31 Ağustos 2010 Salı

Adalardan Bir Yâr Gelir Bizlere!

Ada günü başlı başına 2 sayfa tutunca wordde günlüklerin içinden ayırıp tek başına yazmaya karar verdim (:

Ve gelenek bozulmasın dedim başlığını da günün albümünün başlığıyla aynı yaptım(:

22 Ağustos 2010 Cumartesi
*Ada zamanı!!!
*Erkenden uyandım ki nasıl olduysa benim alarmım kapanmış ve alarmdan 11 dakika sonra yataktan fırladım geç kalıyorum diye. (Bir de tam 7’ye kurarsam belki uyanamam onun için 6.55’e kurayım kesin uyanırım diye kurmuştum saati. Nasıl kapandı bilmiyorum. Ben kapattığımı hatırlamıyorum çünkü ve o sırada evde uyanık kimse de yok kapatmaları imkansız öyle işte. Sonra fırladım yataktan)
*Şirin mi şirin etekten bozma gül kurusu elbise. Tamam straplez elbise düşüyor falan ama çok şirin. (hihihi bu zamana kadar bu elbiseyi giymeye cesaret edememiştim. Sanırım yakışmadığını düşünüyordum. Ama ada fikri ortaya çıktığında giyeceğim tek elbisenin bu olduğuna karar vermiştim.)
*İlk kez birlikte vapurdayız. Bu heyecana kalbim dayanabilir ama midem dayanamıyor. (Di mi heyecanlandığımda kalbim yerinde duruyor ama midem durmuyor. Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer bunu biliyoruz da benim mideme ne oluyor allah aşkına XD)
*Vapur adalarda tek tek dururken dünkü kitabın kahramanları birer birer karşımdalar. (Bugünü günlükten ayırdığıma göre dün Sait Faik’in Birtakım İnsanlar adlı romanını okuyordum. Burgaz Ada, karşısındaki küçük Kaşık Adası ve diğerleri, hepsinde o insanlar yaşadılar, onların izleri var. Önlerinden geçtiğimiz o zaman bunları hatırladım. O insanların yaşadıklarını.)
*Büyük Ada’ya gitmeye karar verdik, en büyük ada ve son ada olduğu için, beğenmezsek başkasına geçeriz mantığıyla. (Başkasına gitmedik, ama Burgaz Ada yangınım devam ediyor. Mutlaka gitmeliyiz D)
*Dil Burnu’na gitmek için 4ümüz faytona bindik, Umut bisiklet kiraladı. Bu bile günün eğlenceli bir anısı oldu. (Sanırım onu yalnız bıraktığımız için bize kızmıştır kendisi. Ayrıca yanımızdaki tek başına tek insandı ve ben şahsen onu yalnız görmekten dolayı üzüldüm. Çok şirin biri.)
*Günün fotoğraf çekmekle geçeceğini biliyordum ama bu kadar muhteşem olan fotoğraflara sahip olacağımı düşünmemiştim. (Kesinlikle çok beğendiğim fotoğraflarım var ve bu beni mutlu ediyor, hiç değilse arada sırada şirin mirin görünebiliyormuşum)
*Ben oradan yalnızca bakmak istemiştim, Cansu ve Mustafa bağıra bağıra sakarlığımdan dem vura vura vazgeçirdiler beni ama ben düşmezdim ki. (Düşmezdim düşmezdim düşmezdim. Tekrarlıyorum düşmezdim. Böyle tehlikeli işlerde yeterince dikkatliyim.)
*Kayalıklarda yaşanan apaçi korkusu. (Kesinlikle evden bu kadar uzak olmanın da verdiği korku var. Burada bize bir şey olsa napıcaz yani. Adamlar bizim orada olduğumuzu göre göre tepemize gelip bize baka baka konuştular. Biz yukarı çıkarken bizim yukarı çıkabileceğimiz yoldan aşağı iniyorlardı. Doğal olarak insanda arkasına bakmadan kaçma isteği uyandırıyor bu davranışlar. Aynı insanlar sonra yanımıza kadar gelip bizden çakmak istediler. O çakmak geri geldi mi hatırlamıyorum.)
*Martıların ve diğer kuşların yemek yerken etrafımızı sarması. (Bir süre sonra çoğalınca kuşların bize saldırmasından da korktum. Ne kadar tırsakmışım XD)
*Cansu’nun sandviçleri, annesinin keki ve Umut’un bütün pastaneyi almış da gelmiş dedirten poğaçalarıyla piknik. ( Bugün iki tane sandviç yiyince herkes şok oldu!!!! Sanırım sandviç yemeği seviyorum yada deniz havası iştahımı açtı sanırım ben de İzmir’de yaşamalıyım :P)
*Mustafa’nın ağaca çıkma denemeleri başarısız olunca, ağaca çıkmak istemem ve bunda muvaffak olmam. (Yendim yendim. :D Çocukça hareketler bunlar. :D Mustafa asker dönüşü benimle aynı ağaca çıkma konusunda yarışacak seneye görüşeceğiz ve muhtemelen ikimiz ağacın üstünde buluşup oturabileceğiz sonunda. :D)
*İlk kez gerçekten denize bu kadar yakınım. (Gerçekten hani sahil kenarında gezmek dışında ki bu deniz suyuna dokunmak demek olmuyor yalnızca geziniyorum ben hiç deniz suyuna dokunmamıştım. Ağaçtan indiğimde her tarafım reçine olmuştu bunu temizlemek gerekiyordu ve onun için hazır denize yakınken ayaklarımı sokmam gerektiğini söyledim. İndim aşağıya. Yürüyorum suyun içinde bir anda ayağıma yosunlar takıldı. Ben hiç deniz yosunlarına dokunmadım ki çok korktum. Çığlık çığlığa bağırıp ardından yosunmuş diye gülmeye başladım. İlginç bir şey denizi sevmem bilirsiniz. O suyun altındaki trilyonlarca şey olabileceği ihtimali beni korkutuyor. Kenarındaydım ama ayaklarıma çarpan her şeyden endişe ettiğimi söylemem gerekiyor. Ama eğlenceliydi. Bugün ilkleri yaşadım ben o adada gerçekten. Ve ben orada denizin kenarında çocuk gibi sevinirken yanımda çok sevdiğim insanların olması beni daha da mutlu etti.)
*Peşimize takılan köpek. (Peşimize değil Umut’un peşine takılan dişi köpek diyelim. Poğaça vermiş sanırım. Bisikletin peşinden tın tın yürüyor. Umut’u bir ara hızlıca önden gönderdik. Bir süre sonra köpek gene bizi buldu. Ama sonra erkek köpeği görünce bizi bırakıp onunla çalılıkların ardına doğru gittiler.)
*Bütün gün telefonum hiç çalmadı, ben de artık herhalde beni sürekli aramayı bıraktıklarını düşünmüştüm. (Ne kadar yanılmışım.)
*Ada iskelesine yürüyerek inme kararını veren zihniyet. (Tebrik ediyorum bizi. Özellikle kendimi. Tamam yürünür ama o babetlerle bunu yapmak akıllı insanın işi değil. Yoruldum. Hepimiz yorulduk ama tamamladık. İskeleye kadar yürüdük. Yürürken bol bol fotoğraf çektik.)
*Soda içerken güldürdükleri için neredeyse boğuluyordum denize karşı otururken. (İskelede oturmuş Füsun’u bekliyorduk. Midem çok kötüydü soda söyledik benim için. O sırada Umut ve Mustafa karikatürlerden bahsedip gülüyorlardı ben de onlara eşlik ediyordum. Tam ben sodamı içerken ve büyük bir yudum almışken öyle bir espri geldi ki gülmeden edemedim. Ama soda boğazıma kaçtı! Uzun bir süre nefes almaya çalıştım, ciddi anlamda nefes almak işkence oldu o anlarda. Neyse sonra düzeldim ama gerçekten boğuluyordum. Soda içerken kendini öldürdü derlerdi sonra arkamdan.)
*Adalı arkadaşın gelmesiyle tekrar ada yürüyüşüne dönmek.
*Kahve Dünyası’nda çilekli dondurma keyfi. (Çilekli dondurmasına bayıldım ama vanilyasına aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ayrıca ikinci kez ama bu sefer sevgili olarak Mustafa’yla kalp şeklinde bir pastayı paylaştık. Diğeri ayrı olduğumuz 14 şubata yakın bir gündü ve Gloriajeans’de kalp şeklinde kahveli pasta vardı. )
*Sakarlar kraliçesi olarak 10 saniye önce merdivende uçuşan eteklerini toplamaya çalışırken(çok seksi bir an::O) 10 saniye sonra bileğini burkarak (hem de son basamakta) bir süre acı içinde kıvrandım. (Yorumsuzz sakarlık)
*Geri dönüş.
*Adada o kadar uçuştu, vapurda uçuşmayacak mıydı, uçuşacakmış tabi. (Uçuşmayacağını düşünmek yanlış olurmuş. Neyse işte sonunda baktık insanların çok dikkatini çekiyor, gidip taytımı giydim.)
* Fotoğraflar fotoğraflar fotoğraflar.
*Martılara poğaça attık, başlangıçta bir tane olan martılar sonrasında sürüsüyle birlikte peşimizdeydi. (Kuşlar arasındaki iletişime hayran kaldım bugün. Başlangıçta gerçekten bir taneydi, bir kere aldı ve gitti sonra çoğaldılar. Tabi Mustafa onlara poğaça atarken ben de fotoğraflarını çektim. Eğlenceliydi.)
*Sonunda biz de herkes gibi yorgun düşüp son yarım saatimizi sarılıp uyuyarak ve müzik dinleyerek geçirdik. (Bizim dışımızda hepsi bir tarafta uyuyakalmışlardı. Biz vapurun içinde dönüp duruyorduk enerjimiz hiç bitmeyecekmiş gibi. Tabi bitti. Önce ben oturmuştum Damla’yı dinliyordum. Sonra Mustafa bey bizim tabirimizle bizim sarılmış oturmamızı kıskandı geldi. Gel bana sarıl dedi. Kulaklığının birini aldım ve birlikte müzik dinledik. Tabi başlangıçta her zamanki gibi Rammstein’ın Mein Herz Brennt’ini istedim. Sonra sarılarak uyuyakaldım ki o anı hiçbirşeye değişmem biliyorum. Denizden esen rüzgar, sevdiğim koku, sevdiğim ten, vapurun kalabalık yalnızlığı…)
*Ve ayrılma vakti. (İSTEMİYORUM ama her güzel şeyin bir sonu var ayrıca insanın eve gidip ölü gibi yatmayı da istiyor günün huzurlu sessizliğiyle ama biliyorum ki eve gittiğimde hiç de huzurlu olmayacağım çünkü herkes küplere binmiş olacak.)
*Umut’la birlikte eve dönüş. (Aynı otobüsle gidebildiğimizi fark ettik. Cansu’yu anne-babasıyla bıraktıktan sonra otobüs durağında otobüsü bekledik, yol boyunca otobüslerdeki taciz olaylarından falan bahsettik, aslında geniş bir konu yelpazesi vardı. Bence gayet güzel bir eve dönüş yolculuğu oldu. )
*Evde bir ton fırçayı yedim gelişimle. (Neden yalnızca babamdan izin almışım, neden anneme sabah söylemişim, neden kardeşime daha önceden söylememişim, neden beni aramadıkları halde ben onları aramamışım, niye kimseyi merak etmemişim vs. vs. babamdan akşam yemeğine kadar izin almıştım ve akşam yemeğinde evdeydim tam ezan okunurken.)
*Allah’tan karnım aç değildi çok durmak zorunda kalmadım. (Hatta pizzamın en güzel kısmı sinirden ellerim titremeye başladığında yere düştü daha çok sinirlendim.)
*Gittim uyudum biraz. Tabi başımda geçen ilginç konuşmayı da uykuyla uyanıklık arasında dinledim. (Yeni yatmıştım henüz uyumamıştım yani, kardeşim annemle konuşuyor, sesinde pişmanlık belirtileri. Çok bağırdım ya niye o kadar bağırdıysam, keşke bağırmasaydım diyor. Annem de karşılık olarak hem bağırıyorsun hem de üzülüyor musun diyordu. İçin için güldüm ama uyanmadım ya da bir şey söylemedim. )
*Film izledim. (Günün şanslı filmi hangisi unuttum şimdi.)
*SBY ile ne zamandır konuşmadığım kadar konuştum. Onunla konuşmayı özlemişim. (İstanbul’a gelmesini dört gözle (gerçek anlamda dört gözle bekliyorum zaten XD) bekliyorum.
*Yemek yiyip yatmak.
*Tabi Erkin’le olan tartışmamızı unutmuyoruz. (Onu da adaya çağıracaktım aslında. Önceki gün yazdım yazdım ama kişisel iletisinde bahis dışı yazılmasın yazıyordu ve kesinlikle cevap vermemişti. İşte bu akşam da bu konuda tartıştık. Bana hiçbir şeyin bahisten önemli olmadığını, önceliğin onda olduğunu söyledi. Bir arkadaşı ve onu gerçekten seven bir arkadaşı olarak buna kırıldım. Zaten birkaç saat sonra da özür diledi davranışından dolayı.)
*Bir de Sina bugün aramızda olmadığı için üzüldüğümüzü unutmuyoruz. (Sabah Mustafa’nın yanında göremeyince şaşırmıştım. Bir şey söylemedi yalnızca işi varmış gelemedi dedi. Gelmeyişine üzüldük topluca. )



Öyle işte umarım hepimiz için güzel bir anı olarak kalır bu ada günü ve belki seneye tekrar aynı tayfa bir ada gezisine daha çıkarız tabi bu sefer hepimiz bisiklete binmeyi öğreniriz böyle ayrı kalmayız falan ::O :D Tamam sustum,

Mutlu ADALAR (:

0 yorum:

Yorum Gönder