31 Temmuz 2010 Cumartesi

Kendini Şüpheli Gösteren Temmuz 2

Evett, nerede kalmıştık (:

17 Temmuz Cumartesi
*Kuzenimin kına gecesi var bugün. Hazırlık. Ses-kamera kurulumu için bir ton uğraştık orada. Ne için? Rezil bir akşam için. Olaylı bitti sonu. (Nurcan(benden iki yaş küçük kuzenim evlendi ) gelirken haber verilmediği için girişini çekmek adına onu çıkarıp tekrar alana soktum ama bana kimse çocuğun da ters taraftan gireceğini söylemediğine göre doğal olarak onu çekemem ben müneccim değilim. Bana gelip de sen Nurcan’ın nesi oluyorsun diye sormaya hakları yoktu, doğal olarak sinirlenirim. Cevap da onlara kapak olsun. Ben onların istediklerini çalmak da zorunda değilim. Kına gecesini kız tarafı yapar ve onun istediği olur. Ben onların istediğini çalmak zorunda değildim. Gelin evi ne isterse onu yaparım. Zaten olaylı bitti kına gecesi. Neymiş efendim niye gelinle damada aynı anda kına yakılmamış (Çocuk çıkarıyor olayı da). Bunu bu zamana kadar ailesi öğrenmediyse söylemekte yarar var, kıza kına kız tarafının adetlerine göre yakılır. Eğer sizin yörenin adetleri farklıysa o zaman kendi içinizden bir gelin alsaydınız kendinize!!!)
*Zaten elbisemin danteli de üzerine bastığım için yırtıldı. (Ben demiyor muyum uzun elbise giyemem basarım ona diye. Bastım işte. Tamam çok uzun değildi dizin bir karış kadar altı ama o kadar eğil kalk eğil kalk bastım işte.)
*Topuklu ayakkabılarla koşmak. (Sanırım ben 30 yaşıma da gelsem gene topuklularla koşarım.)
*Bir de oynayabilseler. (Benden halay çalmamı istediler, çaldım, oynayamadıkları şeyi niye isterler anlamadım.)
*Erkan abiye; sen yakışıklısın, buradaki kızlara bakmak için mi burada duruyorsun demiş adamın biri(erkek tarafından)???( Soru işareti işte ne len bu? Adam orada annesi istediği için duruyor sen ne karışıyorsun adamın yakışıklılığına, orada durmasına. Ayrıca şöyle bir bakarsam gayet objektif bir gözle orada bakılmaya değecek güzel kız bile yoktu, bizim taraftan birkaç kızı saymazsak.)
*İnsanın süper kahraman olmayı istediği zamanlar. (Olayların patladığı neredeyse kız tarafına silah çekileceği anda süper kahraman olup o çocuğun kafasını o duvarlara sürte sürte… Tamam sustum)
*Gecenin bir yarısı iş için aranmak. (Bilmediğim numaralara hep dikkatli yaklaşırım biliyorsunuz, tanımadığım bir numara kına gecesi dönüşü 3 kez aradı. Ben de çağrı attım aradığında da kardeşime verdim. Adam ismini söylemiş, tanımıyorum. Sonra Uçan Melekler’den isimler verince hatırladım. Saat 1’e çeyrek vardı aradığında. Pazartesi çekimi olacak bir kısa film için sanat asistanı olur musun dedi. Olurum dedim. )

18 Temmuz Pazar
*İş için Beşiktaş’a gitmem gerekti. Adam bana ben çağırdığım zaman gel dedi ama babam götürmeyi teklif ettiği için erkenden gittim. Beş saat bekledim. (Tek başıma olsam sanırım uyur kalırdım Beşiktaş meydanında. Allahtan kardeşim yanımdaydı.)
*T-shirt üzeri yazılarını okumak. (Saçma salak güldüm sürekli okuyup okuyup şimdi ne okumuş olduğumu hatırlamıyorum.)
*Yalnızca beklemek olduğu için mesele Beşiktaş meydanında oturup kaykaycı izledik kardeşimle. (Beklemek üzerine yüksek lisans yapmak istiyorum!)
*Geldiler de ne oldu derseniz bir şey olmadı çünkü bastırılması gereken gazeteyi bastıramadık geri döndük. (Baskıcılardan biri kapalıydı diğeri gazete basamayız dedi. 5 saat beklemenin sonucunda iş olmuş olsa içim yanmayacak yani ama öyle işte)
*Kurbağayı görmek. (Nedir unuttum. Neden söylemişim hiçbir fikrim yok.)
*Akşama düğün var kuzenimin. Bunun için eve acele gitmeye çalıştık. Geldim ütü yaptım. Giyindim saçımı-makyajımı yaptım ve şapkamı taktım. (Hazırım.)
*Halamın geliniyle aldığımız elbiseyle pişti olduk, aynı elbise. (Eve geldik hızlı hızlı, tam eve gireceğim, karşımda sarışın bir bayan, üzerinde aynı elbise. Ayakkabılarımı çıkardım ve kadına ilk söylediğim şey: Pişti olduk dedim. Neden dedi. Aynı elbise dedim.)
*Düğün Salonunun elektrikleri kesildi. Karanlıkta halay çekmeye devam ettiler, yok böyle bir aile! (Düğün salonunun elektriklerinin kesilmesi nedir ayrıca ya, insan gider bir hesap sorar. Ben elektrikler kesildiğinde ortamda ışık bulunmadığından gecegörüşüyle çekim yaptım kameramda.)
*18 yaşındaki kıza alınan gelinlik ve yaptırılan makyaj 30 yaşından yaşlı göstermişti. Nasıl kendine bunu yaptırmış anlamadım! (Gelinlik kiralıkmış ve gelinliğin askılarının biri kuaförde biri de arabada kopmuş. Saç ve makyaj ayrı bir felaket. Kocaman bir topuz (benim bildiğim o kızın o topuza yetecek uzunlukta saçı bile yoktu) siyah makyaj (hayrola gelinlikle cenazeye mi gidiliyor))
*Eve olaysız döndüğümüze sevinirken gelen bir telefonla düğün salonuna olay engellemeye geri gitmek. (Tabi Erkan abi salondan kovulur gibi çık(arıl)mayı hazmedemediğinden düğün salonunu basmak istemiş. Haklı da yapsa da harika olurdu bence. )
*Fotoğraf fotoğraf fotoğraf. (Düğünün tartışmasız en güzel kızı bendim işte:P)
*Yarın çekim var. (Erken yatmak isterken saat 2 oldu)

19 Temmuz Pazartesi
*Hayatla bağlantımı en aza indirmek istediğimi fark ettim.
* Dünden beri diş ağrısı çekiyorum (sinirsel olduğu muhakkak.)
*Kadıköy’deyim. Oturuyorum ve bekliyorum set ekibini almalarını. (Bir gördüğümü ikinci kez tanımadığım düşünülürse bana seslenmedikleri sürece tanımayacağım.)
*Uykusuzum. Başım ağrıyor.
*Beykoz’daydı çekimlerimiz bir villada.
*Set ekibinin notunu daha çekim başlamadan verdim. Fazla layakt.
*Jenaratör arabasını kullanan Uçan Melekler’de tanıdığım Zeynel Abi’yi gördüm. Çok sevindim. (Kesinlikle çok sevindiğimi söyleyebilirim bu konuda. Çünkü herkesin birbirini tanıdığı bir yerde tanıdık bir yüz arıyor insan. Diğerlerinden sıkılıp yanına kaçabileceği.)
*Sanat yönetmeni Ömer’i sevdiğimi söyleyebilirim.
*Sabah ki sinirlenmem ve set ekibiyle muhatab olmayı istememem dolayısıyla o saatte uyanık birileriyle sürekli mesajlaştım.
*Sabaha kadar çalıştık. Senaryoyu okumadım. Çünkü kimse vermedi. Üstelik bu zaten daha önceden düşünülmeliydi. Çekim günü senaryo dağıtılması ne kadar mantıklı olabilir ki!
* “ Orada çekmeyi düşünüyorum” değil “orayı istiyorum” olacak yönetmenin söylediği. Asla çekim günü görme mekânı.
*Birbirini çok iyi tanıyan set ekibiyle çalışmanın zararları.(Ben hoşlanmadım şahsen.)
*Yabancılık çekme. (nasıl çekmeyeyim abi söyler misiniz şu durumda. O tavanarasından hiç çıkmamak istedim.)
*Unutulmaz nedir abi. (Ben öyle bir dizi olduğunu bile bilmiyorum yani o derece)
*Dış çekimlere geçildiği sırada işimiz olmadığı için villa sahibinin kuşlarının arasında vakit geçirmek. (Beni sevip sevmediğini anlayamadığım bir papağanla kavga ettim ya. Elini sevmek için götüren herkesi ısırmaya çalışıyordu. Beni de ısırmaya çalıştı doğal olarak ben de elimdeki sopayla onu oynattım bir güzel. Çok sinirlendi. Çok çok çok sinirlendi hatta. Ama villa sahibinin kızı seni sevdi dedi. Ben giderken hala arkamdan bakıyordu papağan.)
*Kırmızı t-shirt, siyah etek, tayt. Cumanın kostümü hazır kafamda. (Neden cumaya kostüm hazırladığımı unuttum.)
*Barış Manço’nun Ben Nasıl Unuturum Seni şarkısını uzun zaman sonra ilk kez dinledim. (En son Mustafa benden ayrıldığında 15 Ocak’ta İstiklal’de meydana doğru yürürken bir mağazadan duymuştum. Ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca…)
*Bütün gün uyumamıştım ama sonlara doğru arabada o kadar uykum geldi ki.
*Eve geri dönüş 5’te. Gece gideceğimiz sırada kavga çıktı. Sarhoşun biri küfretti. Yapımcı onu dövmek istedi. Sonra prodüksiyon amiri adama saldırdı. Adam telefonla adam çağırdı. Biz oradan gitmesek muhtemelen olay büyüyecekti. (Eve bu kadar hızlı getirilmek kadar güzel bir şey yok. Sokaklar bomboş !)

20 Temmuz Salı
*15.30 a kadar uyudum.
*Çikolatayla kahvaltı ederken kamera tamir etmek. (Yapılmaz demeyin, kardeşimin hocasının çok eski bir model kamerasının sorununun ne olduğunu çözmeye çalışıyordum çikolatayla kahvaltı ederken.)
*Uyandım, kardeşimle dürüm yemeğe gittim. (Gerçek kahvaltım bu oldu.)
*Sonra kardeşim ve arkadaşına dondurma ısmarladım.
*Cafe’de otururken aşağıda bir adam cüzdan çaldı. Cüzdanın sahibi elinde bıçakla onu kovaladı ve dört yerinden bıçakladı adam cüzdanı bırakıp kaçmış o haliyle.
*Eve geri dönüş.
*Hiçbir şey yapmamışım gibi.
*Aklıma Kınalı Kar geldi. (Nereden geldi bilmiyorum sanırım o kadar Unutulmaz dizisi çalışanının arasında bulunmaktan kafayı sıyırmış olabilirim.)
*Bu akşam Mustafa beni gerçekten kırdı… (Anlatmayacağım ama gerçekten bunu asla asla asla unutmayacağım…)

21 Temmuz Çarşamba
*Sabah 7 de kalkıp halamları Kadıköy’e bıraktım.
*Eve geri geldim. Uyumayabilir miyim diye denedim, sonra gittim yattım.
*Mustafa’dan gelen bir mesajı uykuyla uyanıklık arasında okuyup ağladım. (Yazayım mı yazayım mı :P)
*Ece geldi. Çektiği filmin kasetlerini aktarmak için. Program kamerayı görmedi. Moviemaker’dan görüntü aktardık. O kadar uzadı ki iş anlatamam. (Zaten capture işi çok sıkıcı bir iştir, daha da sıkıcı bir hal aldı, neden görmedi anlamadım, sonuçta ben bu kartı bu iş için aldım. Firewire’dan bahsediyoruz burada.)
*Akşam film izledim. (Ne izledim???)
*Şile Feneri’ni Şile beziyle kaplama fikri, Mimar Sinan amblemini gördüğümde kesin Sami hocadan çıkmıştır dedim de şimdi baktım Fotoğraf bölümü ve tekstil ve moda tasarımı bölümlerinden çıkmış.

22 Temmuz Perşembe
*Otobüs beklerken bacım diye gelen yaşlı kadına bankamatikten para çekmesi için yardım ettim.
*Cansu Damla ile buluşma. (Daha ilk görüşte çok sevdim Cansu’yu. Hatta babası da ilk görüşte benim için çok sevimli demiş.)
*Durakta neredeyse katil olma durumu.
*Cansu’nun babasıyla uzaktan tanıştım adam çok şirin olduğumu düşünmüş. (Bunu zaten yazmışım yukarıda niye tekrarladım ama şimdi onu silemeyeceğim iki kere okuyunuz.)
*Güzel bir burgerci ama bizim için fazla büyük o burgerler. (Neydi yerin adı unuttum. Tünel’in orada. Benim bünyemde birinin o burgeri bitirmesi asla beklenmemeliydi ama bitirdim ve midem çok kötü oldu. Ama çok şirin bir yerdi. Bana oynadığım bir oyunu hatırlattı. Şey adını unuttum oyunun ama orada bir restoran işletiyordum. Sipariş zili, siparişlerin gelmesi, garsonlar falan çok tanıdık geldi o anda.)
*Fotoğraflar fotoğraflar. (Ertesi gün olay olacak fotoğraflar)
*Ayrılmak istememek. (Şimdi de bir ay sonra da geçerli bir cümle…)
*Yürü yürü yürü. (Cihangir’e oradan da Karaköy’e kadar yürüdük. Ben dedim ki gitmeyelim Cihangir’e.)
*İki tane film seti görüp aynı hızla aralarından geçmek. Görmek istemiyorum. (İlkini Mustafa’yla burgerciye giderken gördük Tünel’in orada. İkincisi Cihangir’e giderkendi. İlki önemsiz digital bir kamerayla çekiyorlardı ama diğeri 35 mm !!! Oha yani gözüm resmen arkada kalmıştı kamerayı görünce.)
*Eve geri dönüş.
*Film izliyorum özüme geri döndüm. (Evet aylar sonra düzenli film izlemeye tekrar başlayabildim. Elimde cd olarak bulunan ama bu zamana kadar izleyemediğim filmleri izlemekteyim.)

23 Temmuz Cuma
*Evdeydim.
*Olaylı fotoğraf günü.
*İki tane film izledim.
*Artık filmlere dayanamıyorum biliyor musunuz? (The Departed gibi Scorsese imzalı aşırı abartılı (hayran olduğum bir film) bir film izlersem tabi dayanamam. Olaylar çığırından çıktığında durdurup bir ton küfredip nasıl bir filmdir bu nasıl yapabilirsin bunu bana, adama ne yaptın öyle tarzı sözler söyleyip sakinleştikten sonra filme devam etmiştim. Aldığı ödülleri hak ediyor.)

24 Temmuz Cumartesi
*Sabah erkenden evden çıktım.
*Ev temizliği. Birlikte yapıldığında ne kadar güzel bir eylem değil mi? (hihihi)
*I love havana (Yeni rozetim)
*Eve geri dönüş.
*Anlattıklarıma üzülme lütfen. Geçmeyecek acım biliyorum. Dayanıyorum, tamam katlanıyorum kendime, bastırıyorum anımı ama nereye kadar dayanır duvarlarım bilmiyorum…(Hala sağlam merak etme Temmuz’u küçük çatlaklarla atlattım.)

25 Temmuz Pazar
*Evdeyim.
*Biraz ev temizliği yaptım.
*Bir film izledim, uzaylı merakım geri döndü. (The Contact tavsiye ediyorum izlenmesi gereken uzay filmlerinden bir tanesi olduğu konusunda benimle hem fikir olacaksınız, özellikle sonuna bayılacaksınız. Ve bu filmde de The Departed’da olan şeyi yaptım. O makine patladığı zaman o kadar sinirlendim ki aşırı derecede fırtına estirdim evde filmde olmuş bir olay için. Ne kadar abartılı olmaya başladığımı fark ediyor musunuz?)
*Evde durmak istemediğimi binlerce kez söylesem gene bir şey değişmeyecek. Hal bu ki eskiden evimi ne kadar severdim. (Bunu değiştiren evdekilerin davranışları.)

26 Temmuz Pazartesi
*Sabahleyin birilerinin bağırış çağırışıyla uyanmak istemiyorum artık yeter yani.
*Bir film izledim öğlen. Adı Arkadaşım Tilki. Şimdi Fransızcasını yazamayacağım. (Film harika çok şirin bir şekilde ilerliyor kızla tilkinin dostluğunu görüyoruz, birlikte eğleniyorlar vs. Tilki bir gün eve geliyor. Kız onu odasına alıyor. Tilki odada kapalı kalmaktan korkuyor ve etrafa sıçramaya başlıyor sonra da 2.katın penceresinden aşağıya uçuyor. Sonra bilin bakalım ne oluyor? Evet bu tilkinin kafası dağılıyor. Ölüyor yani, ölmesi gerekiyor. Kız tilkiyi kucaklayıp yuvasına götürüyor. Sonra da gidiyor. Sonra bir bakıyoruz aaaaa! Bizim tilki yaşıyor. Filmin inandırıcı olmayan tek tarafı. Sen kimi kandırıyorsun yönetmen bey!)
*Duş almak kadar güzel bir şey yok bu sıcak yaz günlerinde.
*Evde ota boka kavga çıkarmaya çalışan birisi olunca böyle doğal olarak evde durmak istemiyor insanın canı. Bir sinirle çıktım evden. Pazara gittim. (Kalabalıkta kaybol bakalım küçük kız.)
*Eve dönüş. Fellini koleksiyonuna başlamak. Onları alalı ne kadar uzun zaman oldu ya. (Geçen sene Dostum D. Hediye etmişti 8 tane Fellini filmini. Şimdi Fellini’ler bittikten sonra ne olacak bil bakalım? Şiddetle izlememi tavsiye ettiğin o animelere başlayacağım.)
*Bana evde iş yapmadığımı söylemek ne kadar mantıklı ki?? (Tabi ben öyle gösteriş için anneme yardım etmediğimden kimse görmüyor ne yaptığımı ne ettiğimi…)
*Konuşasım vardı gitti.
*Tuluğ tarafından unutuldum. (Aslında yarın buluşacağımızı unuttu. Ben de ertesi gün buluşuruz ya yaptım sorun değildi benim için.)

27 Temmuz Salı
*Tuluğ’la buluşma (Aslında Hilal’le buluşma olacaktı da planlar karıştı işte. Şimdi aslında Tuluğ’la buluşma iptal olmuştu akşamdan. Onun başka planları vardı. Ben de Hilal’i eve çağırmıştım. Ama Tuluğ’un işi iptal olunca o çağırdı ben de Hilal’i iptal etmek zorunda kaldım.)
*Tuluğ’nun erken dönmesi gerektiği için uzun bir süre boş boş durdum, üstelik tekrar gidip bir cafeye oturabilecek kadar yürümek istemediğimden o sıcakta, rıhtımda gölge bir kaldırıma oturup set başladığında çantama atmış olduğum kitabı okumaya başladım sonunda. (Özüme dönüyorum yavaş yavaş. Ben ve kitap okumadan geçirilmiş bir ay. Hiç mantıklı gelmiyor.)
*Yazın serin tutan yorgan fikri gelmiş aklıma. (Evet bunu istiyorum. Böyle üzerinize örteceksiniz serin serin sabaha kadar aynı serinlikte kalacak. Hiç ısınmayacak bir şey var mı ki acaba)
*Uzun zamandır dinlemiyormuşum mp3’ümü. (Bozuldu ya itici gelmeye başladı bana.)
*Geçenlerde tesadüf eseri gördüğüm bir bijuteriye gidip papatyalı tacı ve şans eseri gördüğüm kelebekli küpeleri aldım. (Birileri fotoğrafları yüklemeye karar verirse çok mutlu olacağım sanırım.)
*Akşam gene Beyoğlu… (Sıkıldım ya sözde ben o film bittikten sonra bir daha Beyoğlu’na adım atmayacaktım. Ki zaten gene film için oradayım. Bitmedi gitti.!)
*Gitmediğim yerlere gittim, bu kadar yüksek sesle müzik dinlenen yerlerde insanlar nasıl birbirleriyle iletişim kurabiliyorlar anlamış değilim. (Bana göre değil böyle şeyler, hani sessiz bir yer ya da çok hafif, konuşulanları duyabileceğin yükseklikte müzik çalınan bir yer olacak oturup muhabbetini edeceksin. Ben böyle yerlere hasretim işte.)
*Bugün de kendimi yorgun hissettiğim düşünülürse bu kadar gülümsemek, hareketli olmaya çalışmak, konuşmak benim için fazla. (Bana denemediğimi söylemeyin lütfen. Böyle gürültülü bir yerde olmasak bence daha çok iletişim kurabilirdik.)
*Vantilatör önünde uyuyamıyorum.
*Mide bulantısı.
*Eve sabaha karşı dönmek
*Bir daha çalışmak istememekteyim.
*Eve geldiğimde bir zyprexa içerek ertesi günümü iptal etmiş durumdayım.

28 Temmuz Çarşamba
*Demiştim iptal diye.
*Uyudum uyandım, uyudum uyandım, uyanıkken film izlemek dışında bir şey yapmadım.
*Fellini’ye ara. Rocky Horror Picture Show.

29 Temmuz Perşembe
*Davut hoca’dan gelen mesajla buluşmaya gitmek. (Kızmamış üstelik dün mesaj atmadığım için nasıl mesaj atarım ben kaygısı içerisindeyken geldi mesaj. Beni de çok rahatlattı yani doğrusu.)
*Uğur böceği pastasını sonunda tamamıyla yiyebildim. Hem de Maltepe’de. (Harika bir tat ya!! Mükemmel!! Tabi Davut hocayla olmanın vermiş olduğu bir mükemmellik de var bu pastanın tadında)
*Ben öss sonrası üniversite ve bölüm seçme stresi yaşamamışım. Bugün o kızı görünce anladım. (Şimdi Davut hoca bana egoist falan demesin sakın ama. Ben üniversite sınavı olmadan bir hafta önce gerçekten nereye gideceğime karar vermiştim. Öncesinde bölümü biliyordum ama üniversite başkaydı. O bir hafta öncesinde kesin ama kesin olan kararı vermiştim. Tercih zamanı geldiğinde o ilk önceki tercihim söz konusu bile olmadı benim için. İlk tercihim Mimar Sinan’dı, 2.tercihim de Marmara altında da 3 tane daha tercih hepsi Sinema-tv. İkinci tercihim gerçek olsa ölürdüm. Şimdi Davut hocanın söylediğine göre kız fazla egoistmiş. Tanımıyorum bilmiyorum. Ama ne olmak istediğine karar verdiğini sanmıyorum. “Ben” diyebilmek için birinin fazlasıyla bir şeylere kesin karar vermiş olması gerekmez mi? Bence gerekiyor. Ama kız yalnızca bir şeye karar vermişti o da bir sene daha dershaneye gitmeyeceğimdi. Fazla uzatmıyorum. Bitti.)
*Akşam gene Fellini.

30 Temmuz Cuma
*Yorgun hissetmeme rağmen bu sene yapamadığım yıllık temizliğe başladım salondan.
*Ben, keyfim ve kâhyası oturup Fellini’ye devam ettik.
*Ve elimdeki Fellini filmlerine bir ara verdim gene.
*Set başladığından beri çantamda duran kitabı bugün bitirdim.
*Kitabın içine koyduğum kağıtta bir düşüncemi unutmuşum paylaşıyorum: Neden Türkan Şoray sürekli mavi gecelik giyiyor filmlerinde? (Bunu muhtemelen bir ara sürekli izlediğim türk filmleri sebebiyle yazmışım. Muhtemelen de hepsinde Türkan hanım mavi gecelikler giymiştir.)

31 Temmuz Cumartesi
*İnsanlar bugün ne sinirliler ya? (Otobüste başka birine camı kapatsana be! Niye düğmeye basmadın ben ineceksiniz sanmıştım ondan basmadım demek..Sıcak kesinlikle insanların başına vurmuş.)
*Sabah sabah gene yanlış otobüs macerası yaşadım. (Nerden bileyim sahile döneceğini otobüsün yani.XD)
*Cansu, ve Mustafa’yla sinema. Inception’a gittik. (Film hakkındaki bir yorumum Paprika’nın içine dramatik öğeler serpiştirilmiş hali olduğunu düşündüm filmin konusunu okuduğumda da filmi izlediğimde de aynı şeyi düşünmeye devam ediyordum. Ama bu filmin kusursuza yakın bir bilimkurgu-aksiyon olmasını engellemiyor. Yönetmenliğinden, görüntü yönetmenliğine, oyuncusundan kurgusuna bence bu film Nolan’ın artık zirvedeki yerinin sağlam olduğunu gösteriyor)
*Tenin tenime değmedikçe günü yaşanmamış sayarım…
*Cansu’nun anne-babasıyla tanışmak. (Dondurma ısmarladılar, tamam bence çok şirinler. Ama var ya baştaki o çıkışıma inanamadım. Cansu’nun annesi bana üniversite ve bölüm sordu söyledim. Bu aralar gençler hep sinema okumanın peşindeler falan dedi. Ben idealist sinemacı adayı olarak tabi doğaldır onlardan farklı olarak bu bölümü bilinçli bir şekilde seçtiğimi onların çoğunluğunun özentilikten bu bölümü okumakta olduğunu ve böyle yaparak gerçekten sanat yapanlara engel oldukları görüşünde olduğumu söyledim. 5 saniye durdum. Naptım ben ya dedim. Bir süre kendime güldüm.)
*Eve dönüş.
*Ego amcaya hoş geldiniz diyoruz. (Kısa bir sürede bunu neden söylediğimi unuttum.)
*Otobüs kapısına az kalsın sıkışıyordum. (Otobüsün ne acelesi vardı anlamadım. Daha yeni açılmıştı kapı geç de kalmadım inmek için yani. Çok sinirlendim.)
*Bir film: Nefes:Vatan Sağolsun. (Konuşmaları efektif seslerin çok daha yüksek olmasından dolayı duyamadığım için İngilizce altyazısını seçip konuşmaları oradan takip etmek zorunda kaldığım, görüntülerin karanlığından orada ne oluyor ya görünmüyor dediğim son yarım saatinin çatışma için kullanılmış olduğu ancak çatışmanın bile adam gibi gösterilemediği bir film. Tamam şeyi geçtim çoktan filmin süresinin 2 saat 3 dk. Olmasını yani. Abartmıyorum, gereksiz görüntüleri çıkarsalar film 1,5 saatte biterdi.)
*Bir filmi çok isteyip seyredememenin içinizde bıraktığı etkinin dayanılmaz yakıcılığı şeklinde abartılı bir cümle kurmak istedim.
*Fellini film arşivimde sona yaklaşmaktayım. (Son iki film.)
*Gece sensiz bitiyor sanırım. (Derken… Aradın beni sen. Ne mutlu oldum bir bilsen…)

Tamam tembellik yapmadan blogumu yazmayı tamamladım.
Bir dahaki ay görüşürüz yeni bloglarla. Bu arada blogum artık yalnızca günlük tutmaya dönmüş, okuyan var mı hala merak ediyorum. Neyse yalnızca ego tatmini için bile yazmaya devam edebilirim kimse okumuyorsa da.
Tık tık tık! Beni duyuyorsanız ses verin yoksa kapatacağım blogu. Ego tatmini falan uğraşamam ben böyle şeylerle.
Hepinizi mutlulukla selamlıyorum ve mutlu dünyalar diliyorum nitekim ben bu ay hem yorgun hem mutluydum.
Görüşmek üzere…

1 yorum:

Şiv'a dedi ki...

Pek beğendim efendim.(: Temmuz'un 2. yarısı bensiz pek güzel geçmiş. Hıh!

Yorum Gönder