5 Ekim 2010 Salı

Onun Kitabı, Benim Atmosferim

Kimse bana inanmıyor ama ben hala aynı görüşü savunuyorum: Nasıl bir kitap okursanız okuyun, nasıl filmler izlerseniz izleyin sizin de o filmin atmosferine uygun atmosfere ihtiyacınız var.

Bu nereden çıktı diye sorarsanız dün sevgili sevgilime Kafka okurken sessiz sakin ve loş bir ortama ihtiyaç duyduğum için Feyzi hocanın kapısının önüne oturup okuduğumu söyledim. Zaten çok sinematografik bir duruşla kitap okuduğum için kitabı okurken aynı zamanda bu anı hafızama kazıyordum, çünkü fotoğraf çekecek kimse yok o sırada.

Bilmiyorum benim için hep öyleydi ben Kafka’yı hiç çok aydınlık bir ortamda okuyamadım, çünkü anlamıyordum. Karanlığa yakın loş ışıklarda, sessiz sakin okumayı tercih ettim. Bu Dönüşüm’de de böyleydi, Dava’da da, diğer hikayelerinde de böyle. O atmosfere girmeye ihtiyacınız var yoksa onun ne anlattığını nasıl anlayabilirsiniz ki.

Ya da Hakan Günday’ı eğer 10 sayfa okuyup bırakıp sonra tekrar 10, 10 okumuş olsam bir anlam ifade etmeyecek. Kinyas ve Kayra’sını tek bir günde bitirdim, kitap okumaktan başka nadiren lavaboya ya da yemeğe giderek zaten yalnızca onu okuyarak 3,5 saat harcadım o kadar. Çünkü kitap öyle bir kitap, oturup okuyacaksın, başka bir şeyle ilgilenemezsin.

Her neyse aynı şey film içinde geçerli. Tabi ben çoğunlukla korku filmi izlerken bütün ışıkları açıyorum çünkü geceleri uyumam gerekiyor. Ama özünde her şey aynı eğer o filmi, kitabı anlamak istiyorsan atmosferine uyacaksın. Karanlıksa karanlık, aydınlıksa aydınlık, kendini o atmosferin içine atacaksın, hissedeceksin ve içinde yaşayacak karakter. Yoksa okuduğunu yada izlediğini söylediğin pek çok şeyi boşuna izlemişsindir.

Görüşüme katılmazsınız ayrı mevzu ama ben anlamak için içine girmek gerektiğini düşünenlerdenim, ve belki de bu yüzden fazlasıyla etkilenebiliyorum ve belki de bir gün içine girdiğim atmosferden çıkamam :D
Herkese bol bol atmosferli dünyalar(:

0 yorum:

Yorum Gönder