31 Ağustos 2010 Salı

Mutlu ve Zamansız Ağustos 1

Mutlu çünkü... Açıklamaya gerek yok hepimiz biliyoruz sebebini :D:D
Zamansız çünkü... Bu ay birlikte geçireceğimiz son aydı O'nunla. Üzülüyorum evet ama olacak olan şeylere karşı gelinmiyor. Bu ayı parçalamadan yazacağım çünkü kısa kısa yazıyorum birşey yapmıyorum ki demiştim kendime. Ama öyle değilmiş. Bir baktım parantez içlerini yazmadan 9 sayfaya ulaşmışım. Doğal olarak parçaladım. Bugün ilk bölümünü yarın ikincisini yayınlarım. Umarım eğlenceli bulursunuz. Bazı bölümleri dışında benim için eğlenceliydi. Keyifli okumalar(:

1 Ağustos 2010 Pazar
*Anlamsızlık. Telefonum ve msnim kapalı bütün gün. Görmek istemiyorum. (D ile kavga ettiğim için olabilir ya da kimseyi istemediğim için aslında hatırlamıyorum ama önceki gün D ile kavga ettiğimi hatırlıyorum tabi bu kavganın şeyini de beni arayıp ulaşamayan sevgili çekti, vicdan azabı duydum şimdi, hoş o zaman da duymuştum neyse sustum. Telefonumda D’ye gönderilmek üzere yazılmış ama gönderilmemiş bir not buldum: “Herkes gider sen kalırsın DOST.” Yalnızca söylemek istedim.)
*Ev temizliği. Kardeşimin odasını ve kütüphanesini temizledim, düzenledim. Saatler süren bir iş.(Bahar temizliğini yaz sonunda yapabiliyorum anca. Tozsuz, tertemiz bir ev kesinlikle beni daha çok mutlu ediyor)
*Fellini filmlerinde sondan bir önceki durak: Kadınlar Kenti. (1,5 sene önce hediye edilen Fellini filmlerinde nihayet sona yaklaşıyorum ama içimde bir burukluk sanırım. Bitmesin istedi bir yanım)
*Çok soru sormayı seviyorum biliyorum. (Kime soru sordum yaaa hatırlamıyorum ay sonundayız doğal olarak ayın başında yaptığım her ne ise hatırlamıyorum.)
2 Ağustos 2010 Pazartesi
*Yaşamsız olmak istiyorum.
*Elimdeki son Fellini filmini izledim. Kesinlikle harika! (Ruhların Jülyeti idi film. Ayrıca orada Julietta’nın neredeyse kocasını aldatacağı o adama/çocuğa bayıldım. Müthiş etkileyici bir yüzü vardı tabi bu yüzün bu kadar etkileyici olması herhalde Fellini etkisidir ama muhteşem birşeydi.)
*Yeni filmleri bir süre izlemediğimi herkes bilir. Nadiren yeni film izlerim. Bugün o nadir anlardan birisiydi işte. Elimde başka film yoktu ve (500) days of summer’ı izledim. (Tom eşittir BEN. Summer eşittir O. Eminim bu filmi benim izlemem gerektiğini söylerken bunu fark etmiştir. Çünkü filmi izlerken baya ağladım ve film bittikten sonra kıza baya bir küfrettim. Ve tabi AUTUMN FOREVER )(Tabi bizim ilk sevgili olma dönemimiz sonbahar olduğu için )
*Geçen aydan unuttuğum bir şey: Yedigün Mojo Orman Meyveleri inanılmaz bir şey! Hayran kaldım! (Mustafa bunun iksir gibi göründüğünü ve güzel olmadığını söyledi. Bense o iksir görüntüsüne hayranım. Müthiş ya tadı da öyle. Size de sanki bu dünyadan değilmiş hissini vermiyor mu içerken.
Tabi görüntüsü nedeniyle bir de şişesi.)
*Geçen aydan unuttuğum bir şey daha: Adidas stan smith tutkum çok fena geri döndü. Film için biriktirdiğim parayı her an harcayabilirim. Ama yapmamak için kendimi tutuyorum. (Dua edeyim de mani dönemim sakin geçsin :D)
3 Ağustos 2010 Salı
*Ne yaptığımı hatırlamıyorum.
*Şimdi hatırladım. Hilal’le Kadıköy Salı pazarına gittik. (Sanırım bunu unuttuğum için Hilal bana kızacaktır. Ama tam olarak unutmuş sayılmam bunu 1 hafta sonra yazıyordum. Doğal olarak geçen hafta napmıştım ben ya sorusunu soruyor insan kendine.)
*Bu kadar büyük bir Pazar bize fazla. Bunu söyleyebilirim. (Yarısına kadar gelip yorulduk. Ayrıca badem şekeri çekti canım. Ve o mavi elbisede gözüm kalmıştı o kadar kısa olmasaydı ya da altına etek/pantolon giyilebilecek kadar kısa olsaydı alırdım)
*Ve aldığım elbise inceymiş, üzerime giyince farkettim. (yorumsuz)
4 Ağustos 2010 Çarşamba
*Onunla birlikte bir saat bile olsa birlikte olmak.
*Mustafa bana çok şirin iki hediye almış. Tabi biri birinden daha şirin. Diğeri renkten kaybediyor. Ama tekrar teşekkürler. Çok sevindim. (Haha nasıl anlatmışım işte biri sarı diğeri de pembe. Sarı benim çocukluğumda çok sevdiğim bir renkti. Her şeyim sarıydı. Sonra sıkıldım sevmemeye başladım. Onun için hiç sarı bir şeyim kalmadı, ve olmasını da istemedim. Mustafa bunu bana o hediyeleri aldıktan sonra öğrendi. Ama gene de sevdim. Çünkü şirin. Ama pembe müthiş şirin. Çünkü kocaman kocaman kurdeleleri var. Bu gidişin sonu kötü sanırım: Yakında beni hediye paketi gibi kurdelelerle görebilme ihtimalimiz var:D)
*Eve dönüş. (Eve nasıl döndüğümü hatırlamıyorum desem ama erken döndüm biliyorum.)
5 Ağustos 2010 Perşembe
*Hiçbir şey hatırlamamaktayım. (Kesinlikle hatırlamıyorum.)
6 Ağustos 2010 Cuma
*Ev temizliği. Sonunda odayı temizleyebildim. Yalnızca kitaplığım kaldı. (Saat 5 olmuştu bu saatten sonra kitaplığa başlasam ertesi gün bitirirdim anca.)
*Bütün günü temizlikle geçirip yorulduğumu düşünürsek geç gelmiş Teoman konseri davetini kabul edemedim. (Teoman konserini bana bir gün önceden söylemiş olsa idi Cansu Damla, o zaman ben de bir heyecanla gelirdim o konsere. Hem böylece Teoman’ı gerçekten görmüş olurdum!!! Bir de ertesi gün resimlerini koyuyor nispet ya :P )
*Temizliği bitirip bir rahat otururken elime aldığım bilekliği takmaya çalışırken bileklik elimi derince kesiverdi. Sol elin işaret parmağı olunca kesilen bir süre hiçbir şey yapamadım.(Evet sakarlar kraliçesiyim. Ama ben nerden bileyim bilekliğimi birisinin bozduğunu. Tamam ya Mustafa’ya söyleyince kızıyor okuyunca da kızacak ama görmüştüm bilekliğin bir kısmının açıldığını. Elime takmaya çalışırken aklımdan geçen tek düşünce acaba bunu takmaya çalışırsam elimi keser mi? Diye düşünüyordum. Kesermiş öğrendim. Şimdi de susuyorum, hatamı anladım.)
7 Ağustos 2010 Cumartesi
*Evdeyim. Film izledim sanırım bütün gün. He bir de kitaplığımı düzenledim.(Kitaplığımın yarısı artık dvdlerimle dolu. Ve yeni yazdığım dvdlerime kutu/ kapak falan yaptıramıyorum çünkü yerim yok. Eğer onları da toplu durdukları kutulardan çıkarıp tek tek kutularsam bütün kitaplığı doldururlar ve kitaplara yer kalmaz. Ve yeni bir kitaplık alamıyorum çünkü zaten 3 tane kitaplığım var evde. Kısaca hepsi bekliyor, ne kadar üzücü hepsini kutularında görmek istiyorum ben)
8 Ağustos 2010 Pazar
*Anneme tarhana yapması için yardım ettim. (Ve bu yardımı ne kadar hızlı yaptım. Benden beklenmeyecek kadar hızlı ve yakınmadan. Çünkü iş bittikten sonra O’na gitmem gerekiyordu. )
*Bittiği gibi evden koşa koşa çıktım neredeyse. Trafik sağolsun bugün yoktu. Erkenden gidebildim. (Geleceğimi biliyordu ama bu kadar çabuk gelebileceğimi düşünmediği için gelişime şaşırdı. Ben de bu kadar şaşırmasına şaşırdım. Ayrıca şaşırması gereken başka şeyler vardı mesela beni ilk kez kot pantolon giyerken görmüştü. Ama gelişime çok şaşırınca ona şaşıramadı. Ama o dar pantolonu nasıl giydiğime şaşırdı evet. Şaşırtmışım onu sevindim.)
*Bazen beni istemediğini düşünsem de, gene de onunla birlikte olmaktan mutluyum. (Bunu yazmamın sebebini o biliyor XD Açıklayamam ama yazmışım, silmek istemedim :D)
*Tabi her güzel şey bitiyor değil mi, gitme vakti, geciktirilmesi gereken en önemli şey.(Bugün onu fark ettim. İlk kez benim gitmemi o kadar istemedi ki. Geciktirmek için elinden geleni yaptığını söyleyebilirim. Ama insanın gitmesi gerekince gitmesi gerekiyor. Bugünkü bu davranışını çok şirin buldum, sevdim.)
*Twilight’ı izledim. (Bu konu bir blog yazısı olacak lütfen bekleyiniz, çok sinirliyim bu konuya ve üstelik henüz daha 1.sini izlediğim halde çok sinirliyim.)
9 Ağustos 2010 Pazartesi
*Pazara gittim. Sanırım başkalarının davranışları en çok beni sinirlendiriyor. (Yalnızca kendini düşünen insanlardan nefret ediyorum. Kısaca ben Pazar gezmeyi severim ve ayrıca pazardan alışveriş yapmayı da severim. Ve pazara başkasının kuyruğu olmak için gitmem. Gezmek ve hoşuma giden bir şeyi almak için giderim. Ama yalnızca kendisi için geldiğimizi sanan bir hala kızı olunca ortalıkta insanın kendisi için bir yerde durası gelmiyor.
*Her neyse kendime bir ruj aldım. Bilmiyorum bu ne kadar sağlıklı bir şeydir ama rengi o kadar hoşuma gitti ki (:
10 Ağustos 2010 Salı
*Tuluğ’la buluşma. (Güzel bu kez onu daha sağlıklı gördüğümü söyleyebilirim. En son buluşmamızda kendini çok kötü hissettiği için gitmesi gerekmişti. Bu kez ben erken gitmek istedim ama ayaklarım yüzünden.)
*Ayaklarım şişti pof ya şimdi güzel değiller artık. =( (Yazın converse falan giyemiyorum çünkü ayaklarım inanılmaz derecede yanıyor. O yüzden birkaç yazdır hep babet giyiyordum. Şimdi aşırı derecede şişti. Yürümek çok acı verici olduğundan eve dönmeye karar verdim. Babetlerimi çıkardığımda ciddi anlamda şişmiş olduğunu gördüm. Muhtemelen şişlikleri geçtiğinde ayaklarım pek güzel görünmeyecekler):
*Bu beni bir hafta eve bağlar sanırım.
*Yarın ramazanın ilk günü. Tekrar uyanmamak için annem uyanana kadar film izledim. (Uyuyup uyandığımda yemek yiyesim kalmıyor çünkü. Onun için bütün ramazan boyunca 3-4e kadar buralardayım)
11 Ağustos 2010 Çarşamba
*Bütünüyle film izleyerek geçirilen bir gün. (Ramazanın ilk günü insan pek de rahat geçiremiyor.)
*Nadiren yerimden kalkıyorum. Hem ayaklarım hem de midem izin vermiyor. (Evet bastığımda canım çok acıyor. Hala düzeltmeye çalışıyorum)
*Sonunda o sette çekilmiş birkaç fotoğrafım elimde. (Sema sonunda benim birkaç resmimi gönderdi ama asıl istediğim kelebekli resimlerim hala ortada yok keşke olsalar. Umarım silmemiştir.)
*Undying oynamaya başladım. (Korkutucu başladığını söylemeliyim. Birkaç dakika içinde kapattım çünkü.)
*Gece 3-4’e kadar uyanık kalıyorum ve kimse bana neden uyanıksın demiyor. (Bunu seviyorum)
*Anneannemin pencereyi kapı sanması, karanlıkta üzerimde lamba düğmesi araması günün en ilginç anı. (Hihihi ama cidden çok komik. Üzerimde düğme arıyor bak konuşuyorum diyorum ki ne arıyorsun :D ışığı açcam düğmeyi arıyorum diyor. Düğme benim üzerimde mi dedim kalktım açtım ışığı.:D)
12 Ağustos 2010 Perşembe
*Resident Evil üçlemesini bitirdim iftara kadar. (Kardeşimle birlikte izlenince hiç korkunç olmuyor. Çünkü kendisi bu tarz filmleri izlerken genelde küfreder ya da bağırır falan. O zaman o korkunç atmosfer dağılıyor.)
*Undying’i çığlık çığlığa oynamak yerine kardeşime oynatmaya başladım. (Sabah sabah işte oynamaya başladım. Karşıma canavar çıktı nasıl çığlık çığlığa bağırmaya başladım ve tabi doğal olarak böyle olunca öldüremiyorum kimseyi XD. Kardeşim geldi elimden aldı. Ayrıca ben hala Mouse+klavye ile oynanan oyunlara alışamadım onun için zor geliyor bana.)
*Evde yemek yemenin bile sorun olmaya başlaması ne kadar kötü. (Olayı anlatayım. Şimdi evde misafirler de var halamın kızı ve onun iki kızı. Her neyse iftar zamanı, doğal olarak oruç tutan herkes bir an önce yemek yemek yada su içmek ister. Bu herkesin hakkı. Şimdi masada yer olmadığı için misafir varken kardeşim ve ben içeride masada yiyoruz. Doğal olarak yemeğimizi alıp içeri gitmemiz ve yememiz gerekiyor. Normalde onlar işte herkes yemeğini alana kadar bekleyip ondan sonra giriyorum mutfağa ve yemek alıyorum. Bu sefer de aynı şeyi yapıyordum. Ama çok sevgili(!) ablam ben yemek koyarken başkalarına yemek koymaya çalışıyor. Hani insan iki dakika bekler. Ben koyayım ve gideyim. Zaten bir taban yemek yemişler bir dur yani! Tabi böyle sinirlenince ben tepsiye koyduğum tabak yere düştü. Doğal olarak daha çok sinirlendim benim etrafımda salak salak dönüp durduğu için. Haksız mıyım? Onlar acıktıysa biz de oruç tuttuk biz de acıktık yani aramızdaki fark nedir? Hiçbir şey!!! Hani siz oruç tutmadınız sonra yiyin deseler o bile bir haksızlıktır. Her neyse ben bunun sonucu olarak bir daha aynı şey olursa evde yemek yemeyeceğimi belirttim.)
*Mustafa’yla kavga ettim. (Şimdi neden kavga ettiğimizi hatırlamıyorum.)
*Kalbim kırık. (Hem Mustafa’dan hem de evden böyle bir muamele görmüş olmaktan dolayı. İnsan bir tarafın hep düzgün kalmasını istiyor. Benim ailemle ilişkilerim hep çatışma halinde olacak ama Mustafa’yla anlaşabildiğimi biliyorum. Bazı zamanlar dışında diyelim. Ve o zamanlar evde de şiddetli çatışmalar olduğunda benim için ekstra kötü oluyor.)
*Başım ağrıyor, ateşim çıktı.
*Sanırım üzüntümü fiziksel olarak da yaşamaya başlamış bulunuyorum. (Hepsi psikolojik aslında.)
*Second Life’ta gezinmek çok can sıkıcı görünüyor. (Dans etmekten bile sıkıldım bugün.)
13 Ağustos 2010 Cuma
*Film izlemeye bile dayanamıyorum.
*Özellikle de içinde Şafak Sezer’in bulunduğu filmleri. (Kardeşim indirmemiş olsa Kolpaçino ve Kutsal Damacana 2:İtmen’i hayatta izlemeyeceğimi belirtmek istiyorum. Bu kadar rezil iki film olamaz yani eşit seviyede olduğu filmler biliyorum. Bunlar böyle hep birlikte sinemamızın rezillikleri ki ben bunlara sinema bile diyemiyorum bu apayrı bir iğrençlik.)
*13.Cuma XD.
*Seven Pounds. Söylenecek kaç kelime var bunun üzerine. (Filmin ne olduğunu anladığım son 20 dakikada sürekli ağladım. Bu konuda da blog yazacağım bekleyin lütfen.)
*Daha dün düşündüğüm bir şey: evde deniz anası beslemek ne kadar garip ve güzel olurdu?
Bugün izlediğim filmde adam evine denizanası besliyordu ve bu denizanasını özel bir amaç için besleniyordu o evde. (Dün düşündüğünüz bir şeyin gerçek hayatta nasıl görüneceğini hemen ertesi gün görmüş olmak çok heyecan verici bence.)
*Sevdiğin insanın gözlerini bir başkasında görmek. (Kadının yaşadığı o garip acıyı hissettim sanki. Bu benim bahsettiğim şeyi yaşamış olmamla alakalı değil yaşamadım yaşatmasın da Allah, insan ister istemez kendini böyle bir durum içinde düşünüp de ağlayabiliyor.)
14 Ağustos 2010 Cumartesi
*Sanırım bugün pek iyi değilim.
*Sevmediğim bir insanın benimle aynı okul aynı bölümde okuyacak olmasını hoş karşılamam doğal olarak beklenemez. Ama buna aptalca karşılık veren çok sevdiğim dostlarım bile var. Bir kez olsun bana saçma sapan kızmak için bahaneler üretmeyi durduramaz mısın? Hayatında gerçekten ama gerçekten hiç sevmediğin ve asla görmek istemeyeceğin insanlar yok mu? Onlarla aynı okulda aynı bölümde hatta ben aynı sınıfta olmayacağım ama aynı sınıfta olduğunu düşün. Ne hissedecektin? Eminim ki ilgilenmiyormuş, seni enterese etmiyormuş havasında aslında içinden küfürler edeceksin. Ben de onu dışımdan yapıyorum bununla ilgili bir sorun var mı?? (Ben şimdiden haber vermiş olayım sonra neden böyle oldu demesinler, o çocuk bana benim 2 senedir okuduğum ve 3.seneme başlayacağım okulda bana bulaşmasa iyi olacak. Her ne şekilde olursa olsun, hakkımda söyleyebileceği bir söz, bana atabileceği bir laf, bir bakış nefretimi uyandırmaya yeterli olacaktır ve o zaman sakin olacağıma söz vermiyorum)
*Yalnızca gelll demesi bile beni kırmış durumda. Bilmiyorum her gün görüşmüyoruz ve ben acaba gelsem mi diyorsam kesin bir şey düşünmüş ve öyle söylemişimdir. Tabi onun buna cevabı Tuğba ben nereden bilebilirim ki? Ve benim bunun için söyleyebileceğim tek şey benim gelişimin artık alelade göründüğü için böyle konuşmuş olduğunu söylemek. (Yorumsuz bıraktım çok konuştuk biz bunu o gece sanırım.)
*Bilgisayarımın bağlı olduğu ayaklarımın altında duran prize bir leğen suyu döktüm. (Beni bu kadar dalgın yaptığında başıma gelen şey bu oluyor hep. Ama elektrik çarpmadı merak etme zamanında kalktım:D)
*Daha iki gün önce bir daha böyle bir şeyle karşılaşırsam kesinlikle evde yemek yemeyeceğime yemin etmiştim. Şimdi bunu tutmam gerekiyor sanırım. (Babam gelip bana: Yemeğinizi erkenden alın sonra ortalığı karıştırıyorsunuz dedi. Ben de ortalığı karıştırıyorsak o zaman yemeyelim diye ağlamaya başladım. Ağlıyor olmamın bile adamı kızdırıyor olması ne garip. Ben sinirlendiğimde konuşmam babam hala bunu öğrenememiş ve hala bana neden ağladığımı sorup duruyordu. Cevap vermedim.)
*Ve kusura bakmayın kısa süre sonra yarı yolda bırakacağım için. (Daha fazlasını da içebilirdim. Ama yalnızca sakinleşmek istedim.)
*Ben bunu hak ediyor muyum gerçekten? Birisi bana söyleyebilir mi?
*Yemişim türk sinemasının intiharı hafife alan bu davranışlarını. Dün izlediğim İspanyol yönetmenin filmindeki intihar olgusuyla bugün izlediğim bir türk yönetmenin intihar olgusu arasında uçurum kadar fark var ve intiharı hafife alan salaklardan nefret ediyorum.
*Artık kolyemi boynuma takamıyorum, derine doğru giden yaralar açıyor boynumda. Ben de koluma bileklik yaptım. (Sanırım boynumda birkaç yerinden bağlanmış bir kolye görmemek artık daha güzel bir görüntü olacak. Ama anlamıyorum neden yara yapıyor)

15 Ağustos 2010 Pazar
*Bütün günü yatarak geçirmek istemek ve buna biraz olsun vakıf olmak.
*Millet havuzda bi de bana nispet yapıyor. (:P Havuz güzelleri :P)
*Undying insanın sinirlerini bozan bir oyun. (Benimkileri bozdu.)
*Muhsin Bey’i tekrar izledim ve Türkiye’nin en iyi filmi olduğunu hala düşünmüyorum ama çok iyi bir film olduğunu düşünüyorum. (Benim için daha iyi filmler var ve aslına bakarsanız filmi bir de hafife almamın nedeni Sami hocanın bu filmden replikleri sürekli kullanıyor oluşu. Bu beni rahatsız etti sanırım. O fikirler o adamın fikirleri. Tamam bu fikirlere katılabilirsin ben de katılıyorum çünkü. Ama sürekli bu cümlelerle dolaşmak, sürekli söylemek bunu anlamsız buluyorum.)
*Cemal Hünal’ın neresi yakışıklı allah aşkına ya XD tipsizin teki. (Bir haberde yakışıklı oyuncu diye okudum da çok sinirlendim. Tamam ben güzelim demedim zaten ama güzel olmamam başkalarının güzel ya da yakışıklı olup olmadığını eleştirmeyeceğim anlamına gelmiyor)
*Gece gece tarhana yapmaya çalışmak ve tam olarak kurumadığı için başarısız olmak. (Biz tarhana yapmaya çalışırken kedinin de pencereye konan kelebeği düşürüp yemeğe çalışma girişimleri.)



İkinci yarısında görüşmek üzere(: Mutlu Dünyalar...

0 yorum:

Yorum Gönder