26 Temmuz 2010 Pazartesi

Kendini Şüpheli Gösteren Temmuz 1

Ya da Uykusever Kostümcünün Günlüğü 2 olabilir bunun adı...
Temmuz’un nasıl geçtiğini hiç bilmiyorum, ben bunu yazarken temmuzun bitmesine bir hafta var tembellikten yeni yayına hazır hale getirmişim. Sanırım Temmuzumun şuanda yaşadığım günlerini yazdığımda bu tembelliğin kaynağını da öğrenmiş olacaksınız… Ne kadar daha devam ederim bilmiyorum. Umarım benim boş bulduğum kadar boş değildir bu ayım…Teşekkür ederim:)
Ayrıca adı neden şüpheli? Çünkü bu ayımı sürekli onun söylediklerini, hareketlerini düşünerek geçirdim her ne kadar düşünemediğimi söylesem de biliyorum ki ne zaman aklım boş kalsa düşüncelerim hep o tarafa yöneliyordu, şüpheli gösterebilir kendini ama ben şimdilik inanmayı tercih ediyorum.


1 Temmuz 2010 Perşembe
*Taksim She bar’da çekimlerdeyiz. (Ben yarım saatlik uykuyla duruyorum.)
*Tuluğ’un aptallığı… (Üstelik zaten uykusuz olduğum bir günde böyle üzücü bir haber almak beni yıprattı. Üstelik şimdi gülüyoruz ama çalışma saatlerinde ağlamamam gerektiğini öğrendiğim için telefonda hüngür hüngür Tuluğ’un annesine ağlarken bir şey arayan prodüksiyon görevlisine dönüp hiç bir şey yokmuş gibi konuşuyordum. Tabi bunu anca benim gibi bir manyak ayarlayabilir di mi? Asiye abla ertesi gün bu halimi başkalarına anlatıyordu garibine gitmiş olacak.)
*İşkenceyle perde tutturmak ne garip. (Yapıldığında neyle tutturulduğunu fark etmemiştim ama sonradan bir baktım işkenceyle tutturmuşlar. Yani kısaca işkence dediğimiz alet pek çok işe yarıyormuş.)
*Death Note kullanmaktan korkmayacak biri. (Arıyorum.)
*Okulda aldığım aydınlatma dersi ışık açma kapamaya yarıyor sette. (Aslı 600lük ışığı kapatsınlar diye ışıktan birini çağıralım dedi bunu kapatmakta ne var dedim kapattım onu da bilmeyeceksek yani…)
*Bugün onun çekimleri de var. (Hiçbir şey hissetmiyorum ama onun için tutup monitörden nasıl göründüğüne baktım.)

2 Temmuz 2010 Cuma
*Melek’in küçüklüğünün yurt sahnesi, yurttan kaçış sahnesi ve sonra Beyoğlu vardı.
*Cuma akşamı Beyoğlu’nda çekim yapmak istersen tabi ki sarhoşların tacizine uğrarsın. (Fazla gülünen bir gece çekimi)
*Travestilerle bu kadar samimi nasıl olabiliyorlar. (Özellikle o salak çocuk tutup kadına siz de travesti misiniz diye sordu ya!)
*Bugünü vallahi hatırlamıyorum. Hatırlayabildiğim bu kadar.

3 Temmuz 2010 Cumartesi
*Bugün de Beyoğlu’ndaydık. (Odakule’nin önünde bir dans sahnesi çektik. Herkesin nasıl oturup kalktığımla bu kadar ilgilenmesi doğal mı? Ulan altımda taytım var sanane!)
*İyice sıkıldım doğrusunu söylemek gerekirse.
*Set kazası sandalyeye otururken düştüm. (Ertesi gün kolum morardı)
*Cumartesi Beyoğlu’nda dış çekim mi yapılır herkes başımıza toplanır tabi.
*Beyoğlu’nun pisliği kuşku götürmez. (Sevmiyorum)
*Hazır o yokken birlikte ortadan kaybolmak. (Hahahahahaha benimle içilebilecek tek şey Vişne Suyu (: Herkesin bunu fark edebiliyor olması ne güzel.)
*Vişne suyunu üzerime döküp eteğimi çengelli iğne ile tutturmak. (Üzerime işemişim gibi durunca doğal olarak eteği yana toplamak gerekti)

4 Temmuz 2010 Pazar
*Arnavutköy’deydik. Bebek’e bu kadar yakın olmak Bebek macerasını hatırlattı bana hüzünlendim.
*Görüntü yönetmeni bana bağırdı. Hani sonradan güldü ama 1,5 dakika adamın gözlerinin içine baktım şakasına mı bağırdı yoksa gerçekten mi bağırdı diye çok üzüldüm. (Ağladım hatta yani, herkes noldu diye soruyor az önce başımı çarpmıştım ondan diyorum. Adam bağırdı ya. Ondan sonra ne zaman görsem uzak durdum kendisinden. Gene kalem almam gerekiyordu. Gittim o orada oturuyordu. Uzaktan almaya çalıştım. Bulamadım tabi kalem Doğal olarak mekanın sahibine sormam gerekiyordu. Sanat yönetmeni (?) ne dolanıp duruyorsun dedi bana. Kalem istiyorum dedim. Adam bana kalem verdi. Kadın arkamdan ne cinsler var ya dedi. Hani ben bunu duyup da durmam herkes bilir. Orada nasıl durduysam durdum ama emin olsun fena halde sövdüm.)
*Akşam Balat’taydık. İlk set kazası. Prodüksiyondan birinin ayağına evlerinin birinin balkonundan taş düştü. (İlk set kazasının benim başıma geleceğini düşünenlere inat ben hala kaza geçirmedim hafif sakarlıklarımı saymazsak.)
*Erken paydos verdiler ama bir süre balattan çıkamadık biz. (eve zaten hep en geç biz gidiyoruz isyan edeceğim artık. Kaybolduk bildiğin Balat’ta.)

5 Temmuz 2010 Pazartesi
*Rıddım’dayız. (Benim normal bir zamanda asla girmeyeceğim hadi bir ara merak edip de gidip bakabileceğim bir mekan kendisi. Gittik gördük çekim yaptık. Herkesin küçük kız dediği bir tip olarak etrafta geziyorum. )
*Sanki ben kostümden değilim salak! (Merak ediyorum kendisini kesin kostüm ekibinden sanıyor bu salak kostüm arabasının şoförlüğünü yapan)
*Bu insanlar işini iyi yapıyorlar mı düşünmekteyim.
*Çirkin Betty’ e benzetilmek. (Ve bu çekimler bitene kadar Çirkin Betty benzetmesini 3 farklı kişiden duydum.)
*Saçımı kestiler. Herkes beğendiğini söylüyor bense çok kısa olduğunu. (ama artık göründüğümden de küçük gösteriyorum sanırım. Neyse iki gün sonra yıkadığımda o kadar da kısa olmadığını fark edip sevindim.)
*O geldi ve gitti. (Hala bu adamdan neden bahsediyorum? Görmek istemiyorum. )
*Mustafa’yı yalnız bırakmak istemezdim, rahatsızken özellikle…(Tekrar tekrar ve tekrar Asiye Abla’ya karşı çıkamadığım için özür dilerim senden… Hayatımda kendimi affetmeyeceğim gecelerden bir tanesi…)

6 Temmuz 2010 Salı
*İkitelli Tem Stüdyolarındayız.
*Yolda daha Kadıköy’e gelmeden aklımda dün ütü ve ütü masasını Rıddım’da unuttuğumuz geldi. (Rıddım’da unuttuğum eşyalara bakar mısın. Tabi sabahın o saatinde açık olmadığı için alınamadılar. Hatta daha sonra gidildiğinde de bulunamadı. Hatta daha sonra şirkette konuşulduğu üzere ütü ve ütü masasının dışarı çıkarıldığı ve oradan kaybolduğunu öğrendim falan. Aslında gerçek akıbetini kimse bilmiyor bence.)
*Kostüm odasının kapısından baktım ve onu gördüm. (Tamamıyla istem dışı bir hareket dur bakayım bizim kostüm odamız nerdeymiş diye bakmıştım sadece. Görünce moralim bozuldu.)
*Bilmek istemiyorum nereden geldiğimizi nereye gittiğimizi… (…)
*Küçük Prens dövmesi istiyorum. (Evet evet, ay savaşçısı dövmesinden sonra istediğim bir dövme. Belki kalbimin hemen altına (:)
*Yemekte ne dalga geçtik ama xD (Tamam ayıp belki, benim onu çok sevdiğimi zannediyor falan ama kusura bakmasın, ben hayatımda çok fazla insana böyle oyunlar oynamam. Daha çok bana oyun oynadığını bildiğim insanlara oynarım oyunları.)
*Serdar “Sen de tam dizi karakteri tipi var dizilerde oynamalısın” dedi. (Serdar filmdeki oyunculardan biri durup dururken söylenmiş bazı sözler çok değerli olabiliyorlar. Çok eğlenceli ama söylediği.)
*Bugün bir teklif aldım, bekliyor muydum bekliyordum. (Nasıl kırabilirim kalbini, ben söylemeden anlayamaz mısın beni çocuk? Arkadaş olarak kalamaz mıyız sanki… Neden ortadan kayboluyorsun, merakta bırakıyorsun herkesi…)
*Tamam ben bu teklifi alırken içeride olan olayı anlatmak istiyorum. Oyunculardan biri bayan bir oyuncunun sevgilisiyle kavgalıydı ve kostüm odasında üzerini değiştirmek için girdiğinde bunları koltukta yatarken görmüş. Prodüksiyona onları çıkarmasını söylemiş. Onlar çıkmamışlar. Oyuncu içeri girmiş ve pantolonunu indirmiş. İçeride baya büyük bir kavga koptu. Neyse ki kimseye bir şey olmadı. (iyi ki ortalıklarda yoktum.)
*Prodüksiyon keysleri taşımama yardım etmediği için kızarak kendim taşıdım. Akşam Aslılarda taytımı çıkardığımda bi baktım bacaklarım mosmor olmuş. (Aslı sen bu kadar narin misin dedi. Taşıdığım kutunun içinde 30 tane eşofman vardı benden bile ağır olabilir. Evet çok çabuk zarar görüyorum)

7 Temmuz 2010 Çarşamba
*Dünkü olayı anlattı oyuncu bana.
*Kafasını kuma gömmüş yaralı ceylan. (Nerden geldiyse aklıma…)
* “Çizgifilm gibi bu ayol” (Beni ilk kez gören makyözün arkadaşından gelen tepki bu uzun süre güldüm şu cümleye.)
*Sıcak ütüden naylon çıkardım. (Ellerim yana yana)
*Benim eski sevgilim nasıl – yüzü bebek gibi. (keh keh keh dur lan bunlar kostüm odası sırları kimin konuştuğunu söylemeyeceğim :P)
*Bir de giderken bana veda ediyor. (Akıllım!)

8 Temmuz 2010 Perşembe
*Ölesim var. Sabahın 9’u olmuş ve biz hala çalışıyoruz. (Bütün gün hiç uyumadım dün sabah 9 da başladı set bugün 9.30’da bitti. 24 saati geçti ve uyumadan çalıştım. Benim yapabileceğim bir şey değil, herkes muhtemelen bugün de uyuyacağımı zannetmekteydi. Benden beklenmeyecek bir performans göstermişim sonradan konuşulduğu üzere.)
*Kendisi çıkarmış ayakkabılarını benim çıkarmamdan rahatsızlık duyuyormuş salak! (yok böyle bir insan evladı ya. 24 saati geçmiş o babetlerin içinde zaten sinir sıkışmasını bolca yaşayan ayaklarım mahvolmuştu, yere basıyorum yere bastığımı hissetmiyorum son saatlerde. Doğal olarak o babetlerden kurtulmam gerekiyor. Tuğba ayakkabılarını giyer misin rahatsız oluyorum. Kendisi de çıkarmış ayakkabılarını ve arabada iğrenç bir terlik giymiş, üstelik tutup arada sırada ayaklarına deodorant sıkıyor, niye acaba. Benim eve gelene kadar ayaklarıma bir şey sıkmaya ihtiyaç duymadığım ortada. Bunu yapan insan tutup bana ayakkabılarını giy diyor. İşte insanlar böyle kendilerini bir şey sanınca…)
*Bu 2 günün kiri 10 günde çıkmayacak. (Aşırı derecede toza batmış durumdayım yani. Yatağa böyle girmek istemediğimden gözlerimden uyku aka aka duşumu aldım.)
*Bugün öğrendim o kelebek bolluğunun nedenini 29 Haziran’da kelebek yağmış Ümraniye’ye. (Benim şansıma işte. )
*Gece çekimi yağmur yüzünden iptal oldu. (Sevin sevin sevin)

9 Temmuz 2010 Cuma
*Bahçeden yeşil elma yemek.
*Bugün de çekim yoktu. Son çekim ve biz çekimi tamamlayamıyoruz.

10 Temmuz 2010 Cumartesi
*Evde yatış.
*4 hafta sonunda ilk filmimi izledim I am Legend. (üstelik de ağladım, Will Smith’in köpeğini öldürdüğü sahnede başladım, sonunda adamın kendini kurban etmesinde de ağladım. Bir de kelebek metaforu ortaya çıktığında tüylerim diken diken oldu. Napayım kelebekleri seviyorum.)
*Bir kıyamet sonrası senaryosuna bu kadar ağlanır mı bilemiyorum.
*Bugün O’nu hayatıma geri kabul ettim. (Yani aslında hangi gün olduğunu not etmemişim. Onun için muallaktaydı. Ben de kopya aldım (:)

11 Temmuz 2010 Pazar
*Evde yatmaya devam.
*Bugün iki film izledim. Ve şunu söyleyebilirim ki Cem Yılmaz, Şahan’dan çok daha kaliteli. (Katılın bana!)
*Başka ne yaptım bilmiyorum.

12 Temmuz 2010 Pazartesi
*Akşam için hazırlanma.
*Duş almayı istemek bu kadar mı özlenir.
*Evden çıkmadan önce ütü yapmak.
*Kendimi bugün bir garip hissediyordum, bu giydiklerime de yansımış.
*Kendi kokum var artık! (Mustafa bana Japon kiraz çiçeği kokulu bir parfüm aldı. Almış yani, sürprizleri artık bozmayacaktım ya bozmuyorum yalnızca tahmin etmeye çalışıyorum ve bugün evden çıkmadan bana parfüm aldığını tahmin etmiştim.)
*Güzel bir akşam.
*Kandırılmak. (Dondurma almadı bana!!!)
*Ben dondurma istiyorum.
*Çok geç olmadan eve dönüş.

13 Temmuz 2010 Salı
*Kolun kopsa yerine yeni kol çıkar. (Kim söyledi bunu bana hatırlayamıyorum)
*Bu saatte kimse Kadıköy’e gelmek istemiyor demek ki. (Kadıköy’e geldiğimizde bir baktım otobüste yalnızca ben vardım.)
*Tuluğ ile buluşacak olmanın heyecanı bir anda işten çağırılınca yitiverdi. (Tuluğ’la toplasan yarım saat bile görüşememişizdir. Saçları da çok güzel olmuş. )
*Bütün gün akşam 8’e kadar kostüm aracı topladık, bir sürü kıyafet eksik.
*Sinirlendim mi sinirlendim. Ben kimsenin yüzüne telefon kapatmam normalde. (Zaten nadiren geceleri dışarıda olabildiğimi düşünürsek sinirlenmem normal değil mi)
*O kadar yorulmuşum ki bugüne devam edemiyorum sanırım.

14 Temmuz Çarşamba
*Çok saçma ama bağımlılık yaratan bir oyun buldum. Brain Buddies sabahtan akşama kadar fırsat buldukça oynadım. (Şimdiden 7. Oldum hatta son oynadığımda 2.liğe yükselmiştim. Tekrar oynamalıyım.)
*Dün eve getirdiğim kıyafetleri ütüleyip geri götürdüm.
*Bugün pantolon giyecektim hem de kot. Ama sonra rahatsız oldum giymedim, çıkardım.
*En iyi yol bildiğin yoldur felsefesini tersine çıkardım. Kısa yoldan gitmeliydik.
*Şiva’yla buluşma.
*Şiva’yla buluşmaya Mustafa’nın gelmesi. (Hatta birbirlerini sevmeleri falan. Güzel şey. Şiva tabi ayrılığımız hakkında bir şey bilmediği için tekrar birleşmemize en çok sevinen arkadaşım)
*İkinci kez aldığım birayı bitirmek. (sıcak da olsa bitirdim ya alla alla size ne XD)
*Kadıköy gezmesi.
*Eve dönüş.
*Hafta sonu olacak düğün için ablama elbise alınmış olması ve bana haber verilmemesinin yarattığı sinir. (Bana böyle elbise alalım deseler ben derim ki Çiğdem’e alınmayacak mı onda bu duyarlılığın olmaması ne kadar garip…)
*İlaç içtim.

15 Temmuz Perşembe
*Dün akşam içtiğim ilaçtan sonra bugünümün iptal olduğunu biliyordum zaten.
*Hafta sonu olacak düğün için elbise almaya gittim ama nasıl gittim nasıl baktım nasıl aldım hiçbir fikrim yok. Basit sade bir şey bir ayakkabı ve bir küçük şapka aldım. O kolyede de gözüm kaldı. (üçünün birleşimi harika bir şey olacak eminim.)
*Eve geldim ve akşam 10’a kadar uyudum. Günüm iptal kesinlikle.

16 Temmuz Cuma
*Hala ilacın etkisi üzerimde hissediyorum.
*Zenit makinem geldi bugün. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Nitekim şimdi halam bunu getirdi diye babam bana makine almayacak digital ve ben dilediğim kadar fotoğraf çekemeyeceğim analogda. (Olsun gene de bir makinem var şimdilik elimde… Tabi şu anda yerinde yatıyor yalnızca…)
*Bir şey yapmadım, bir şey düşünmedim, bir şey hissetmedim, bir şey yaşamadım…


İkinci yarısını da umarım Temmuz bitmeden tembellik yapmayarak yazarım (:

0 yorum:

Yorum Gönder