15 Ekim 2010 Cuma

Kendi Kendime Kendimle Konuşmalar

Sadece Senin Olmak İsterim Bu Dünyada

Birinin olmak istemiyorum, yazının ortalarına doğru neden böyle başladığımı anlayacaksınız.
Bugün yazıyorum ama bakmayın, bir haftadır bir şeyler yazmam gerektiğini düşünüyorum. İki gün önce kendim için hiçbir şey yapmadığımı fark ettim. Senaryo yazmaya çalışmak okul hayatını kurtarmak için benim için yapılacak şeylerden birisi değil.

Ben günlerimi nasıl geçirdiğimden çok arkadaşlarımla, arkadaştan yakınlarımla ve dostlarımla neler yaşadığımızı anlatmak istedim. O kadar saçma sapan anılarımız oldu ki, artık bunları paylaşmalıyım.

Daha önceki yazıma ekleyecektim ama unuttum, Zeytinburnu tres istasyonunda akbil gişeleri değişmediği için dokunmatik akbilimi kullanamadım! Bunun için İETT 'ye mi İBB'ye mi seslenmeliyim bilmiyorum, madem bir şeyi değiştirdiniz her şeyi değiştirin lütfen!

Salı günü, Cansu Damla ile buluşmak için yırtınıp durduk. Sonunda buluşabildik. Neyse ondan önce de günümün gayet seksi geçtiğini söylemeliyim, malumunuz ben arada sırada gayet seksi görünebilen bir hatunum. Neyse günün en ilginç ayrıntısını seçiyorum sizin için: Damla Maltepe’ye gelmişti beni görmeye. Birlikte yürüyoruz caminin yanındaki yoldan sahile doğru. Tabi siz hiç Maltepe’ye geldiniz mi? Bir kedi miyavlaması işittim yolun sol tarafında da bir siyah kedi oturuyor. Damla’ya kurduğum cümle: “ Bak kedi ne güzel miyavlıyor” iki saniye geçmedi: “Ama ağzı oynamıyor ki” Yolun sağ tarafında bir sokak satıcısı miyavlayan ve yürüyen kedi satıyor. Ses ondan geliyormuş. Maltepe’nin göbeğinde biraz fazlaca öldük gülmekten. D ile de buluştum ama onunla ilgili anılarımı kendime saklıyorum artık. Bir de Cihan aradı (hani güzel gözlü set arkadaşım) kendisini başka biri sanınca baya bir güldüm, umarım artık babasının telefonuna attığım mesajlardan sıkılmış ve beni düzenli aramaya karar vermiştir.

Çarşamba günü Cansu’larla buluştum. Üçünün hediyesi olarak bir beyaz gülüm oldu. Teşekkür ediyorum, aldığım en anlamlı güldü benim için. Karga’da(ki ne garip bir zaman rastlantısıdır bu anlatınca baya garip oldum) onlar içti ben yeşil çay içtim, neden mi çünkü riske girmek istemedim, ilaçlarımı bıraktım ama üzerinden 24 saat bile geçmedi. Sağlıklı yaşıyoruz. Cansu’lar gitti Umut’la yemek yedim. Kadıköy’de birlikte dolaştık, benden sıkıldı mı bilmiyorum, sormak da istemedim utandım. Sonra Şiva geldi, birlikte Karin’e gittik. Çok şirin bir garson ile birlikte benim ayrılık hikayemi dinledi Şiva. Özlemişim, harbiden özlemişim!. Onunlayken ilacın bir önemi kalmadı! İçtim! Ama ilaçlarla birlikte içince ne oluyormuş söyleyebilirim artık, dünyayı göremiyorsunuz arkadaşlar! Sakın böyle ilaçlar kullanıyorsanız içmeyin. Benden söylemesi. Ya da bir tarafına güvenen içsin. Ben bana yapılan sarhoş muamelesinden hoşlanmadım, herkese de ilaç içmiştim açıklaması yapılmıyor. Bir de herkesin I LOVA HAVANA rozetine takmasına takıldım. N’olur artık arkamdan söylenmesin şu cümle.

He bir de bugünün bir anısı sokakta yürürken rıhtıma doğru bir barda üç genç SADECE SENİN OLMAK şarkısını gitarla çalıp söylüyorlardı. Önce yalnızca biri söylüyordu. Duymak istemedim. Hızlı hızlı yürüyordum ki üçü birden gayet yüksek sekle söylemeye başladılar. Kulaklarımı kapattım. Bir süre sonra hem uzaklaştığımdan hem de artık o kadar yüksek söylemediklerinden duymaz oldum açtım kulaklarımı, bir apartman girişinde bizimkilerin gelmesini bekledim. Akşam bununla ilgili Cansu’ya yazdım paylaşayım:

“*sadece senin olmak isterim bu dünyada
*sadece sana ait olmak
*bir de
*hızlı hızlı yürüdüğümde
*daha yüksek sesle söylediler ya
*alay ediyor dünya benimle dedim.
*cidden alay ediyor dedim
*önce kargaya … bu kadar yakınken gidiyorum.
*ardından bu şarkı
*ardından kim bilir hangi densizliği yapacak dünya
*ama
*mutluyum!
*bunu bozamayacak.”
Araları çıkardım, önemsiz sahnelerdi diyelim.

Damla’nın cevabı:
“*bunları kim yazdı
*:D
*şarkı sözü gibi olmuş”

Perşembe günü, okuldaydım, hocanın gelmeyeceğini bilmediğimiz için okula gelmiştim gene pek de geç olmayan bir saatte, bir ton ıslanarak, şemsiye sevmem, özellikle kaçınıyorum bir de şemsiyeden sanırım. Yağmur altında ıslanmak güzel şey. Öğleden sonraya kadar bekledik gelmedi, gitmek en güzeli. Gitmek… Gitmek her anlamda gitmek istedim. Bu sabah kendim için bir şey yapmadığımı fark edip girdiğimi reddettiğim depresyonu bile yok edebilecek güce sahipmişim işte. Özde’ye arkadaş olarak değer verdiğimi çok daha net anladım bugün, karakterini seviyorum! Bir de bana fark ettirdiği bir şey var o senaryoda topun kadının ayağına gelmesi harbiden SailorMoon’da Chibi-usa’nın Pu’sunun Usagi’nin kafasına düştüğü sahneye benziyor. Bu kadar etkiliyor işte beni kendisi.

Banyodaki ışık oyununa o kadar hayran kaldım ki keşke bunu yapay olarak biz de yapmayı başarabilecek olsak ama bu tarz şeyler kendi doğallıklarıyla kalmalı.

Artık şunu biliyorum ki: İnsanlar benden mesaj aldıklarında zıplayan bordo Meksika fasulyeleri oynamıyor bir yerlerinde. Ben arkadaşlarımdan mesaj aldığımda bunun için çok seviniyorum bazen cevap veremesem de. Ama aynı etkiyi artık yarattığımı düşünmüyorum. Saçma saatlerde de olsa (hatırlarsın SBY bana sabahın 5’inde mesaj atmıştı ne kadar kızsam da sevinmiştim mesajı gördüğüme işte) mesaj gelmesine sevinirim. Ama artık benden sabahın kör saatinde ya da gecenin bir vaktinde mesaj aldığı için sevinecek kimse olmadığı görüşündeyim, ve kime haksızlık ediyorum bunu söylerken bilmek istiyorum! Hatta benden mesaj almadığına sevinecek insanlar tanıyorum sanırım.

Cuma günü, bugün işte, senaryo onaylandı bazı eksikleriyle tabi. Bunun hakkında konuşmayacağım zaten benden sonunda bu konuda bir şeyler duyarsınız eminim. Benim için sancılı bir süreçti ama geçti gitti. Bugünü sevdim aslına bakarsanız, saçlarım olduğundan çok daha yüzüme yakışır duruyordu bugün. Boyum biraz uzadığı için (bilmeyenler için söyleyeyim 1.65 imişim) daha da mini hale gelmiş eteğimle yeniyetme japon liseli kızları modunda idim. Tabi bu durumun ben de yarattığı sonuçları bir kişi sevgili taciz mesajlarımla öğrendi. Üzgünüm, biraz fazla sıkılmıştım derste ve uğraşılabilecek en güzel şey sendin! Yağmurun yağışını sevdim, fazla ama usulca. Üstelik arabaların sıçrattığı yağmur suları umurumda bile olmadı.

Yeni bir koku buldum, yanıma oturan yağmurda ıslanmış adamdan gelen yağmurla karışmış parfüm kokusu inanılmaz etkileyiciydi. Ve ben de o gün yağmurdan sonra açan kiraz çiçekleri gibi kokuyordum belirteyim.

Ayakta kitap okuyanları anlamakta güçlük çekiyorum otobüslerde. Yani bir sürü etken var dikkat dağıtıcı; insanlar geçmeye çalışıyorlar, bir yere tutunma sabit kalma çabası var, hareket halindeki bir otobüstesin. Okuduğun şeyi ne kadar algılayabilirsin ki? Tamam ben de okulda sesli ortamlarda kitap okumuş adamım ama insanların seslerine dikkat etmeye başladığım anda kitap okumayı bırakırım. Zaten daha önceki bloğumdan kitap okuma atmosferi yaratmayı sevdiğim gerçeğini biliyorsunuz.

Eskiden olduğu gibi günlüğümü gene defterimde tutmaya başladığımı söylemiş miydim? Ve bu kez başkasına vermeyeceğim bir defter. Çünkü benim yazdıklarımın yanında dostların bana yazdığı cümleler de bu deftere renk katıyorlar.

Bir haftadır bir şey deniyorum arkadaşlarım üzerinde. Sinemacı olan olmayan hepsine aynı hikaye. Anlattığım şeylerde mantık hataları var. Öyle şeyler söylüyorum ki birbirini tutmayan şeyler oluyor. Bir tek kişi bile düzeltmedi, ya da sormadı. Ama senaryolarda mantık hatası bulmaya çalışıyorlar da? Arkadaşlar hayat da bir senaryodur. Neden bu mantık hatalarını sorgulamayı düşünmüyorsunuz?

Bugün kendim için bir şeyler yapmalıydım. Öncelikle bir haftadır izlemediğim bir filmi izlemekle işe başladım sonra da bu blogu yazıyorum. Yazarken de kanıyorum. Gerçek anlamda kanamaktan bahsediyorum içim değil kanayan. Kanıyorum.

Fazlasıyla kişisel biliyorum, ama anlatmak işte, bir haftadır kime neyimi doğru düzgün anlattım ki. Basit cevaplar, kaçamaklar ya da çok büyük sırlar. Bilmiyorum cümlesinden sonra insanların hemen açıklama yaptıklarını fark eder misiniz? Biliyorsun ama bilmiyorum diyorsun, ben de o kadar çok kullanıyordum ki artık açıklama yapacaksam bilmiyorum kullanmamayı öğrendim böylece bir anlamı olacak bilmiyorum demenin benim için. Yoksa aslında bildiğim pek çok şeye bilmiyorum cevabını vererek insanları susturduğumu biliyorum.

Biliyorum, biliyorum ki ben susacağım, susarak konuşmak ne kadar erdemli bir davranıştır.

Gözlerim kapanıyor, ama bu akşam uyumayacağım, öyle ki kendime adadım bu akşamı!

Evet kan kaybediyor olduğum için uykum geliyor

Uykum geliyor

Uykum gel…

Uyku…

U…

Yarın İstanbul Modern’e gitmek istiyordum halbuki.

Gördüğünüz üzere ben mesutken de rahat değilim Sait Faik’in söylediği gibi.

Herkese mutlu dünyalar.








P.S: Adamı uğraştırmayın intihar ettim dedim mi demedim, basit bir kanama dedim! Madem mutluyum madem direniyorum niye intihar edeyim delirtmeyin adamı, aramayın saçma sapan. Dostlar (: (Bipolar tepkileri)

0 yorum:

Yorum Gönder