21 Eylül 2010 Salı

Melankolik Eylül Üçlemesi 2

Çok mu uzadı bu çeyrek nedir. Gözüm korktu. Bu 10 günde baya iyimişim. Ama gülsem bile insanların yüzüne içten ne kadar az güldüğümü farkettim. Hatta bunu yazarken her harfin üzerinde o kadar çocukça duruyorum ki. Keyifli okumalar.

11 Eylül 2010 Cumartesi
*Cansu’nun doğum gününü kutlamak için (geçmiş doğum gününü ) kardeşimi ve onu Maltepe’de uğur böcüüü pasta yapan bir pastahaneye götürdüm. İki tane uğur böcüü kalmıştı .İkisi de çok beğendi. (Tabi uğur böcüü dışında bir şey yemek istemediğimden kardeşiminkinden yedim azıcık hihihi.)
*Bütün gün Maltepe’deydik. Pasta ve limonatadan sonra sahile Burger’a gittik yemek yemeğe. Yürürken arkamızda iki çocuk ördek sesi çıkarıyorlardı. Ve hani çok rahatsız edici olduklarından bir süre bizimkileri yol kenarına çekip uzaklaştıklarından sonra yürümeye devam ettik. Burger’da otururken kardeşime telefon geldi, ablana baktıkları için ikisini de yakaladık napalım? Hönk!!! (Kardeşimini çalıştığı sistem, kardeşime bile koruma sağlıyor.) Steakhouseburger yemeyi özlemişim vallahi. Tabi hepsini yiyemedim. Neyse biz gayet eğlendik sanırım orada otururken. Tabi Cansu en sonunda kola içerken kardeşim onu güldürdüğü için bütün masayı kola yaptı :D :D (Çok eğlenceli ama XD)
*Bir çift gördüm. İkisi de pembe t-shirt giymişlerdi. Ya birbirlerine kıyafetlerine kadar bağlılar ya da aynı yerde çalışıyorlar. (okul olmadığı için okul forması diyemeyeceğim)
*Burgerdan sonra biraz sahilde dolaşmaya gittik, çingeneler kardeşime çiçek satmaya çalıştılar, ne yazık ki o sıralarda bütün parasına el koymuştum. (İyi ki el koymuşum çünkü kardeşim dayanamaz onların söylediklerine. Kadın arkamızdan beddua etti.)
*Kardeşimin okuldan bir arkadaşı da Maltepe’de oturuyormuş cafede. Onun yanına gittik. Kardeşim onu benim setime yardım etmeye göndereceği için şimdiden tanışmakta fayda var tabi. (Böyle bir iş gücüne ihtiyacım var. )
*Gittiğimiz hiçbir yerde çok uzun süre oturmadık. Niye? Takip ediliyormuşuz. Niye? Çünkü kardeşim bir sistem çalışanıymış kendini ve yanındakileri korumalılarmış bıdı bıdı.
*Sonra dondurma yemeğe gittik. Dondurma yemek güzeldir. (Çilekli dondurmada gerçek çilek tadını duymak tarif edilemez.)
*Ayakkabı ayağımı vurdu. Artık daha fazla yürüyemeyeceğimize ve yorulduğumuza kanaat getirip evimize döndük. Ben şişmiş bir şeyler görmeye dayanamadığım için patlattım, deriyi kestiğimde içeriden bir tane daha şişlik oluşmuş olduğunu gördüm ama canım o kadar yanıyordu ki ona dokunamadım.
*… (Anlamsız değil daha fazla görebilirsiniz bundan)
*Bir ara bardağımdaki limonatadan bile iğrendim ve pencereden aşağı döktüm. Görmek istemedim.
*Tanıdığım ama konuşmadığım insanlarla konuşmaya başladım. Üstelik ilki de gayet korkulacak bir şey olmadığını gösterdi. Haha çok sevimli bir gece oldu bence. Üstelik Uçan Melekler’de iki ya da üç gün aslında birlikte çalışmışız. Kader diye ben buna derim işte.
*Yarın Referandum var, onun için bugün ilaçlarımı içmeye başlamadım. Yarın gidip geldikten sonra içeceğim. Ulaşılamaz olabilirim. (iletişim olarak ulaşılmaz yoksa yıldızlara çıkmıyorum)

12 Eylül 2010 Pazar
*Kaderimizin bilgili ve bilgisiz halkın ellerinde olması beni rahatsız etti sabah sabah. Sinirden dişim ağrıyordu. Oy verirken bile somurtuk somurtuk verdim. (Hatta nüfus cüzdanımı unuttum adam bana verirken de size bırakıyorum diye güldüm alırken.)
*Üstelik yağmur yağıyor, çok severim bilirsiniz. Aklıma yağmur altına çekilmiş birkaç fotoğraf karesi geldi, bunun için giyindim ama makinemin pilleri bitmiş. (Üstelik ben dışarı çıkana kadar yağmurda hızını kesmişti. Sanırım başka bir gün şansımı yeniden deneyeceğim.)
*İlaçlarımı içtim. Bakalım kaç dakika dayanabiliyorum uyumamaya. (25 Dakika dayanabiliyormuşum)
*Günün geri kalanında uyudum. Referandum sonucunu kardeşim yarı uyanık yarı uykuluyken verdi bana. Cevap vermedim kıçımı dönüp uyudum. Bu sonuca anca bu karşılık verilirdi.
*…(Anlamsız olmadığını söylemiştim. Ama anlamını açmak istediğimi de düşünmüyorum.)

13 Eylül 2019 Pazartesi
*Valla çok uykuluyum.
*Wilbur Wants To Kill Himself’i izledim. İzlemelisiniz ki özellikle etrafında bir sürü intihar eden insanların olan kişilerin izlemesi daha mantıklı ya da sürekli intihar düşünenlerin. Çünkü intihar ederek çevrelerindeki insanları da zehirliyorlar.
*Clive Barker’ın Kan Kitapları serisini çok severim. Ama o kısa hikayelerin filmlerinin bir tanesi bile hikayenin hakkını veremedi şimdiye kadar. The Midnight Meat Train’de bunlardan biri.
*The Forgotten, içinde Gary Sinise olmasa ikinci kez izleyeceğim bir film değildi.
*Çok uyuşuğum.

14 Eylül 2010 Salı
*Daha az yorgun hissediyorum.
* İki film izledim. The Fall biraz bana dokunmak üzereydi sanırım ama olmadı.
*Erken yattım ve Cuma kesin dişçiye gideceğim.

15 Eylül 2010 Çarşamba
*Gecenin 3-4’ünde uyandım sağa döndüğümde büyük bir karanlık nesne gördüm. Dead Silence filmi yüzünden artık ne görürsem göreyim çığlık atmayacağım için çığlık kısmını geçtim. Ona baktım. Sonra güldüm benim kocaman büyük ayıcığımmış. Burnundan tutarak aşağı attım zavallıyı. Ama korkuttu beni.
*Sabahın köründe kalkıp okula gitmeyi özlemişim.
*Evden çıkarken bir baktım, merdivenlerde kocaman bir ölü kelebek. (Günümün en üzücü olayı. Kedi kaç haftadır o kelebeğin peşindeydi. Çok büyük kahverengi benekli bir kelebekti. Sonunda öldürmüş.)
*Yaralı ayağımın itinayla üzerine basan adamı tebrik ediyorum.
*Kabataş’a gidiyorum. Giderken oturacak yer bulamadım, ayakta denizi seyrederken iki kez dalgalar tarafından ıslatıldım. (Muhtemelen herkes gülmüştür ama ben durduğum yerde durmaya devam ettim.)
*Okula gittim. 15’i ile 24’ü arasında harç yatırma işlemlerinin olduğu yazıyor akademik takvimde. Ama 20 sine kadar 1.sınıflar sonra diğer sınıflar yatırıyorlarmış. Tabi bunu bir dolu dolaştıktan sonra öğrendik. Üstelik okulda hangi akla hizmetse artık iş bankası standını kurmayacakmış bankaya gidip yatıracakmışız.
*Cansu Damla ne zaman gelecek bilmediğim için döndüm durdum diyelim. Kahve Dünyası’na gidecektim ama yalnız başıma gitmek istemediğim için önce Dolmabahçe’ye yürüdüm, sonra Taksim’e yürüdüm. Sonra tekrar Dolmabahçe’ye yürüdüm, o sırada Damla’yı aradım. Allahtan geliyormuş, yakındaymış. Buluştuk. (Tabi tek başıma bu yürüyüşleri ilaçlarımın etkisiyle gayet sarhoş olmuş bir şekilde yaptığım için polislerin dikkatini çektim. Korktum kimlik falan soracaklar, alacaklar falan diye.)
*Yıldız Parkı’ndaki bir yere gittik. Damla nasıl geldiklerini ya da yeri tam olarak hatırlayamadığı için bir ton da orada yürüdük. Sonra Allahtan bir yer bulduk. (Ve sonunda Damla gittikleri yere kadar arabayla gittiklerini hatırladı XD)
*Damla’nın kuzeni geldi, biraz da onunla birlikteydik, oturduk. Hiç birimizde hiçbir şey yapma hali olmadığı bir süre oturduk, sonra da Taksim’e gitmek için otobüse bindik. Ama trafik fenaydı. Çırağan Sarayı’na gelen büyük siyaset adamı kimdi çok merak ettik doğrusu. Ayrıca Taksim’e giriş ve çıkış da feci kalabalıktı.
*Kuzeni bırakıp bir yerde oturduk, adını hatırlamıyorum hiç bakmayın. (Yani yerin adını. Damlanın kuzeninin adını hatırlıyorum XD)
*Mustafa’yla 4 senede okulu bitirmem gerektiğini konuşuyorduk. Ama benim aklıma hoca Bebek filmini izlerken söyledikleri geldi. Büyü artık demişti. Ben düşünüyorum ki Duygu Hoca benim büyüdüğümü görene kadar filmim çok güzel de olsa beni sınıfta bırakacak. (Yani haklı da bırakmakta. Ama göreceğiz artık bırakır mı bırakmaz mı? Bu benim düşüncemdi.)
*Eve dönmek için metroya yürürken, Damla dondurma ısmarladı. Gerçek ÇİLEK TADI var! (Gerçek çilek tadı duyunca deli gibi sevinen ben.)
*Şarap içmek istiyorum. (D. ile Burgaz Ada’ya gidene kadar denemeyeceğim.)
*Okul başlıyor ya, gene telefonda not tutma olayına geri döndüm. (Notların arasında bir not var şu anda bana anlamsız geliyor, KORKUNÇ AY SAVAŞÇISI yazmışım ama neden bilmiyorum.)
*Dönerken canım simit istemişti, metrobüsten indiğimde gittim aldım! Oleyy!!
*Markete uğrayayım demiştim, annemlerle karşılaştım.
*Günün şarkısı kesinlikle We Were Lovers!!
*Baş ağrısından ölüyorum.
*Multitap dinliyordum. "benim adım komik, beğenmezsem başkasını yazarım ona" derken adının komik olduğunu(Valla öyle diyor bak), şarkıyı beğenmezse sevgilisi için yeni bir tane yazabileceğini söylüyor. Bunu bir ara sormuştun. Şimdi onu dinlerken aklıma geldi paylaşayım dedim. Böyle mantıklı oldu çünkü.
*İlaçlarıma direnmeye çalışmak! 55 dakika!

16 Eylül 2010 Perşembe
*Dün akşam ben uyurken kardeşim masasında ders çalışıyordu, sabah uyandığımda gene masada aynı pozisyonda ders çalışıyordu. Etraf karanlık değil, aydınlıktı sadece. Kardeşime söylediğim tek şey: “Ertesi gün oldu değil mi?”
*Bilekliğim kolumdan düşmüş yatağın arkasına. (Almak için bir ton uğraştık sabah sabah.)
*Sabah sabah kahvaltıda hiç kimseyle Evet-Hayır tartışması yapamayacağım. Hatta olmuş bitmiş bir şey için hiçbir şekilde tartışma yapmak istemiyorum. Ayrıca benim üzerime neden bu kadar geliyorlar anlamış değilim.
*Ayrıca kardeşimi de abilerin yanına göndermeyeceğim.
*Sweet November’ı izledim. (Bugün izlediğim ikinci filmdi. Ayrıca şunu belirteyim izlediğim her filmi şunu izledim bunu izledim diye yazmıyorum. Kısaca günlüğümden ne izlemişim ya da kaç tane film izlemişim tespitte bulunmayın.) Bu filmi çocukken izlemiştim. Hala daha birisi filmi söylese filmin sonu canlanıyordu gözümün önünde. İşte bana beğenmediklerini söylediklerinde tekrar izlerim demiştim. Tekrar izledim. Tamam filmi göklere çıkarmaya gerek yok. Keanu Reeves’in o donuk ifadeleri belki aşık bir adamı oynadığını düşündürtmüyor size. (bence farklı bir hayattan yeni bir hayata sıçramış birinin aşkla şaşkına dönmüş ifadesini veriyor) Filmin son zamanları o son 20 dakikalık kısmı seyirciyle duygusal bağ kuruyor. Nelson’ın o hiçbir işe yaramayacak dönüp durmaları, çaresizliği. Özellikle hediye kısmında baloncuklara bayıldım. Çünkü ben de o baloncukların manyağıyım.
*Ve intiharla ilgili bir yazı yazmak farz oldu! Bunu fazlasıyla yapmış ve hala daha içinde yaşatan birisi olarak.
*Wild Wild West… Will Smith kesinlikle favorim!. Ve Selma Hayek’i hala güzel bulamıyorum. Sanırım bende bir sorun var. İtici geliyor bana.
*Erken yat, erken kalkacağım yarın.

17 Eylül 2010 Cuma
*Bugün sabah dişçideydim. Dişim ağrıyor haftalardır sonunda gitmeye karar verdim. Çekmedi. İlaçları kullan şu anda çekemem dedi. Ve ön dişime de dolgu yapacakmış. Sevindim umarım ki çok saçma durmaz zaten çok kötü görünüyor daha kötüsüne dayanamam kanımca. Her neyse pazartesi tekrar gideceğim doktora.
*Yeni filmler indiriyorum ve indirdiğim bütün filmler bitmeden filmleri izlemeye başlamam ben. Bu yüzden Californication’ın 2.sezonunu bitirdim. Hank ve Karen’ın anlaştıklarını görmek beni sevindiriyor, sanırım bu diziyi çok içselleştirmişim.
*İnsan niye sürekli siyah giyindiği halde siyah kolye alır ki yani sonuçta kolyeyi takıp takmadığım bile belli olmayacak üzerimde. (Bu yüzden ilerleyen günlerde daha renkli giyindiğimi söylemem gerek.)
*Hazır bu kadar ucuz bulmuşken Çiğdem’e de bir tane kolye aldım. Ok daha pahalı olsaydı gene alacaktım. Çünkü onun unuttuğu bir şeyleri ben bu kadar kızgın olmama rağmen hatırlayabiliyorum.
*Bu aralar sabırsızım sanırım.
*Erken yattım, yarın sabah Çiğdem’le iş görüşmesine gideceğim.

18 Eylül 2010 Cumartesi
*Sabahın köründe annem beni uyandırmadan uyanmış sonra tekrar uyumuştum. Ve rüyamda (rüya denemeyecek kadar gerilimliydi) tarih yarışmasına katılıyorduk ama bir sürü şey oluyordu. Ve sabah annem beni çağırdığında anneme senin yüzünden yarışmayı kazanamadık dedim.
*İş görüşmelerinin bu kadar kısa sürdüğünü bilmiyordum.
*Bana ehliyet vermezler diye depresyona girmekteyim. (Bunu daha araştırmadım. Yazıyı bitirince araştıracağım.)
*Sabah sabah aklıma takılan bir olay var: Gazetede Kenan Evren’le ilgili suç duyurularının işleme alındığını okudum. Bence göstermelik bir şeyler var ortada. Sonuçta kimse kusura bakmasın ama milyon tane suç duyurusu çıkacaktır ortaya. Hepsinin araştırılması, savcı tarafından incelenmesi falan. Adam o suç dosyası oluşturulana kadar yaşar mı ki?
*Bugün ilacımın yarattığı uykuya 2 saat direndim. Ve yalnızca 3 saat uyudum.
*Bugün saçlarımı çok sevdim.
*Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’i izledim. İzleyecek bir sürü şey var ama bu da çocukluğumuzun klasiklerinden olduğu düşünülürse izlenmesi gerekiyor. Ama Barbie’leri attım çöpe vallahi.
*Bugün Dr. Dolittle indirdim ve filmi daha önce çocukken izledim hatırlıyorum yani. Aklıma şey gelmişti, insanlar hayvanların çiftleşmelerini izliyorlar ya bence bu durum etik değil. Yani şimdi insan ırkı hayvan gibi bir şey olsaydı ve bizden üstün bir ırk olsaydı dünyada yaşayan onlar bizi izleselerdi hoşlarına gider miydi? Saçma ama aklıma takıldı işte.

19 Eylül 2010 Pazar
*Uzun zamandır (tam olarak sanırım Mustafa gittiğinden beri) kiraz çiçeği kokulu parfümüme elimi sürmemişim. Bugün kullanayım dedim, kokusuna tekrar hayran kaldım. (Teşekkürler tekrar.)
*Kitap almak için dışarı çıktık. Artık kitapçımı değiştirmeliyim. Çünkü aradığım hiçbir kitabı bulamıyorum. Sanırım artık ben de internetten alacağım kitaplarımı.
*Migros’a kadar gidip kupa aldık. Üzerine logo bastırmak için sade renkli bir şey arıyorduk, kırmızı kırmızı çok şirin kupalarımız oldu.
*Yemek yedik! Akıllanmıyor benim kafam ama bu sondu! Bir daha fast-food yemeyeceğim, tam iki ay! Bakalım ne olacak. Ve buraya yazdığıma göre kesin tutacağım bu sözümü.
*Yeşil elma kokulu aseton. Hala yeşil elma kokulu duş jeli bulamadım.
*İzlemekte olduğum filmde uçurtma uçurmak önemlidir. Herkesin bir kere mutlaka yapması gerekir dedi büyükannesi çocuğa. Şimdi bu durumda kim benimle uçurtma uçurmaya gelecek? (Biri benimle bu zevki paylaşmalı.)
*Bugün Sabah gazetesinin sitesinde bir haber gördüm. Millet olarak ne kadar boş şeylerle uğraştığımızın kanıtıdır bu. Haberde yıllar yıllar önce çekilmiş Fatmagül’ün Suçu Ne? Filminde Fatmagül’ü oynayan Hülya Avşar’a tecavüz sahnesi ile yeni bir yapım olan aynı adlı dizide Fatmagül’ü oynayan Beren Saat’e tecavüz sahnesini kare kare karşılaştırmışlar. Yuh artık diyor ve gidiyorum!
*Hakikaten de Mükemmel(!) Bir Gün!
*Konuşasım geldi/ Konuşasım gitti…
*Tatlı tatlı rüyalar görelim diye/ Karanlığı dolaba kilitle…

20 Eylül 2010 Pazartesi
*Sabahın 6.45’inde harç yatırmak için evden çıktık. Kadıköy’den vapura doğru yürürken meydan müthiş bir kalabalıkla dolu. Neden? Çünkü sis nedeniyle vapurlar çalışmıyor. Doğal olarak otobüse binmek zorunda kaldık. Önce bankaya uğradık. Okulda yatacağını öğrendik. Okula gittik. Muazzam bir sıra oluşmuştu sabah daha 9.
*Bekledik, bekledik ve bekledik. Sistem arızalıymış kimsenin işlemi yapılamadı. Elimize sıra numaramızın yazılı olduğu bir kağıt tutuşturarak bizi şubeye gönderdiler.
*Şubede en arkadakiler ve hatta yolda şubeye yatacağını öğrenmiş olanlar sırada bekleyenlerden önce işlemlerini yaptılar ve buna tepki gösteren bir bey hem güvenlikle hem de şube müdürüyle tartıştı. Ve sonunda elimizdeki sıralara göre bir düzenleme yapıldı.
*Bankada işlemi hallettikten sonra koşa koşa uzaklaştık.
*Ben harcımı yatırırken, arka sıralardaki insanlar bu adamla dalga geçiyorlardı. Her ne kadar onun çıkardığı gürültüye ben de katlanamasam da bir düzen oluşturulması ancak ses yükseltmeyle sağlanabilirdi.
*Birisi bana söyleyebilir mi: Otobüslerde, vapurlarda, metrobüste konuşan kadın kim ya! Gittikçe merakım artıyor.
*Kabataş’tan Beşiktaş’a kadar yürüdük.
*Vapurda portakal suyu keyfi yaptım.
*Eve 10 dakika uğrayıp ders seçme işlemlerini yaptım ve şansıma bir adet seçmeli ders aldım: Fotoğraf okumak.
*Sonra hastaneye gittik. Diş taşı temizliği, diş çektirme ve dolgu. Hepsini bugün yaptırdım işte. Ön dişimdeki leke kısmi olarak gitti. Hepsi temizlenmiyormuş çünkü dişin tamamı lekeliymiş.
*Annemlerin dişçiden çıktıktan sonra hakkımda yaptıkları yorum: Hiç dişi çekilmiş birine benzemiyorsun. Evet tabi. Dişim kanıyor ama umursamıyorum, burnuma kadar uyuşturuldum ama hala konuşmaya devam ediyorum. Çünkü evet daha güzel bir görüntüye sahip oldum. Ve uzun zamandır beni rahatsız eder bir şeyden kısmi olarak kurtuldum. Nasıl dişim çekildiği için ağzımı kapatayım. Ayrıca dişim çekilirken gülüyordum.
*Pazara gittik. Pazardan alışveriş yapmayı seven biri olarak babamın bu ay verdiği son para olan parayı harcadım. Pişman değilim. Cici şeyler aldım. Ama aldığım pantolon bana olmadı!
*Eve geri dönüş. Tam 12 saat sonra.
*Gel pisi pisi, pisi pisi/ Korkak pisi! (Bana bakıp dururken gel pisi deyince kaçan kedi için.)
*Ders seçimlerini tamamladım.
*Pazardan çok şirin uğur böcüklü bileklik aldım. Aklıma Barcelona’daki uğur böcüklü pastalar, sonra da ben o pastayı yemeye çalışırken Mustafa’nın bakışları geldi.
*Tuluğ, gidiyor bu hafta Sakarya’ya. İnan içim elvermiyor artık başka şehirde olmasına. Belki aramızda kan bağı yok ama hep gözümün önünde olmasını isterdim. Umarım kendine dikkat eder.
*Akşam film bile izleyemedim. O kadar yorgunluktan sonra çok uykum geldi. Gözlerim kapanıyordu, gittim yattım.
*Dilimi bu dolguya dokundura dokundura sonunda çıkartacağımdan korkuyorum.
*Tamam GİTTİM.


Ayın son çeyreğinde görüşmek üzere: Mutlu Dünyalar.

0 yorum:

Yorum Gönder