16 Temmuz 2010 Cuma

Geç Kalmış Haziran Günlükleri 2

Ya da Uyurgezer Kostümcü'nün Günlüğü (:
Tamam sonunda Office wordde 7 sayfa kaplayam haziranımın 2.yarısını da paylaşıyorum. Bu yarısı genellikle değil başından sonuna kadar (ki temmuzda devam etmek üzere) benim çalıştığım bir filmin çekim sürecinin benim hayatımdaki izleridir. Yani bir sinema filminde çalışmak demek hayatını tamamıyla bu filme entegre etmek demekmiş bunu öğrendim. Çekim sırasında özel hayat, ev hayatı diye bir şey kalmıyor keyifli okumalar…
13 Haziran 2010 Pazar
*Bugün işimin ilk günü. Kostüm arabasını hazırladık. Yeni insanlarla tanışma. (Tamam ilk bakış olarak söylüyorum inanılmaz sevimli buldum herkesi. Zaten şöyle bir şey de yaşandı. Benim önümde çekim takvimi duruyordu üzerinde bir kitap vardı. Yönetmen yardımcısı bana akşam bir senaryo vereceğini ve yarın sınav yapacağını söyledi. Mesela sahne 47 de ne var diye soracağım dedi. Ben de önümdeki çekim takviminin ilk sayfasından görmüştüm sahne 47’yi. Hemen bakayım diyerek kitabı kaldırdım gösterdim. Baya güldü kadın ve bu kızda iş var dikkat edin bu kıza dedi. Ve bunu 3-4 kişiye daha anlattı. )
*Akşam Bebek parkındaki şenlikteydim. Baya eğlenceli bir akşam yaşadım. (Bebek parkına gitmek ölüm oldu ya. Fena bir trafik vardı hani yürüyenler bizden daha hızlı gidiyorlardı öyle söyleyeyim. Sonunda muavin siz burada inip yürüyün daha çabuk ulaşırsınız dedi. Bir kız bana bebek parkını sormuştu onu da aldım yanıma birlikte yürüdük. Kız Moğol’muş burada Marmara’da okuyormuş falan. Bulduk sonunda bebek parkını. )
*Bebek parkının bana getirdiği en büyük sürpriz daha bir gece önce bir şarkısını dinlediğim ve sabah face te klibini paylaştığım Multitab adlı grubun sahneye çıkmış olmasıydı. (Hadi sahile doğru yürüyelim demişti. Yürürken sesi duydum, kulak kabartınca bir baktım O GRUP!!! Aman Tanrım inanamıyorum bugün sana bahsettiğim grup hadi gidelim dinleyelim falan oldum hemen. Nasıl sevindim anlatamam. Hani Mustafa sayesinde adamları canlı canlı dinleme fırsatı buldum!)
*Akşam Caddebostan sahilinde çimenlerde oturma keyfi. (Evet… Sevdim ben bu akşamı)
*Eve geri dönüş.
*Gece 4 e kadar kurgu yapmak. (Kurgu yaparken ve photoshop’la uğraşırken aralarda da Uçan Melekler senaryosunu okudum.)

14 Haziran 2010 Pazartesi
*İlk gerçek iş günü. Sete başladık. Taksimde bir dans okulundayız. Yorucu bir gün. (Nitekim dün akşam hiç uyumadım. Kurgu yapıyorum odur budur diye. Hızlı başladık)
*Dün akşamki uykusuz kalma kendini gösteriyor. Bugün kendimi yorgun hissediyorum. Her saat daha da kötüleşiyor. Başım ağrıyor. (Akşam 7’yi zor ettim diyebilirim.)
*Gece uyumadığımı söylediğim için erken yolladılar. (Çıkıp Mustafa, Sina ve Mesra ile buluştum. Kendi biramı değil ama Mustafa’nınkini bitirdim. )
*Kırmızı oje modası var. (Hatırlarsam kırmızı ojemi kaldıracağım masadan)
*Metrobüs durağına ters yönden dalmak istiyorum. Need for Speed oynarmış gibi. (Heee psikopatlık işte.)
*Sanırım gördüğüm kadarıyla bu filmde bir aks hatası olacak. Bir de geniş lens yüzünden deforme olmuş çekimler olacak. Bir de aşırı kamera hareketleri olacak. Bir de göz seviyesinin altında açılar olacak. (Ben bunu daha ilk çekim gününden gördüm. İleriki günlerde söylediklerimin gerçek olduğunu gördüm. Bana sinema okuyan insanların çokbilmişlik tasladıklarını söylemişlerdi ama durum ortada yani…)
*Ayakkabıların çok hoş özellikle o kurdele çok hoş olmuş balerin gibi. (Bir oyuncunun yorumuydu)
*Yemişim İngilizcesini ya. (Malum yeni nesil gençlik İngilizce konuşmaya bayıldığı için)
*Bir barın aynasının önünde yapılmış dans. (Bu ben değilim!)
*Metroyla dönüş.

15 Haziran 2010 Salı
*Sabahın 7 sinde Taksimdeydim. İşe 1 saat var diye İstiklal’i yürüyeyim dedim. Pantolon giymiştim. İstiklal’i baştan aşağı yıkıyorlardı. Ben de kurulamasını yaptım sanırım. Yürümeyi bitirdiğimde dizlerime kadar ıslanmıştım. (Bütün gün ıslak pantolonumla gezdim)
*Çiçek Pasajı’na ilk kez girdim. (Pek bir özelliği yok XD)
*İstanbul Üniversitesi’nden biriyle tanıştım. (Set fotoğrafçımız kendisi çok şirin bir hanımcık )
*2 saat arada önce bir balıkçıda(balıkçı denir mi oraya be) yemek yedim (ben ve deniz ürünleri düşünün) ardından çok güzel bir manzara seyrettim. (Balığı yalnızca guatr olmamak için yediğim düşünülürse doğal olarak balık yemedim orda da XD) (Manzara da süperdi hani!)
*Çiçek Pasajı’nda sabahladık set olarak. (Ben kostüm odasında bir uyuyup bir uyanarak sabahladım tabi. Yukarıda dansözlerle çekim yapılıyordu sabaha kadar sürer tabi.)
*Tamam acilen büyümeliyim. (Evet!)
*Bu arada O’nu ilk kez gördüm bugün. (Tamam kızacaksın ondan bahsettiğim için ama vardı ve o zaman sen yoktun. Ben bilmiyorum bir şeyler olacağını hissetmiştim sanırım. O benimle konuşmamış olsa da. Hoş konuşmuştu ama sadece işti yani konuşulan ve o beni o gün gördüğünü hatırlamıyor bile.)
*Ben sakar yönetmen olacağım. (Evet!)
*Uykusever Kostümcünün Dünyası (Evet! Bu blog yazısının başlığı)
*Kusura bakmayın ama Mimar Sinan’da okuyup da kostümcü olmayacağım.(Doğrudur.)
*Ekipte tek gözlüklü olduğumu fark ettim. (Cidden bir tek ben gözlüklüyüm)
*Sabah 6.30 da eve geri dönüş.
*Annem ameliyata gitti ve ben 20 dk. Farkla kaçırdım evden çıkmadan önce.

16 Haziran 2010 Çarşamba
*Bugün güne ofiste başladık. Hazırlıkları ofiste yaptık.
*Annem ameliyat oldu beni aradılar zaten moralim bozulmuştu. Oturdum ağladım bir süre. (Bildiğin balkonda yerde oturup bunalımlı liseli moduna girmiştim. Üstelik bugün zaten liseliye benziyormuşum pileli eteğim vardı üzerimde.)
*İstiklal’de vardı bugün çekimler. Kıyafet götürmeye gittiğim sırada Mustafa ile karşılaştık. O zamanda anlatırken ağladım. (Şans işte. Beni tutup götürmeseler kıyafetlerle İstiklal’e ne Mustafa’yla karşılaşırdım ne de O beni fark ederdi… )
*Yemek yemek üzere burger’a gittik ve inanılmaz bir hamburger yedim. Harika bir şey!(Sanırım adı Steakhouse Burger ama inanılmaz güzel ya)
*Bu bir şarkı sözü: Seni bana yazılmış bir şarkı zannettim. (Bir tek burası takılı kalmış aklımda)
*Bugün bir arabaya kilitlendim, kısaca bu bir tacizdir. (Kimin böyle bir salaklığı yapmaya hakkı var ki çok sinirliyim)
*Ben eskiden küçüktüm. (Hepimiz küçüktük!)
*Bugün teras çekimleri vardı. Biz üşüdük ama kendi kendimize de eğlendik. Özellikle Semra ile aynı fon bezine sarılıp, seti uzaktan izleyip yorum yaptığımız kısım çok eğlenceliydi.
*Eve 2.30 da döndüm.

17 Haziran 2010 Perşembe
*Bugün gayet makul bir elbise giymiştim. Diz altına kadar.
*Cidden bu çocuğun davranışlarından rahatsız oluyorum.
* İn çık in çık kıyafet getir götür.
*Uzun zamandır dinlemediğim iki şarkı: Bal böceği ve Çılgın Bediş. (Hepsi O’nun mp3’ünden çok güldüm uzun zamandır dinlemediğim şarkıları ondan dinleyince.)
*Kanatlarınız kopsun inşallah. (valla ben demedim.)
*Bugün kostüm odasında benimle oturacak bir arkadaş edindim. (Aaaa evet çok güzel değil mi)
*Aynı arkadaşın pantolonun ceplerindeki her şeyi yanlışlıkla yere döktüm çok kızdı. (Bana kızmadığını söylese de bana kızdı işte, tabi bu olay öncesi Melis’in sevgilisiyle neredeyse kavga ediyor oluşu onun sinirliliğini açıklıyor.)
*Çekimler bitti eve döndüm. Onu aradım internette. Arayıp özür dilemek istedim ama vakıf olamadım nitekim soyadını bilmiyordum.
*Annem bugün eve döndü.
*Malum şahıs evimi öğrenmesin diye evimin önünde indiğim servisten ters istikamete doğru yürüdüm.

18 Haziran 2010 Cuma
*Gerginim. Sabah serviste üzerime çay döktüm. Kasıklarım yandı. Üzerimden iki şişe su döktüler. Yanık ilacı aldılar. Hepsi Taylan’dan nasıl özür dileyeceğimi düşünürken oldu.
*Herşeyin bu Death Note kolyem yüzünden başıma geldiğini söyleyen bir prodüksiyon şefi nedeniyle kolyemi çıkarıp çantama tıktım.
*Bütün set çalışanlarında gereksiz yere bağırma özrü var. (Buna katılmayacak yoktur sanırım)
*Kıyafetlerim ıslandığı için kıyafetlerin arasından bir elbise giydim. Nitekim zaten yanan yerim belli. Nasıl bir pantolon eşofman giyebilirim ki. Renkli bir elbise olsa renkli bir elbise giyerdim ayrıca.
*Beyaz bir elbise giydim ve iç çamaşırımın rengi belli olduğu için birileri laf etmişler. Kıyafetlerin kurumadan odadan çıkma dediler!. Oturdum ağladım. (Bu benim ikinci ağlayışım.)
*Elbiselerim kurumadan geri giydim. (Sinirleniyorum. İnsanlar neden başkalarının ne yaptığına bu kadar kafayı takmış durumdalar anlamıyorum.)
*Mustafa’ya telefonda malum insanın bana olan davranışlarından rahatsız olduğumu ve bana dokunmasını istemediğimi anlatıp ağlarken Taylan duydu ve anlatmamı istedi sonra da prodüksiyona anlattırdı…
*Sonra kostüm şefinden önce prodüksiyona anlattığım için kostüm şefinden fırça yedim. Sonra prodüksiyondan önce Taylan’ın da duymuş olmasından dolayı da fırça yedim. (Buna karışmaya hakları var mı ki? Kime istersem anlatırım. Hadi ona anlatmama kızıyorlar madem o zaman telefonda arkadaşıma anlatmama da karışmaları gerekiyor.)
*Cihangir parkında çekimlerde sabahladık.
*Tuvalet yoktu ve tuvalete gitmek için taksime götürdüler arabayla(Zor koşullarda çekim:P)
*Sami hocayı tanıyan bir steadycam operatörü ile tanıştım. (Hakan abi gerçekten çok şirin bir insan)
*Cihangir’de güneşin doğuşunu izledik inanın hiç birimiz bu manzaradan bir tatmin olmadık.(Nolur artık bitsin şu çekim diye isyan ediyorduk hepimiz güzel manzara gözlerimizin önünde gittikçe daha da güzelleşirken. Allahtan bitti çekimler sonunda.)
*Tabi çekimler başlamadan önce o manzaraya bakarak “öldür kalbini” dinleyip söylemek tatmin edici idi. (Tabi ben bunları düşünürken başkaları başka şeyler düşünmektelermiş.)
*Eve dönüşe geçeceğimiz sırada artık pantolon giymem gerektiğini söyleyen kostüm şefine şok olmuş bir ifadeyle bakarak cevap vermedim yürüdüm. Buna karışmaya hakları olmadığı için ufak çaplı sinir krizi geçirdim serviste. Yani şu var arkadaşlar Zeyna’da aksiyonlu iş yapıyordu ama aksiyonlu iş yapıyor diye etek giyemezlik ediyor muydu! Saçmalamayalım arkadaşlar! Kostümde ne kadar aksiyon yaşayabilirsin ki bütün gün yaptığım kıyafet toplamak oyuncu giydirmek ütü yapmak. Bunun için de illaki pantolon giymem gerekmiyor.
*Eve geri dönüş.
*Uykulu uykulu aç bir şekilde lahmacun yiyerek midemi daha beter hale soktum. (Garip menülerin insanıyım.)
*Yaz sıcağında kalın kalın giyinerek uyudum. Cihangir’de ne üşümüştük. (Bugün yandığım için altıma pantolon falan da giyemiyordum. Baya üşüdüm. Eve geldim bildiğiniz kışlık hırka falan geçirdim üzerime.)

19 Haziran 2010 Cumartesi
*Bugün iş yok diye ne güzel uyuyordum. Öğlen 3’te televizyon almaya götürmek için uyandırdılar zorla. Malum Sinema-TELEVİZYON okuyoruz ya, televizyon özelliklerini biliriz ya ona bile götürüyorlar yani. (Bir arkadaşımın yorumu: Okuduğun bölüm bu kadar yanlış anlaşılabilirdi.)
*Neyse kısa günün kârı bir sürü badem şekeri. (EVETTT!!! Badem şekerine bayıldığımı daha önce söylemiş miydim?)
*Eve geri dönüş
*Bütün gün hiç bir şey yapmadan oturmak istemek ama oturtulmamak.
*Doymadım bütün gün ya sürekli yedim yedim. (Sanırım set arası verildiğinde sürekli olacak olan bir durum bu sürekli yeme isteği)

20 Haziran 2010 Pazar
*Bugün de tatil oleyyy.
*Evi topladım. Oda darmadağınık idi.
*Sonunda msnime geri dönmüş olmaktan dolayı çok mutlu oldum.
*Bütün gün ev toplamak dışında pek bir şey yapmadım. Ne kadar güzel bir şey. (Tamam boş geçirdim ama bu boşluğu özlemişim.)

21 Haziran 2010 Pazartesi
*Sabah sabah martı peşinde koşmak. (İki gündür tatilde olunca insan. İşe büyük sevinçle gidiyor. Yolda gördüğü martı yola çıkmasın diye de martı kovalayabiliyor.)
*Nasıl bir aşkla çıktıysam yola servisten önce okulun önündeydim. (Servis beni unuttu diye korktum)
*Koyun postuna bürünmüş kurtsun sen. (Benim hakkımda prodüksiyondan birinin yorumu)
*Bizim bebek oyuncuları daha iyi idi. (Filmi izlediğinizde buna katılacaksınız Bebek filmini izlemiş arkadaşlarım)
*İstiklal’de çekimler. O’nunla konuşmak. Kimse anlamasın diye saçma sapan oyunlar oynamak deftere yazılacak 3-5 satır için. (Haha o mu beni etkiledi ben mi onu. Garip oyunlar bunlar kapılmamak lazım)
*Adama Kurtlar Vadisi ceketi giydirmişlerdi gömleği kan oldu. (Kurtlar vadisi cast ekibiyle film çekmek böyle bir şey işte)
*He sinir krizi geçirdim ve uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapıp kendime zarar verdim. (kollarımda baya yaralar açtım.)
*Ben de filmde figüran oldum. (Dünkü çekimlerin devamı Cihangir’deki, merdivende oturan insanlardan birini oynadım. Haha komik ki)
*Kafama strafor çarpan ışıkçıya: “Zaten kız zorla yaşıyor.” Dedi makyöz.
*Jeneratör Abi (Bunu kim dedi ya?)
*Çaylarla ilgili kesin bir sorunum var. Gene döktüm. (Bu setteki 2.çayım ve gene döküldü.)
*Moralim bozuk diye Cihangir’e gelirken bana iki tane oyuncaklı anahtarlık almış Mustafa. (Bu ayrıldığımız zamandan beri aldığım ilk hediye ondan. Doğum günü hediyesini saymıyorum. Herkes kurbağayı çok sevdi.)
*Demi moore’un gençliğine benzetilmek. (Mustafa’yla çekim arasında bir cafede otururken yan masadaki bayan beni Demi Moore’un gençliğine benzetti. Ne kadar benziyorum bilmiyorum)
*Wooow çok hızlı bu adam. (Anlatmamalıyım.)
*Eve geri dönmeyiş. (Kalbim ya da ruhum başka yerde.)
*2.Cihangir çekimi bana uğurlu mu geldi nedir. (Kesinlikle öyle daha sonra zaten bugün başlamış başka bir şeyi daha anlattığımda 3.olayı da tamamlayacağım.)

22 Haziran 2010 Salı
*Sokak kedilerinin cinsi yok mu? (Gerçekten yok mu sokak kedisi diye cins olmaz yani kesin onların da bir cinsi var merak ettim.)
*Taksim’de yağmur altında çekim, Allah’tan içeride yapıyorduk çekimi. (Tabi sonra dışarı çıkacağız)
*Bu adamda var bir şeyler ya…
*Yağmur altında gece dış çekim yapmaya çalışmak, oyuncuların yağmur altındaki dansı, yağmurun hızlanmasıyla verilen paydosa rağmen yerimizden kıpırdayamamak.
*Yağmur altında romantik anlar, bu anları dünkü Cihangir olayına bağlıyorum. (Ben Cihangir sonrası ortaya çıktığına inansam da kendisinden edindiğim bilgiye göre Bebek Şenliği sonrası ortaya çıkmış ama bana haber verilmemiş.)

23 Haziran 2010 Çarşamba
*Herkes saçıma kafayı takmış durumda.
*Tim Burton karakterlerine dönmüşsün. (Gerçekten benziyor muydum merak ediyorum)
*Çiçek Pasajı çekimleri (Hem de üst katlardaydık, işimiz olmadığında İstiklâl’e bakan balkonda oturup ışıkçılarla gelen geçeni seyrettik)
*Akşam erken biten çekimlerden sonra Mustafa’yla buluşmak (Dün yağmur yağıyor diye bana verdiği kıyafetleri geri vermem gerekiyordu)
*Beklendiğimi bilmenin mutluluğu. (Paha biçilemez)
*Gecenin bir yarısı eve dönmeye çalışırken yağmura tutulmak ve otobüs bulamayacak olmanın korkusu. (Allahtan şemsiyem vardı ve minibüs buldum bir daha bu aptallığı yapmamalıyım.)

24 Haziran 2010 Perşembe
*Murat Kazanasmaz’ı duymak sabah sabah. (Bu adamın sesine bayılıyorum)
*Saçma salak saatlerde uyanmak
*Hakikaten cimri olabilirim.
*Satıcı mısınız diye kostüm arabasına 2.kez geldiler. (Bu bence komik )
*Herkes figürasyona kızmakta haklı.
*100 kere gözlerimi devirdim.
*Yağmur yağması olasılığı olduğu için Taksimdeki dış çekim iptal oldu. Paydos edildi.
*Akşam duşta jiletle elime güzel derin bir kesik açtım. Oje sürerken şişeyi elimden düşürdüm ve şişeyi toplamaya çalışırken de masanın üzerine dökülmüş ojenin üzerine yarayı bastırarak son zamanlarımın en sakarca işini yaptım kendime. Canım çok yandı. (Kesinlikle Sakarlar Kraliçesi’yim ve sakarlıkta Usagi’yle yarışıyorum.)

25 Haziran 2010 Cuma
*Kavacık’ta Kurtlar Vadisi’nin bir bölümünün çekilmiş olduğu bir villada çekim yaptık. (Bir şey alevleniyor.)
*Bir erik hiç bu kadar güzel yenmemişti. (Gülen yemyeşil gözlerin söylerse bu cümleyi gülümsememek elde değildi.)
*Bugün daha az uyudum. (Sette uyumamla tanınacağım yakında bugün az uyuduğumu söyleyebilirim)
*Bugün dolunay gecesi ve benim uykum yok. (Kavacık’tan çıkamayışla birlikte dolunayı izlemek.)
*Kendimi yorgun ve yeni bir ilişkiye açık olmadığımı hissediyorum (Yeni bir ilişki istemiyorum bunu biliyorum. İstemiyorum. İstemiyorum. İstemiyorum.)

26 Haziran 2010 Cumartesi
*Bugün Ataşehir’deyiz. Melek’in küçüklüğünün okul çekimleri yapılacak. (Gün gün çekim takvimi veriyorum resmen burada XD)
*Bu radyoda her sabah aynı şarkılar çalınıyor. “Seni çöpe atacağım poşete yazık, bi sigara yakacağım ateşe yazık nedir” ya. (Kime söylendiyse söyleyenin çok canını yakmış olmalı.)
*Çocuklar bile haç takma diyorlar. (Artık dayanamayacağım bu duruma.)
*Beşiktaş’tan konser varken geçme demişlerdi. Sonisphere. (Neyse ki bugün dört büyükler yokmuş daha az trafik vardı.)

27 Haziran 2010 Pazar
*Ben okula giderken de boş olsun sokaklar. (Bunu istiyorum cidden.)
*Üzerinde Newyork yazan t-shirt istiyorum. (Bunu da İSTİYORUM)
*Kabuslarım geri döndü. (Son haftalarda zaten birkaç saatlik uykuyla durduğum için rüya gördüğümü hatırlamıyorum ama gene kabus gördüm bugün.)
*Küçük şapka istiyorum. (İstiyordum sonunda istediğimi temmuz ortasında buldum.)
*Beyaz çikolatadan dilimin yanmasını ve o tadı özledim. (Beyaz çikolata krizine girmişim demek oluyor bu.)
*Gözde Sinem’in reklam ajansı çekimleri, taksi çekimi ve sahil sahnesi çekimi. (Bu kızın O’nun eski sevgilisi olduğunu akşam öğreneceğim.)
* Asiye Abla durup dururken senin içinde sutyen var mı diyerek göğüslerime dokundu. (hönk diye kaldım tabi.)
*Onunlayım. Biliyorum.

28 Haziran 2010 Pazartesi
* Aquamarin’deyiz Büyükçekmece’de. (Havuz sahnesi çekimleri yağmurun gazabına uğradı ama yapımcı da yönetmen de bu film bereketli olacak modundalar sürekli. )
*Yemişim izini. (Boynumdaki izin nereden geldiğini bana sormak yerine kendi aralarında konuşmuşlar ve bu bence büyük bir ayıp. Nitekim boynumdaki izi sette yapmadığım sürece oradaki izden hesap sormaya hakları olduğunu sanmıyorum. Üstelik izin nasıl olduğunu ben bile bilmiyorum. Belki çıkarmadığım kolyelerim yüzünden olmuştur diyorum o kadar! Gerisi yok yani yok yok yok!)
*Bu sıralar kelebekler çoğaldı az önce iki tanesi etrafımda dönüyorlardı. (Evet kelebekleri seviyorum onlar da beni seviyorlar sanırım)
*Lennon gözlükleri ayağa düştü. (Yani…Modadır diye bu gözlüklerin takılmasını istemiyorum. O gözlükler bir insanı simgeliyor ve ben bunu şu tarz insanlarda görmekten hazzetmiyorum)

29 Haziran 2010 Salı
*Tatil oldu. Yağmur yağması ihtimali nedeniyle.
*Aslında tatil olup olmadığını hatırlayamadığımı itiraf etmeliyim.

30 Haziran 2010 Çarşamba
*Sabahtan ne çekimi olduğunu hatırlamıyorum ama bugün akşam hotel sahnesi çektik.
*Tuluğ’u vazgeçirme çabaları…(Vazgeçirebildiğimi düşünüp kendi hayatımın akışını kontrol etmeye çalışmak mantıksızlığı. Kızla konuşmaya devam etsene salak kafam!)
*Ve bunun akşamı güzel geçti. Güzel güzel. Sevdim ben bunu. (Kendimizi kandırıyoruz yalanlarla…)



Şimdi Temmuz günlüklerimi yayınlayabilirim (: Fazla sıcak geçiyor değil mi Temmuz? (: Mutlu Dünyalar...

0 yorum:

Yorum Gönder