31 Ağustos 2010 Salı

Adalardan Bir Yâr Gelir Bizlere!

Ada günü başlı başına 2 sayfa tutunca wordde günlüklerin içinden ayırıp tek başına yazmaya karar verdim (:

Ve gelenek bozulmasın dedim başlığını da günün albümünün başlığıyla aynı yaptım(:

22 Ağustos 2010 Cumartesi
*Ada zamanı!!!
*Erkenden uyandım ki nasıl olduysa benim alarmım kapanmış ve alarmdan 11 dakika sonra yataktan fırladım geç kalıyorum diye. (Bir de tam 7’ye kurarsam belki uyanamam onun için 6.55’e kurayım kesin uyanırım diye kurmuştum saati. Nasıl kapandı bilmiyorum. Ben kapattığımı hatırlamıyorum çünkü ve o sırada evde uyanık kimse de yok kapatmaları imkansız öyle işte. Sonra fırladım yataktan)
*Şirin mi şirin etekten bozma gül kurusu elbise. Tamam straplez elbise düşüyor falan ama çok şirin. (hihihi bu zamana kadar bu elbiseyi giymeye cesaret edememiştim. Sanırım yakışmadığını düşünüyordum. Ama ada fikri ortaya çıktığında giyeceğim tek elbisenin bu olduğuna karar vermiştim.)
*İlk kez birlikte vapurdayız. Bu heyecana kalbim dayanabilir ama midem dayanamıyor. (Di mi heyecanlandığımda kalbim yerinde duruyor ama midem durmuyor. Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer bunu biliyoruz da benim mideme ne oluyor allah aşkına XD)
*Vapur adalarda tek tek dururken dünkü kitabın kahramanları birer birer karşımdalar. (Bugünü günlükten ayırdığıma göre dün Sait Faik’in Birtakım İnsanlar adlı romanını okuyordum. Burgaz Ada, karşısındaki küçük Kaşık Adası ve diğerleri, hepsinde o insanlar yaşadılar, onların izleri var. Önlerinden geçtiğimiz o zaman bunları hatırladım. O insanların yaşadıklarını.)
*Büyük Ada’ya gitmeye karar verdik, en büyük ada ve son ada olduğu için, beğenmezsek başkasına geçeriz mantığıyla. (Başkasına gitmedik, ama Burgaz Ada yangınım devam ediyor. Mutlaka gitmeliyiz D)
*Dil Burnu’na gitmek için 4ümüz faytona bindik, Umut bisiklet kiraladı. Bu bile günün eğlenceli bir anısı oldu. (Sanırım onu yalnız bıraktığımız için bize kızmıştır kendisi. Ayrıca yanımızdaki tek başına tek insandı ve ben şahsen onu yalnız görmekten dolayı üzüldüm. Çok şirin biri.)
*Günün fotoğraf çekmekle geçeceğini biliyordum ama bu kadar muhteşem olan fotoğraflara sahip olacağımı düşünmemiştim. (Kesinlikle çok beğendiğim fotoğraflarım var ve bu beni mutlu ediyor, hiç değilse arada sırada şirin mirin görünebiliyormuşum)
*Ben oradan yalnızca bakmak istemiştim, Cansu ve Mustafa bağıra bağıra sakarlığımdan dem vura vura vazgeçirdiler beni ama ben düşmezdim ki. (Düşmezdim düşmezdim düşmezdim. Tekrarlıyorum düşmezdim. Böyle tehlikeli işlerde yeterince dikkatliyim.)
*Kayalıklarda yaşanan apaçi korkusu. (Kesinlikle evden bu kadar uzak olmanın da verdiği korku var. Burada bize bir şey olsa napıcaz yani. Adamlar bizim orada olduğumuzu göre göre tepemize gelip bize baka baka konuştular. Biz yukarı çıkarken bizim yukarı çıkabileceğimiz yoldan aşağı iniyorlardı. Doğal olarak insanda arkasına bakmadan kaçma isteği uyandırıyor bu davranışlar. Aynı insanlar sonra yanımıza kadar gelip bizden çakmak istediler. O çakmak geri geldi mi hatırlamıyorum.)
*Martıların ve diğer kuşların yemek yerken etrafımızı sarması. (Bir süre sonra çoğalınca kuşların bize saldırmasından da korktum. Ne kadar tırsakmışım XD)
*Cansu’nun sandviçleri, annesinin keki ve Umut’un bütün pastaneyi almış da gelmiş dedirten poğaçalarıyla piknik. ( Bugün iki tane sandviç yiyince herkes şok oldu!!!! Sanırım sandviç yemeği seviyorum yada deniz havası iştahımı açtı sanırım ben de İzmir’de yaşamalıyım :P)
*Mustafa’nın ağaca çıkma denemeleri başarısız olunca, ağaca çıkmak istemem ve bunda muvaffak olmam. (Yendim yendim. :D Çocukça hareketler bunlar. :D Mustafa asker dönüşü benimle aynı ağaca çıkma konusunda yarışacak seneye görüşeceğiz ve muhtemelen ikimiz ağacın üstünde buluşup oturabileceğiz sonunda. :D)
*İlk kez gerçekten denize bu kadar yakınım. (Gerçekten hani sahil kenarında gezmek dışında ki bu deniz suyuna dokunmak demek olmuyor yalnızca geziniyorum ben hiç deniz suyuna dokunmamıştım. Ağaçtan indiğimde her tarafım reçine olmuştu bunu temizlemek gerekiyordu ve onun için hazır denize yakınken ayaklarımı sokmam gerektiğini söyledim. İndim aşağıya. Yürüyorum suyun içinde bir anda ayağıma yosunlar takıldı. Ben hiç deniz yosunlarına dokunmadım ki çok korktum. Çığlık çığlığa bağırıp ardından yosunmuş diye gülmeye başladım. İlginç bir şey denizi sevmem bilirsiniz. O suyun altındaki trilyonlarca şey olabileceği ihtimali beni korkutuyor. Kenarındaydım ama ayaklarıma çarpan her şeyden endişe ettiğimi söylemem gerekiyor. Ama eğlenceliydi. Bugün ilkleri yaşadım ben o adada gerçekten. Ve ben orada denizin kenarında çocuk gibi sevinirken yanımda çok sevdiğim insanların olması beni daha da mutlu etti.)
*Peşimize takılan köpek. (Peşimize değil Umut’un peşine takılan dişi köpek diyelim. Poğaça vermiş sanırım. Bisikletin peşinden tın tın yürüyor. Umut’u bir ara hızlıca önden gönderdik. Bir süre sonra köpek gene bizi buldu. Ama sonra erkek köpeği görünce bizi bırakıp onunla çalılıkların ardına doğru gittiler.)
*Bütün gün telefonum hiç çalmadı, ben de artık herhalde beni sürekli aramayı bıraktıklarını düşünmüştüm. (Ne kadar yanılmışım.)
*Ada iskelesine yürüyerek inme kararını veren zihniyet. (Tebrik ediyorum bizi. Özellikle kendimi. Tamam yürünür ama o babetlerle bunu yapmak akıllı insanın işi değil. Yoruldum. Hepimiz yorulduk ama tamamladık. İskeleye kadar yürüdük. Yürürken bol bol fotoğraf çektik.)
*Soda içerken güldürdükleri için neredeyse boğuluyordum denize karşı otururken. (İskelede oturmuş Füsun’u bekliyorduk. Midem çok kötüydü soda söyledik benim için. O sırada Umut ve Mustafa karikatürlerden bahsedip gülüyorlardı ben de onlara eşlik ediyordum. Tam ben sodamı içerken ve büyük bir yudum almışken öyle bir espri geldi ki gülmeden edemedim. Ama soda boğazıma kaçtı! Uzun bir süre nefes almaya çalıştım, ciddi anlamda nefes almak işkence oldu o anlarda. Neyse sonra düzeldim ama gerçekten boğuluyordum. Soda içerken kendini öldürdü derlerdi sonra arkamdan.)
*Adalı arkadaşın gelmesiyle tekrar ada yürüyüşüne dönmek.
*Kahve Dünyası’nda çilekli dondurma keyfi. (Çilekli dondurmasına bayıldım ama vanilyasına aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ayrıca ikinci kez ama bu sefer sevgili olarak Mustafa’yla kalp şeklinde bir pastayı paylaştık. Diğeri ayrı olduğumuz 14 şubata yakın bir gündü ve Gloriajeans’de kalp şeklinde kahveli pasta vardı. )
*Sakarlar kraliçesi olarak 10 saniye önce merdivende uçuşan eteklerini toplamaya çalışırken(çok seksi bir an::O) 10 saniye sonra bileğini burkarak (hem de son basamakta) bir süre acı içinde kıvrandım. (Yorumsuzz sakarlık)
*Geri dönüş.
*Adada o kadar uçuştu, vapurda uçuşmayacak mıydı, uçuşacakmış tabi. (Uçuşmayacağını düşünmek yanlış olurmuş. Neyse işte sonunda baktık insanların çok dikkatini çekiyor, gidip taytımı giydim.)
* Fotoğraflar fotoğraflar fotoğraflar.
*Martılara poğaça attık, başlangıçta bir tane olan martılar sonrasında sürüsüyle birlikte peşimizdeydi. (Kuşlar arasındaki iletişime hayran kaldım bugün. Başlangıçta gerçekten bir taneydi, bir kere aldı ve gitti sonra çoğaldılar. Tabi Mustafa onlara poğaça atarken ben de fotoğraflarını çektim. Eğlenceliydi.)
*Sonunda biz de herkes gibi yorgun düşüp son yarım saatimizi sarılıp uyuyarak ve müzik dinleyerek geçirdik. (Bizim dışımızda hepsi bir tarafta uyuyakalmışlardı. Biz vapurun içinde dönüp duruyorduk enerjimiz hiç bitmeyecekmiş gibi. Tabi bitti. Önce ben oturmuştum Damla’yı dinliyordum. Sonra Mustafa bey bizim tabirimizle bizim sarılmış oturmamızı kıskandı geldi. Gel bana sarıl dedi. Kulaklığının birini aldım ve birlikte müzik dinledik. Tabi başlangıçta her zamanki gibi Rammstein’ın Mein Herz Brennt’ini istedim. Sonra sarılarak uyuyakaldım ki o anı hiçbirşeye değişmem biliyorum. Denizden esen rüzgar, sevdiğim koku, sevdiğim ten, vapurun kalabalık yalnızlığı…)
*Ve ayrılma vakti. (İSTEMİYORUM ama her güzel şeyin bir sonu var ayrıca insanın eve gidip ölü gibi yatmayı da istiyor günün huzurlu sessizliğiyle ama biliyorum ki eve gittiğimde hiç de huzurlu olmayacağım çünkü herkes küplere binmiş olacak.)
*Umut’la birlikte eve dönüş. (Aynı otobüsle gidebildiğimizi fark ettik. Cansu’yu anne-babasıyla bıraktıktan sonra otobüs durağında otobüsü bekledik, yol boyunca otobüslerdeki taciz olaylarından falan bahsettik, aslında geniş bir konu yelpazesi vardı. Bence gayet güzel bir eve dönüş yolculuğu oldu. )
*Evde bir ton fırçayı yedim gelişimle. (Neden yalnızca babamdan izin almışım, neden anneme sabah söylemişim, neden kardeşime daha önceden söylememişim, neden beni aramadıkları halde ben onları aramamışım, niye kimseyi merak etmemişim vs. vs. babamdan akşam yemeğine kadar izin almıştım ve akşam yemeğinde evdeydim tam ezan okunurken.)
*Allah’tan karnım aç değildi çok durmak zorunda kalmadım. (Hatta pizzamın en güzel kısmı sinirden ellerim titremeye başladığında yere düştü daha çok sinirlendim.)
*Gittim uyudum biraz. Tabi başımda geçen ilginç konuşmayı da uykuyla uyanıklık arasında dinledim. (Yeni yatmıştım henüz uyumamıştım yani, kardeşim annemle konuşuyor, sesinde pişmanlık belirtileri. Çok bağırdım ya niye o kadar bağırdıysam, keşke bağırmasaydım diyor. Annem de karşılık olarak hem bağırıyorsun hem de üzülüyor musun diyordu. İçin için güldüm ama uyanmadım ya da bir şey söylemedim. )
*Film izledim. (Günün şanslı filmi hangisi unuttum şimdi.)
*SBY ile ne zamandır konuşmadığım kadar konuştum. Onunla konuşmayı özlemişim. (İstanbul’a gelmesini dört gözle (gerçek anlamda dört gözle bekliyorum zaten XD) bekliyorum.
*Yemek yiyip yatmak.
*Tabi Erkin’le olan tartışmamızı unutmuyoruz. (Onu da adaya çağıracaktım aslında. Önceki gün yazdım yazdım ama kişisel iletisinde bahis dışı yazılmasın yazıyordu ve kesinlikle cevap vermemişti. İşte bu akşam da bu konuda tartıştık. Bana hiçbir şeyin bahisten önemli olmadığını, önceliğin onda olduğunu söyledi. Bir arkadaşı ve onu gerçekten seven bir arkadaşı olarak buna kırıldım. Zaten birkaç saat sonra da özür diledi davranışından dolayı.)
*Bir de Sina bugün aramızda olmadığı için üzüldüğümüzü unutmuyoruz. (Sabah Mustafa’nın yanında göremeyince şaşırmıştım. Bir şey söylemedi yalnızca işi varmış gelemedi dedi. Gelmeyişine üzüldük topluca. )



Öyle işte umarım hepimiz için güzel bir anı olarak kalır bu ada günü ve belki seneye tekrar aynı tayfa bir ada gezisine daha çıkarız tabi bu sefer hepimiz bisiklete binmeyi öğreniriz böyle ayrı kalmayız falan ::O :D Tamam sustum,

Mutlu ADALAR (:

Mutlu ve Zamansız Ağustos 1

Mutlu çünkü... Açıklamaya gerek yok hepimiz biliyoruz sebebini :D:D
Zamansız çünkü... Bu ay birlikte geçireceğimiz son aydı O'nunla. Üzülüyorum evet ama olacak olan şeylere karşı gelinmiyor. Bu ayı parçalamadan yazacağım çünkü kısa kısa yazıyorum birşey yapmıyorum ki demiştim kendime. Ama öyle değilmiş. Bir baktım parantez içlerini yazmadan 9 sayfaya ulaşmışım. Doğal olarak parçaladım. Bugün ilk bölümünü yarın ikincisini yayınlarım. Umarım eğlenceli bulursunuz. Bazı bölümleri dışında benim için eğlenceliydi. Keyifli okumalar(:

1 Ağustos 2010 Pazar
*Anlamsızlık. Telefonum ve msnim kapalı bütün gün. Görmek istemiyorum. (D ile kavga ettiğim için olabilir ya da kimseyi istemediğim için aslında hatırlamıyorum ama önceki gün D ile kavga ettiğimi hatırlıyorum tabi bu kavganın şeyini de beni arayıp ulaşamayan sevgili çekti, vicdan azabı duydum şimdi, hoş o zaman da duymuştum neyse sustum. Telefonumda D’ye gönderilmek üzere yazılmış ama gönderilmemiş bir not buldum: “Herkes gider sen kalırsın DOST.” Yalnızca söylemek istedim.)
*Ev temizliği. Kardeşimin odasını ve kütüphanesini temizledim, düzenledim. Saatler süren bir iş.(Bahar temizliğini yaz sonunda yapabiliyorum anca. Tozsuz, tertemiz bir ev kesinlikle beni daha çok mutlu ediyor)
*Fellini filmlerinde sondan bir önceki durak: Kadınlar Kenti. (1,5 sene önce hediye edilen Fellini filmlerinde nihayet sona yaklaşıyorum ama içimde bir burukluk sanırım. Bitmesin istedi bir yanım)
*Çok soru sormayı seviyorum biliyorum. (Kime soru sordum yaaa hatırlamıyorum ay sonundayız doğal olarak ayın başında yaptığım her ne ise hatırlamıyorum.)
2 Ağustos 2010 Pazartesi
*Yaşamsız olmak istiyorum.
*Elimdeki son Fellini filmini izledim. Kesinlikle harika! (Ruhların Jülyeti idi film. Ayrıca orada Julietta’nın neredeyse kocasını aldatacağı o adama/çocuğa bayıldım. Müthiş etkileyici bir yüzü vardı tabi bu yüzün bu kadar etkileyici olması herhalde Fellini etkisidir ama muhteşem birşeydi.)
*Yeni filmleri bir süre izlemediğimi herkes bilir. Nadiren yeni film izlerim. Bugün o nadir anlardan birisiydi işte. Elimde başka film yoktu ve (500) days of summer’ı izledim. (Tom eşittir BEN. Summer eşittir O. Eminim bu filmi benim izlemem gerektiğini söylerken bunu fark etmiştir. Çünkü filmi izlerken baya ağladım ve film bittikten sonra kıza baya bir küfrettim. Ve tabi AUTUMN FOREVER )(Tabi bizim ilk sevgili olma dönemimiz sonbahar olduğu için )
*Geçen aydan unuttuğum bir şey: Yedigün Mojo Orman Meyveleri inanılmaz bir şey! Hayran kaldım! (Mustafa bunun iksir gibi göründüğünü ve güzel olmadığını söyledi. Bense o iksir görüntüsüne hayranım. Müthiş ya tadı da öyle. Size de sanki bu dünyadan değilmiş hissini vermiyor mu içerken.
Tabi görüntüsü nedeniyle bir de şişesi.)
*Geçen aydan unuttuğum bir şey daha: Adidas stan smith tutkum çok fena geri döndü. Film için biriktirdiğim parayı her an harcayabilirim. Ama yapmamak için kendimi tutuyorum. (Dua edeyim de mani dönemim sakin geçsin :D)
3 Ağustos 2010 Salı
*Ne yaptığımı hatırlamıyorum.
*Şimdi hatırladım. Hilal’le Kadıköy Salı pazarına gittik. (Sanırım bunu unuttuğum için Hilal bana kızacaktır. Ama tam olarak unutmuş sayılmam bunu 1 hafta sonra yazıyordum. Doğal olarak geçen hafta napmıştım ben ya sorusunu soruyor insan kendine.)
*Bu kadar büyük bir Pazar bize fazla. Bunu söyleyebilirim. (Yarısına kadar gelip yorulduk. Ayrıca badem şekeri çekti canım. Ve o mavi elbisede gözüm kalmıştı o kadar kısa olmasaydı ya da altına etek/pantolon giyilebilecek kadar kısa olsaydı alırdım)
*Ve aldığım elbise inceymiş, üzerime giyince farkettim. (yorumsuz)
4 Ağustos 2010 Çarşamba
*Onunla birlikte bir saat bile olsa birlikte olmak.
*Mustafa bana çok şirin iki hediye almış. Tabi biri birinden daha şirin. Diğeri renkten kaybediyor. Ama tekrar teşekkürler. Çok sevindim. (Haha nasıl anlatmışım işte biri sarı diğeri de pembe. Sarı benim çocukluğumda çok sevdiğim bir renkti. Her şeyim sarıydı. Sonra sıkıldım sevmemeye başladım. Onun için hiç sarı bir şeyim kalmadı, ve olmasını da istemedim. Mustafa bunu bana o hediyeleri aldıktan sonra öğrendi. Ama gene de sevdim. Çünkü şirin. Ama pembe müthiş şirin. Çünkü kocaman kocaman kurdeleleri var. Bu gidişin sonu kötü sanırım: Yakında beni hediye paketi gibi kurdelelerle görebilme ihtimalimiz var:D)
*Eve dönüş. (Eve nasıl döndüğümü hatırlamıyorum desem ama erken döndüm biliyorum.)
5 Ağustos 2010 Perşembe
*Hiçbir şey hatırlamamaktayım. (Kesinlikle hatırlamıyorum.)
6 Ağustos 2010 Cuma
*Ev temizliği. Sonunda odayı temizleyebildim. Yalnızca kitaplığım kaldı. (Saat 5 olmuştu bu saatten sonra kitaplığa başlasam ertesi gün bitirirdim anca.)
*Bütün günü temizlikle geçirip yorulduğumu düşünürsek geç gelmiş Teoman konseri davetini kabul edemedim. (Teoman konserini bana bir gün önceden söylemiş olsa idi Cansu Damla, o zaman ben de bir heyecanla gelirdim o konsere. Hem böylece Teoman’ı gerçekten görmüş olurdum!!! Bir de ertesi gün resimlerini koyuyor nispet ya :P )
*Temizliği bitirip bir rahat otururken elime aldığım bilekliği takmaya çalışırken bileklik elimi derince kesiverdi. Sol elin işaret parmağı olunca kesilen bir süre hiçbir şey yapamadım.(Evet sakarlar kraliçesiyim. Ama ben nerden bileyim bilekliğimi birisinin bozduğunu. Tamam ya Mustafa’ya söyleyince kızıyor okuyunca da kızacak ama görmüştüm bilekliğin bir kısmının açıldığını. Elime takmaya çalışırken aklımdan geçen tek düşünce acaba bunu takmaya çalışırsam elimi keser mi? Diye düşünüyordum. Kesermiş öğrendim. Şimdi de susuyorum, hatamı anladım.)
7 Ağustos 2010 Cumartesi
*Evdeyim. Film izledim sanırım bütün gün. He bir de kitaplığımı düzenledim.(Kitaplığımın yarısı artık dvdlerimle dolu. Ve yeni yazdığım dvdlerime kutu/ kapak falan yaptıramıyorum çünkü yerim yok. Eğer onları da toplu durdukları kutulardan çıkarıp tek tek kutularsam bütün kitaplığı doldururlar ve kitaplara yer kalmaz. Ve yeni bir kitaplık alamıyorum çünkü zaten 3 tane kitaplığım var evde. Kısaca hepsi bekliyor, ne kadar üzücü hepsini kutularında görmek istiyorum ben)
8 Ağustos 2010 Pazar
*Anneme tarhana yapması için yardım ettim. (Ve bu yardımı ne kadar hızlı yaptım. Benden beklenmeyecek kadar hızlı ve yakınmadan. Çünkü iş bittikten sonra O’na gitmem gerekiyordu. )
*Bittiği gibi evden koşa koşa çıktım neredeyse. Trafik sağolsun bugün yoktu. Erkenden gidebildim. (Geleceğimi biliyordu ama bu kadar çabuk gelebileceğimi düşünmediği için gelişime şaşırdı. Ben de bu kadar şaşırmasına şaşırdım. Ayrıca şaşırması gereken başka şeyler vardı mesela beni ilk kez kot pantolon giyerken görmüştü. Ama gelişime çok şaşırınca ona şaşıramadı. Ama o dar pantolonu nasıl giydiğime şaşırdı evet. Şaşırtmışım onu sevindim.)
*Bazen beni istemediğini düşünsem de, gene de onunla birlikte olmaktan mutluyum. (Bunu yazmamın sebebini o biliyor XD Açıklayamam ama yazmışım, silmek istemedim :D)
*Tabi her güzel şey bitiyor değil mi, gitme vakti, geciktirilmesi gereken en önemli şey.(Bugün onu fark ettim. İlk kez benim gitmemi o kadar istemedi ki. Geciktirmek için elinden geleni yaptığını söyleyebilirim. Ama insanın gitmesi gerekince gitmesi gerekiyor. Bugünkü bu davranışını çok şirin buldum, sevdim.)
*Twilight’ı izledim. (Bu konu bir blog yazısı olacak lütfen bekleyiniz, çok sinirliyim bu konuya ve üstelik henüz daha 1.sini izlediğim halde çok sinirliyim.)
9 Ağustos 2010 Pazartesi
*Pazara gittim. Sanırım başkalarının davranışları en çok beni sinirlendiriyor. (Yalnızca kendini düşünen insanlardan nefret ediyorum. Kısaca ben Pazar gezmeyi severim ve ayrıca pazardan alışveriş yapmayı da severim. Ve pazara başkasının kuyruğu olmak için gitmem. Gezmek ve hoşuma giden bir şeyi almak için giderim. Ama yalnızca kendisi için geldiğimizi sanan bir hala kızı olunca ortalıkta insanın kendisi için bir yerde durası gelmiyor.
*Her neyse kendime bir ruj aldım. Bilmiyorum bu ne kadar sağlıklı bir şeydir ama rengi o kadar hoşuma gitti ki (:
10 Ağustos 2010 Salı
*Tuluğ’la buluşma. (Güzel bu kez onu daha sağlıklı gördüğümü söyleyebilirim. En son buluşmamızda kendini çok kötü hissettiği için gitmesi gerekmişti. Bu kez ben erken gitmek istedim ama ayaklarım yüzünden.)
*Ayaklarım şişti pof ya şimdi güzel değiller artık. =( (Yazın converse falan giyemiyorum çünkü ayaklarım inanılmaz derecede yanıyor. O yüzden birkaç yazdır hep babet giyiyordum. Şimdi aşırı derecede şişti. Yürümek çok acı verici olduğundan eve dönmeye karar verdim. Babetlerimi çıkardığımda ciddi anlamda şişmiş olduğunu gördüm. Muhtemelen şişlikleri geçtiğinde ayaklarım pek güzel görünmeyecekler):
*Bu beni bir hafta eve bağlar sanırım.
*Yarın ramazanın ilk günü. Tekrar uyanmamak için annem uyanana kadar film izledim. (Uyuyup uyandığımda yemek yiyesim kalmıyor çünkü. Onun için bütün ramazan boyunca 3-4e kadar buralardayım)
11 Ağustos 2010 Çarşamba
*Bütünüyle film izleyerek geçirilen bir gün. (Ramazanın ilk günü insan pek de rahat geçiremiyor.)
*Nadiren yerimden kalkıyorum. Hem ayaklarım hem de midem izin vermiyor. (Evet bastığımda canım çok acıyor. Hala düzeltmeye çalışıyorum)
*Sonunda o sette çekilmiş birkaç fotoğrafım elimde. (Sema sonunda benim birkaç resmimi gönderdi ama asıl istediğim kelebekli resimlerim hala ortada yok keşke olsalar. Umarım silmemiştir.)
*Undying oynamaya başladım. (Korkutucu başladığını söylemeliyim. Birkaç dakika içinde kapattım çünkü.)
*Gece 3-4’e kadar uyanık kalıyorum ve kimse bana neden uyanıksın demiyor. (Bunu seviyorum)
*Anneannemin pencereyi kapı sanması, karanlıkta üzerimde lamba düğmesi araması günün en ilginç anı. (Hihihi ama cidden çok komik. Üzerimde düğme arıyor bak konuşuyorum diyorum ki ne arıyorsun :D ışığı açcam düğmeyi arıyorum diyor. Düğme benim üzerimde mi dedim kalktım açtım ışığı.:D)
12 Ağustos 2010 Perşembe
*Resident Evil üçlemesini bitirdim iftara kadar. (Kardeşimle birlikte izlenince hiç korkunç olmuyor. Çünkü kendisi bu tarz filmleri izlerken genelde küfreder ya da bağırır falan. O zaman o korkunç atmosfer dağılıyor.)
*Undying’i çığlık çığlığa oynamak yerine kardeşime oynatmaya başladım. (Sabah sabah işte oynamaya başladım. Karşıma canavar çıktı nasıl çığlık çığlığa bağırmaya başladım ve tabi doğal olarak böyle olunca öldüremiyorum kimseyi XD. Kardeşim geldi elimden aldı. Ayrıca ben hala Mouse+klavye ile oynanan oyunlara alışamadım onun için zor geliyor bana.)
*Evde yemek yemenin bile sorun olmaya başlaması ne kadar kötü. (Olayı anlatayım. Şimdi evde misafirler de var halamın kızı ve onun iki kızı. Her neyse iftar zamanı, doğal olarak oruç tutan herkes bir an önce yemek yemek yada su içmek ister. Bu herkesin hakkı. Şimdi masada yer olmadığı için misafir varken kardeşim ve ben içeride masada yiyoruz. Doğal olarak yemeğimizi alıp içeri gitmemiz ve yememiz gerekiyor. Normalde onlar işte herkes yemeğini alana kadar bekleyip ondan sonra giriyorum mutfağa ve yemek alıyorum. Bu sefer de aynı şeyi yapıyordum. Ama çok sevgili(!) ablam ben yemek koyarken başkalarına yemek koymaya çalışıyor. Hani insan iki dakika bekler. Ben koyayım ve gideyim. Zaten bir taban yemek yemişler bir dur yani! Tabi böyle sinirlenince ben tepsiye koyduğum tabak yere düştü. Doğal olarak daha çok sinirlendim benim etrafımda salak salak dönüp durduğu için. Haksız mıyım? Onlar acıktıysa biz de oruç tuttuk biz de acıktık yani aramızdaki fark nedir? Hiçbir şey!!! Hani siz oruç tutmadınız sonra yiyin deseler o bile bir haksızlıktır. Her neyse ben bunun sonucu olarak bir daha aynı şey olursa evde yemek yemeyeceğimi belirttim.)
*Mustafa’yla kavga ettim. (Şimdi neden kavga ettiğimizi hatırlamıyorum.)
*Kalbim kırık. (Hem Mustafa’dan hem de evden böyle bir muamele görmüş olmaktan dolayı. İnsan bir tarafın hep düzgün kalmasını istiyor. Benim ailemle ilişkilerim hep çatışma halinde olacak ama Mustafa’yla anlaşabildiğimi biliyorum. Bazı zamanlar dışında diyelim. Ve o zamanlar evde de şiddetli çatışmalar olduğunda benim için ekstra kötü oluyor.)
*Başım ağrıyor, ateşim çıktı.
*Sanırım üzüntümü fiziksel olarak da yaşamaya başlamış bulunuyorum. (Hepsi psikolojik aslında.)
*Second Life’ta gezinmek çok can sıkıcı görünüyor. (Dans etmekten bile sıkıldım bugün.)
13 Ağustos 2010 Cuma
*Film izlemeye bile dayanamıyorum.
*Özellikle de içinde Şafak Sezer’in bulunduğu filmleri. (Kardeşim indirmemiş olsa Kolpaçino ve Kutsal Damacana 2:İtmen’i hayatta izlemeyeceğimi belirtmek istiyorum. Bu kadar rezil iki film olamaz yani eşit seviyede olduğu filmler biliyorum. Bunlar böyle hep birlikte sinemamızın rezillikleri ki ben bunlara sinema bile diyemiyorum bu apayrı bir iğrençlik.)
*13.Cuma XD.
*Seven Pounds. Söylenecek kaç kelime var bunun üzerine. (Filmin ne olduğunu anladığım son 20 dakikada sürekli ağladım. Bu konuda da blog yazacağım bekleyin lütfen.)
*Daha dün düşündüğüm bir şey: evde deniz anası beslemek ne kadar garip ve güzel olurdu?
Bugün izlediğim filmde adam evine denizanası besliyordu ve bu denizanasını özel bir amaç için besleniyordu o evde. (Dün düşündüğünüz bir şeyin gerçek hayatta nasıl görüneceğini hemen ertesi gün görmüş olmak çok heyecan verici bence.)
*Sevdiğin insanın gözlerini bir başkasında görmek. (Kadının yaşadığı o garip acıyı hissettim sanki. Bu benim bahsettiğim şeyi yaşamış olmamla alakalı değil yaşamadım yaşatmasın da Allah, insan ister istemez kendini böyle bir durum içinde düşünüp de ağlayabiliyor.)
14 Ağustos 2010 Cumartesi
*Sanırım bugün pek iyi değilim.
*Sevmediğim bir insanın benimle aynı okul aynı bölümde okuyacak olmasını hoş karşılamam doğal olarak beklenemez. Ama buna aptalca karşılık veren çok sevdiğim dostlarım bile var. Bir kez olsun bana saçma sapan kızmak için bahaneler üretmeyi durduramaz mısın? Hayatında gerçekten ama gerçekten hiç sevmediğin ve asla görmek istemeyeceğin insanlar yok mu? Onlarla aynı okulda aynı bölümde hatta ben aynı sınıfta olmayacağım ama aynı sınıfta olduğunu düşün. Ne hissedecektin? Eminim ki ilgilenmiyormuş, seni enterese etmiyormuş havasında aslında içinden küfürler edeceksin. Ben de onu dışımdan yapıyorum bununla ilgili bir sorun var mı?? (Ben şimdiden haber vermiş olayım sonra neden böyle oldu demesinler, o çocuk bana benim 2 senedir okuduğum ve 3.seneme başlayacağım okulda bana bulaşmasa iyi olacak. Her ne şekilde olursa olsun, hakkımda söyleyebileceği bir söz, bana atabileceği bir laf, bir bakış nefretimi uyandırmaya yeterli olacaktır ve o zaman sakin olacağıma söz vermiyorum)
*Yalnızca gelll demesi bile beni kırmış durumda. Bilmiyorum her gün görüşmüyoruz ve ben acaba gelsem mi diyorsam kesin bir şey düşünmüş ve öyle söylemişimdir. Tabi onun buna cevabı Tuğba ben nereden bilebilirim ki? Ve benim bunun için söyleyebileceğim tek şey benim gelişimin artık alelade göründüğü için böyle konuşmuş olduğunu söylemek. (Yorumsuz bıraktım çok konuştuk biz bunu o gece sanırım.)
*Bilgisayarımın bağlı olduğu ayaklarımın altında duran prize bir leğen suyu döktüm. (Beni bu kadar dalgın yaptığında başıma gelen şey bu oluyor hep. Ama elektrik çarpmadı merak etme zamanında kalktım:D)
*Daha iki gün önce bir daha böyle bir şeyle karşılaşırsam kesinlikle evde yemek yemeyeceğime yemin etmiştim. Şimdi bunu tutmam gerekiyor sanırım. (Babam gelip bana: Yemeğinizi erkenden alın sonra ortalığı karıştırıyorsunuz dedi. Ben de ortalığı karıştırıyorsak o zaman yemeyelim diye ağlamaya başladım. Ağlıyor olmamın bile adamı kızdırıyor olması ne garip. Ben sinirlendiğimde konuşmam babam hala bunu öğrenememiş ve hala bana neden ağladığımı sorup duruyordu. Cevap vermedim.)
*Ve kusura bakmayın kısa süre sonra yarı yolda bırakacağım için. (Daha fazlasını da içebilirdim. Ama yalnızca sakinleşmek istedim.)
*Ben bunu hak ediyor muyum gerçekten? Birisi bana söyleyebilir mi?
*Yemişim türk sinemasının intiharı hafife alan bu davranışlarını. Dün izlediğim İspanyol yönetmenin filmindeki intihar olgusuyla bugün izlediğim bir türk yönetmenin intihar olgusu arasında uçurum kadar fark var ve intiharı hafife alan salaklardan nefret ediyorum.
*Artık kolyemi boynuma takamıyorum, derine doğru giden yaralar açıyor boynumda. Ben de koluma bileklik yaptım. (Sanırım boynumda birkaç yerinden bağlanmış bir kolye görmemek artık daha güzel bir görüntü olacak. Ama anlamıyorum neden yara yapıyor)

15 Ağustos 2010 Pazar
*Bütün günü yatarak geçirmek istemek ve buna biraz olsun vakıf olmak.
*Millet havuzda bi de bana nispet yapıyor. (:P Havuz güzelleri :P)
*Undying insanın sinirlerini bozan bir oyun. (Benimkileri bozdu.)
*Muhsin Bey’i tekrar izledim ve Türkiye’nin en iyi filmi olduğunu hala düşünmüyorum ama çok iyi bir film olduğunu düşünüyorum. (Benim için daha iyi filmler var ve aslına bakarsanız filmi bir de hafife almamın nedeni Sami hocanın bu filmden replikleri sürekli kullanıyor oluşu. Bu beni rahatsız etti sanırım. O fikirler o adamın fikirleri. Tamam bu fikirlere katılabilirsin ben de katılıyorum çünkü. Ama sürekli bu cümlelerle dolaşmak, sürekli söylemek bunu anlamsız buluyorum.)
*Cemal Hünal’ın neresi yakışıklı allah aşkına ya XD tipsizin teki. (Bir haberde yakışıklı oyuncu diye okudum da çok sinirlendim. Tamam ben güzelim demedim zaten ama güzel olmamam başkalarının güzel ya da yakışıklı olup olmadığını eleştirmeyeceğim anlamına gelmiyor)
*Gece gece tarhana yapmaya çalışmak ve tam olarak kurumadığı için başarısız olmak. (Biz tarhana yapmaya çalışırken kedinin de pencereye konan kelebeği düşürüp yemeğe çalışma girişimleri.)



İkinci yarısında görüşmek üzere(: Mutlu Dünyalar...