadır diye bu gözlüklerin takılmasını istemiyorum. O gözlükler bir insanı simgeliyor ve ben bunu şu tarz insanlarda görmekten hazzetmiyorum)

29 Haziran 2010 Salı
*Tatil oldu. Yağmur yağması ihtimali nedeniyle.
*Aslında tatil olup olmadığını hatırlayamadığımı itiraf etmeliyim.

30 Haziran 2010 Çarşamba
*Sabahtan ne çekimi olduğunu hatırlamıyorum ama bugün akşam hotel sahnesi çektik.
*Tuluğ’u vazgeçirme çabaları…(Vazgeçirebildiğimi düşünüp kendi hayatımın akışını kontrol etmeye çalışmak mantıksızlığı. Kızla konuşmaya devam etsene salak kafam!)
*Ve bunun akşamı güzel geçti. Güzel güzel. Sevdim ben bunu. (Kendimizi kandırıyoruz yalanlarla…)



Şimdi Temmuz günlüklerimi yayınlayabilirim (: Fazla sıcak geçiyor değil mi Temmuz? (: Mutlu Dünyalar...

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Geç Kalmış Haziran Günlükleri1

Haziranımı Temmuz ortasında yazmam gerekti. Sinema filminde çalışmak kadar yorucu bir iş yok sanırım. Hiçbir gününüz size ait kalmıyor. Sizi eve erken gönderseler bile bir şekilde eve gece 1den önce evinize ulaşamıyorsunuz. Yorgunsunuz, açsınız, toz içindesiniz. Doğal olarak bu blog u da yazamıyorsunuz. Haziran’ım çok renkli geçiyordu zaten bir de sinema filmiyle daha da renklendi. İlk yarısını şimdi yayınlıyorum, bu yarısı işe başlamadan öncesi, bir sonraki yazım ise işe başladıktan sonrası olacak. Ben yaşarken keyif aldım Haziran’ımı…

1 Haziran 2010 Salı
*Amaçsızca trafiği izlemek: Çocukken bayılırdım bunu yapmaya. Zincirlikuyu’da oturuyordum merdivenlerde. Hiç bir şey beklemiyordum. Yalnızca oturuyor ve izliyordum trafiği. (Amaçsızlığım benim...Hayatımın geri kalanını düşünmek istemiyordum)
*Sonunda ilkokuldayken okul zilim olan müziğin nereden geldiğini buldum. Avcılar tarafına giden metrobüs duraklarında metrobüs kalkarken çalıyor. (Ben de gaipten duymaya başladığımı sanmıştım neyse ki zamanında buldum.)
*Bu konuda yazmayacağım.(Yazmayacaktım ama gelişen durumlar olduğunu düşünürsek yazmam gerekir mi gerekmez mi bilemedim. Gene de yazmayayım unutulsun bugün)
*İçim rahatladı biraz.
*Limonatayı 6. Sıraya koydum kötüydü.(Kötü)y

2 Haziran 2010 Çarşamba
* Sabah erken uyan. Okulum bitti, dün de bugün de erken uyandım kim bilir yarın da erken uyanacağımdır.
*Kardeşimin okulunun tiyatrosunun provasına gittim kardeşimle.( Ne uzun bir tanım oldu.)
*Provalarda görüntü almanın anlamsızlığını daha ilk dakikalarda anladığım için ben de kardeşimle birlikte ses odasına gittim. Orada takıldım hatta bir ara aletlerin başına geçip ses bile verdim.(Çok yenilikçi insanım her işe el atıyorum gördüğünüz üzere.)
*Etkileyici miyim, bana mı öyle geliyor, yoksa insanlar mı öyle davranıyorlar. Üçlemde kaldım.
*İşte içeride makara ederken Ece msj atmış kardeşimden aradım, atölye sonuçlarının açıklandığını öğrendim. Odaya bir hızla dalıp “Atölye sonuçları açıklanmış” diye bağırdım. (orda tanıştığım ses sistemini kullanan adamlar da vardı gözüm hiç bir şeyi görmemiş o durumda) İşte geldim bakmalıyım, öğrenmeliyim diyorum. Orda internet bağlı pc vardı. Adamın da azıcık işi vardı, beklerken heyecandan ölecektim. Face’e mi bakacaksın diye dalga geçiyordu. Yok dedim notlarıma bakacağım. Herkeste bir heyecan dalgası. Geçtim pc başına. Napsam site açılmıyor. Bazı işlemlerden geçtikten sonra açıldı. Sonunda girdim. Notlar gözümün önünde bir süre göremedim. Hani nerde yazıyor diyorum! Uygulama Atölyesine Giriş : C! Ben :Şok!. E verse yeterdi C vermiş C’yle geçmişim. Herkes notlarıma bakıyor tabi bu sırada şu nedir bu nedir. A var Neymiş ders falan diye. Heyecanımı gayet şirin insanlarla paylaştım yani. Ve evet ikinci şaşırdığım şey ki bunu evdeyken zaten görmüştüm Sanatlar ve Sinema dan A almışım. Sanatlar ve Sinema bile olsa (dersi küçümsemiyorum asla) A almış olmak benim için çok önemli bir olay. Çok mutlu oldum ve Sanatlar ve Sinema’da düşündüklerimi yazmaktan da hep mutluluk duymuşumdur. Öyle işte.
*Bu mutlu anı kutlamak için tabi çıkışta Burger King’e gidildi. :D ve LİMONATA içildi. 7.sıraya koydum çok daha kötüydü.
*Sonunda MAGNUM BEYAZ yiyebildim. Yazın ilk beyazı. Hiç bitmesin istedim.(Beyaz çikolataya dayanamıyorum)
*Tabi sinirli bir gündü. Hani ben böyle tiyatro yapan adam görmedim. Ne bu şımarıklık anlamadım. Hocalara davranışları da iğrenç tabi. Ve gittim düşüncelerimi hocalarıyla bile konuştum.
*Eve geri dönüş.
*Premiere CS4’le yakın ilişkiler içine girmek.
*Tamam şu söze bittim Mukuru (ya gene gülüyorum kusura bakma) söyledi: “Ahaha bi de o eksikti evimdeki son kaktüs” Şu şekilde size bir anlam ifade etmiyor olabilir ama sinema cidden kaktüs ya XD (Ben ona seni bir de sinemacı yapalım dedim onun için söyledi bunu. Haklı ama bir kaktüse daha ihtiyacı yok ki)
*Bugün Emir bana uzun zamandır aradığım eski bir smileyimi atmış bulundu. Mutlu oldum. Tabi bilmiyordu onu o kadar zamandır aradığımı.
*Bugün cidden güzel bir gündü ki, hani ben bolca mutlu oldum güldüm ve sonrasında ağlama krizine girmedim.

3 Haziran 2010 Perşembe
*Erken uyandım gene.
*İki gündür göz makyajımı silmiyordum bugün sildim. (Tembelliğe gel bunun yüzünden yastık kılıfı değiştirmem gerekti ve bu durumda iki kat çalıştım zamanında silsem olmayacak böyle bir şey)
*Yeni aldığım babetlerimin yırtıldığını fark ettim. (Nefret ediyorum ayakkabılarımı düzgün kullanmamaktan.)
*Müge Anlı’yla tatlı sert programında gördüğüm 32 yaşında annesinin evden kovduğu çocuğa güldüm. (Çocuk oraya annesi evden kovduğu için çıkmış bir adam aradı çocuk İzmir’de oturuyor adam Konya’dan arıyor ve diyor ki bu adam benim özürlü kızımı dolandırdı, internetten resimlerini atmış kızımı dolandırmış. Çocuk oraya ne için çıktı neyle karşılaştı. Cidden komik)
*Pera’da hafta içi Aya Yolculuk temalı filmler kuşağında öğlen seansı bulunmadığını gördüm. Bunu Mukuru’ya söylemeliyim. (Şanssızız)
*O kadar aramaya rağmen Hi8 kamera kasedi bulamadık. Başkasına buldurduk ve adama PAL mı diye sorduğumuzda adam PAL dedi, gelen kaset NTSC çıktı.
*Erkenden Türkan Saylan Kültür Merkezi’ne gittik.
*Bir sürü aksilik olmasına rağmen ben bir arkadaşımın da yanımda bulunması sebebiyle kendimi mutlu hissettim.
*Üstelik belediye başkanını bile görmüş bulunmaktayım.(Bu adama oy verdim ben!)
*Bir daha bu elbiseyle ince sutyen giymeyeceğim.(Haklıyım bunu söylemekte. Elbise aşağı çekiyor)
*Bir sürü güzel renkli fotoğrafım oldu.(O rengi seviyorum fotoğrafta.)
*Yorucu bir günün ardından kısa sürede eve dönebilmenin dayanılmaz güzelliği.
*O kadar yorulmuşuz ki kardeşim kamerada kaset olmadan kasedi geri sarmaya çalışıp bana gelip bu sarmıyor dedi. Ben de içinde kaset yoktur dedimXD

4 Haziran 2010 Cuma
*Sonunda geç uyanmak. Öğlen 3’te uyandım.
*Film izlemek dışında bir şey yapmaya dayanamamak.
*Günü öylesine geçirmek. Ya da yaptıysam bile hatırlamamak. (Hatırlamıyorum)

5 Haziran 2010 Cumartesi
*İlacımı içişimin 2.günü. Bugün 11.30 da uyandım.
*Gene film izlemekle geçirdim günümü.
*Unutmak istediğim anıları unuturum.
*UZAKTAKİ YAKINIMA…

6 Haziran 2010 Pazar
*Günlerdir durağan film izlemekten durgunlaştım. Buradan Alican’a en derin sevgilerimi gönderiyorum.(Bir daha Alican’a bu kadar film indirmeyeceğimi bildiriyorum)

7 Haziran 2010 Pazartesi
*Naptığımı gene unuttum, demek ki kayda değer değilmiş. Kesin mal gibi durağan filmler izlemeye devam etmişimdir.
*Adını vermemden rahatsız olan dostumla buluştum. Dondurma yedik.(Hehehehehe)
*Yavaş yavaş yağan yağmurun altında yürüdüm usul usul.(Aklımda olmayan düşünceler)

8 Haziran 2010 Salı
*Bugünün koku menüsünde yağmurdan sonra etrafı saran ıhlamur kokusu var. Müthiş bir şey. (Koklanmaya değer buluyorum.)
*Trafik olacağını bilsem daha erken çıkardım. Değiştirdiğim taşıt sayısı 5’i geçti okula gitmek için.
*Bütünlemeye gir ve çık. Acısız, biraz canım yandı ama olsun önemli değil. Bitirdik, geçsek de alan razı veren razı, kalırsak MSGSU’nün şanındandır.
*Yağmur şakır şakır yağarken oturduğum yerden kalkıp ıslanmaya gittim. (Seviyorum ıslanmayı)
*Okuldan çıkınca MUKURU ile buluşma(tamam gülmüyorum tamam intikam planları yapma (:) (Mukuru deyince aklıma Totoro geldiği için gülüyorum da)
*Çilekli limonatayı bu yıl içtiğim 9 limonatanın en üstüne koydum. Bu limonata Tramvay’ın limonatasını çok fena solladı yani. (bir daha içmeliyim şimdi tadını tekrar hissettim)
*Animeler üzerine konuşma.
*Eve geri dönmek için de bir ton vasıta değiştirdim. Çileli yolculuk benimkisi.
*Bu arada bugün mutluydum çünkü aylık akbilimi hala kullanabiliyordum!
*Bugün mutluydum çünkü yeni biriyle tanıştım ve umulur ki iyi arkadaş oldum!
*Bugün mutluydum çünkü bütünleme sınavını geçsem de kalsam da ardımda bıraktım!
*Bugün mutluydum çünkü yağmur yağıyordu ve ben yağmuru seviyorum!
*Bugün mutluydum çünkü Emir bana çok güzel bir şiir armağan etti!
*Bugün mutluydum çünkü Noviembre’yi izledim! Film belki mutluluk sebebi olmaz ama doğru düzgün ve müthiş bir film izlemenin mutluluğu bu!.
*Bu kokunun ondan geldiğine inanamıyorum.
*İki Mustafa arasında dilek tuttum ki. (Ne tuttuğumu da unuttum ki)
*Elbise değiştirir gibi oje değiştiremiyorsun. (Mavi oje sürmüştüm mavi giyineceğim diye ama mavi giyinmedim yağmur yağıyor diye ojeler kaldı ben elbisemi değiştirdim, mavi ojelerle siyah elbise tezat olduğundan ayağıma da mavi kısa çoraplarımı giydim)
*Şemsiye açmama muhabbeti. (Mukuru’nun şemsiyesi elimdeydi, yağmur yağıyordu. Ben de ona yağmur yağıyor ama sen şemsiye açmak istemiyorsun değil mi dedim. O da bana ipleri elinde tutmayı seviyorsun değil mi dedi. Ben de hayır dedim şemsiyeyi geri verdim)
*Gözlükle banyo yapmak.(Ne düşünerek giriyorsam banyoya XD Sular akarken başımdan bir şeyler yanlış diyorum diyorum ama çözemiyorum. Sonradan fark ettim)

9 Haziran 2010 Çarşamba
*Bugün iki yalnız koyun gördüm. Biri şemsiyenin altındaydı yağmurdan korunmak için. (Koyunlar yalnız kalmasın istiyorum)
*Bunu daha öncede düşünmüştüm: Mezar taşı ustalarının mezar taşlarını kim yapar?
*Kardeşimden bizim sınıfı hayrete düşürecek bir söz: Evde capture yapma keyfi. (Bizim sınıf duysa sanırım sinir krizi geçirirdi ben gülme krizi geçirdim)
*Kostüm de çalışmak üzere bir arkadaşımın bulduğu iş için konuşmaya gittim. Ve müthiş mükemmel hayran kaldım bugüne.
*Beyoğlu’nu bilmeyen adama tutup benim gibi bir rehber verirsen o insan Beyoğlu’ndan nefret eder mi eder? (Şurada bir kilise var, buralar hep mağaza şurası Galatasaray Lisesi, şuradan Tünel buradan Galata, tamam İstiklal bu işte hadi eve dönelim, kesinlikle rehberiniz olmamı istemezdiniz)
*Bloglarımdan birini daha sildim. Hani silmek istemezdim ama umursamıyorum gerçekten umursamıyorum artık kim ne yapmış, neden yapmış, sorgulamıyorum artık kimseyi. Yalnızca onlara ait güzel anıları siliyorum ve bitiyor. O kadar, ne diyebilirim ki. (Üzgünüm beni neden sildiği konusunda bir fikrim yoktu bu blog u sildiğimde sonradan öğrendim…)

10 Haziran 2010 Perşembe
*Saçma salak filmlere devam ediyorum.
*Aydınlanma sonuçlarının açıklanacağını öğrendiğim andan itibaren yaşadığım o heyecan dalgası fena.(Geçmişim aydınlatmadan)
*Erken uyumak istemiyorum.

11 Haziran 2010 Cuma
*Sabah 11’de (Henüz yeni uyanmışken) işten aradılar soyadımı sormak için.
*Tamam, günün geri kalanında film izlemek dışında ne yapmış olduğumu hatırlayamıyorum. Muntazam yazmalıyım.

12 Haziran 2010 Cumartesi
*Kardeşimin okulunun yıl sonu gösterilerine biraz montaj yapmaya başladım.
*Bize Ece geldi.
*Evde limonata keyfi. (Limonata kadar güzel bir şey var mı sıcak yaz günlerinde. Limonata sevgisi Savaş’tan kalma güzel bir alışkanlık)
*Ece’yi bizde bırakıp yemekli kır düğününe gitmek. (Bu da yapabileceğim en ilginç şeylerden herhalde. Sen bizde takıl biz gidiyoruz modunda gittim. Kardeşim onun pc sini yapıyordu.)
*Bu gidişle yapılan her çeşit düğünü öğreneceğim.(Sonra belki ortaya karışık bir şey yaparım kendi düğünümü xD)
*Merak ediyorum: Çocuklar kendilerine ait olmayan eşyalara bu kadar çok dokunmak ve kirletmek zorunda mı…
*Merak ediyorum: İnsanlar birbirlerini hak etmek için ne yapıyorlar. (düğünlerde aklımdan geçen yeni düşüncelerden.)
*Şunu söyleyebilirim bir sene içinde düğünlerde düşündüğüm düşünceler ne denli değişmiş size anlatamam. Bunun için geçen sene düşündüklerimi de bilmeniz gerekirdi. Ama şimdilerde mutlu bir düğün çifti gördüğümde bunalıma girmiyorum ya da ben gelin olur muyum ki demiyorum. Şimdilerde tek söylediğim bir üst sıradaki şey. Yalnızca o insanları merak ediyorum.
*Baş ağrısı ve aç aç eve dönüş.
*O baş ağrısıyla saçlarımı bilgisayar fanına kaptırdım. (Sakarlıkta sınır tanımam)
*Bugün beni aramaları gerekiyordu, ama aramadılar ben aradım, unutulmuşum.
*Kurdele üçlemesi: Bence de çok seksi görünüyor.(Anlatmıştım bunu.)

İkinci yarısını yarın yazacağım, o zamana kadar mutlu dünyalar…