26 Kasım 2010 Cuma

İçimdeki Deniz Dünya'ya Taştığında...

Çok uykum var diye başlamak istedim ben bu bloğa. Yazmak istiyorum ve çok uykum var, başladığım bugün bitirir miyim bu yazıyı bilmiyorum.

Bayramdan öncesinden itibaren yazacaklarım var benim. Aslında bütün kasım ayını baştan sona koklamak istiyorum hatırlarıyla. Tekrar bir günlük tutmadığıma acıdım. Sanırım Aralıkta tekrar başlıyorum.

12 Kasım filmim geçti! Ve ben bunu yalnızca bir tek kişiyle paylaşmak istedim. Ona da saatlerce ulaşamadım. Bana filmim geçtiğinde kutlama sözü vardı ancak (arada silinmiş kısım) çekimler uzadığı için bu gece bunu gerçekleştiremedik ve bunu duyduğumda sakin olmayı istemedim. (Tekrar silinmiş kısım)
14 Kasım benim için çok özel bir gün oldu :) Hani kendinizi özel hissettiğiniz ve karşınızdakine de özel hissettirdiğinizi hissettiğiniz “özel gün”lerden. Armağan benim için yemek yaptı (: Evet evet benim için yaptı. Üşenmedi, özendi bezendi gayet güzel bir yemek hazırladı. Üstelik filmimin geçmesi nedeniyle de yemekte şarap vardı. Onunla şarap içmek istediğimi söylemiştim ve onunla karşılıklı şarap içmek bile müthiş bir heyecandı benim için. Buzdolabının üzerine yapıştırdığım tavşancığa ilk kez bir not bıraktım. Eve her geldiğimde bir not bırakacak olursam zannederim bu notlar baya kabaracaklar(:
Tabi çok sevgili arkadaşınız bir gün önce lityum içmiş olduğu için 2,5 kadehten sonra baş dönmesi yaşadı falan. Çok akıllıyım değil mi? İçmeden önce hatırlamıyorum ilaç içtiğimi de:D Zannedersem benim çığlıklarım alt komşuya kadar ulaşmıştır. :D:D Haha zaten armi de sevmiyormuş kendisini.

Bütün bayramı son gününe kadar yok sayıyorum. Çok üzücü bir durum yaşandı Allahtan daha da üzücü olmadı.

19 Kasım bayramın son günü Armağan tekrar benimle aynı şehir sınırları içinde. Tuluğ, ben ve Armağan buluştuk. Şiva da olacaktı ancak beklenmedik durumlar sebebiyle gelmedi. Küçük Beyoğlu’nda oturup bira içtik, gayet güzel bir gündü. Armağan’la ilk birlikte çekilmiş fotoğrafıma sahibim. Bir ara Cansu Damla geldi yanımıza, ona da sevindim. Sonra yemek yemeğe gittik ve sonra Armağan’la birlikte Taksim’den Beşiktaş’a kadar yürüdük ve inanır mısınız ben o yolu tek başıma yürüdüğümü hatırlıyorum ama kimsenin benimle bu kadar yolu seve seve yürüdüğünü hatırlamıyorum. Ayaklarım yere basmıyordu tabir-i caizse. Beni teyzemin evine bıraktı ve kapının önünde insanlar olduğu için içeri girene kadar bırakmadı ve şöyle söyleyeyim çok çok bir saniye bile geç çıkmış olsa teyzeme yakalanmış olacaktık :D O kadar dakik bir durumdu. Eve girdiğimde bir köpek karşıladı beni ve direk havlamaya falan başladı, ısırmaya çalıştı falan. Eve gelen kimseye böyle davranmazmış neden böyle davrandı anlayamadılar.

20 Kasım aslında güzel bir gündü diyeyim. Gereksiz yere kendi kendime yarattığım şeyler olmasa daha da güzel olurdu. En nefret ettiğim huyum diyemeyeceğim çünkü meraklı olmazsanız gözlerinizin önündekileri bile göremezsiniz. Benim tek merak ettiğim almak için yılların gerekeceği Mimar Sinan Sinema-tv bölümü diplomasıydı. Daha fazlasını buldum. Açıkça sorabilirdim tabi eğer ben ben olmasaydım. Aslında sormadım da değil ama uygun olmayan bir anda sordum sanırım. Sonra her buluştuğumuzda aslında gerçeğini öğrenme tutkum olsa da soramadım belki kendisi söyler diye. Neyse işte hani benim çok saçma bir psikolojik durumum var. Eğer kafama takmaya devam edersem mide ağrım başlıyor. Ve işte uzun zamandır olmayan bu şey tekrar oldu. Bunu ona söyleyemedim o kadar utandım ki. Dediğim gibi birkaç yıl eksik ya da fazla benim için fark etmiyor ben bunun için sevmedim kimseyi. Ben yalnızca onun ruhunu kendi ruhuma yakın buldum, yakınlaşmaları o kadar zorlamaksızın gelişen bir durum gibi gözümde. Söylesem muhtemelen buysa mide ağrının tek nedeni deyip bana doğrusunu yanlışını anlatırdı ama utandım bir kere, utandım işte. Beni Maltepe’ye kadar götürdü bu yüzden. Evet ona çok zahmet verdim ve içimden hiç “oh iyi oldu” geçmiyor resmen vicdan azabı çekiyorum.

21 Kasım dün ilaç içmiş olduğum için tamamıyla felç olmuş bir şekilde geçti ama bu da güzel oldu diyebilirim, durulmak gerekiyor bazı durumlarda…

22 Kasım sabahın bir köründe kalktım ve inanmayacaksınız ama bu uyanışımın nedeni (silindi)! Oha! Dediğinizi işitiyorum evet bence de oha! (Tabi ki de artık neye oha dediğinizi öğrenemeyeceksiniz) Neyse bu arada bizim kaseti de imzalatıp sevgili(!) ekip arkadaşımla zorunlu işbirliğinden de kurtulmuş oldum (Ha bu konuda yazacağım hiç şüpheniz olmasın). Armağan’ı ikinci kez okulda görüyorum. Üstelik bana ne demişti “Ben okula gelmem”. Bildiğin üzere kıs kıs kıs kıs gülüyorum okulda olduğunu bildiğim bugün. Evet iyi malzeme olduk ya neyse.
Kamerayı alıp Harbiye’ye bırakmaya gittik ve Armi bana iş buldu falan. Sevindim aslında çünkü eylülden beri acaba nasıl kliplerde çalışmaya başlayabilirim diye düşünürken işte oldu insan nasıl sevinmez ki. Neden klip yalnızca merak işte.
Hayatımın en güzel en sıcak çikolatasını içtim. Bugün aldığım bu tadı kesinlikle ama kesinlikle dışarıda içtiğim hiç birşeye değişmem. Mükemmel bir şey. Tabi hazır şeylerden yapılıyor orası öyle ama sıcaklığın aslında Armi’den kaynaklandığını biliyorum.

23 Kasım da Cansu Damla ile buluşacaktım sözde. Bostancı’ya kadar geldim kardeşim beni okuldan al diye aradı. Rahatsızlanmış ve onun için geri döndüm onu okuldan aldım eve bıraktım, Cansu da kendine yeni meşgale bulduğu için görüşemedik içimde kaldı evet. İnsanın kalbi bazı anlarda o kadar heyecanla atıyor ki, özellikle birisi onunla konuştuğunuz için kendisini daha iyi hissettiğini söyleyebilecek cesarete sahipse mideniz de kelebeklenir bu durumda. Kısaca aslında benim bütün iç organlarım ayrı telden çalmaya başlıyor. :D

24 Kasım hıhım evet, (Kocaman bir bölüm sildim buradan da)
Bugün yazın çalıştığım filmin galası var, Armağan’la Taksim’de buluştuk. Yemek yedik ve biraz alışveriş yaptık. Bana güzel şirin mi şirin bir etek aldı. Sonra eve gittik. Arada anlatılmaz yaşanır bir kayıp zamana sahibiz bir de (şuanda tekrar sildiğim) bir zaman var. Sonra galaya gitmek için hızlıca hazırlanıp çıktık. Gala konusunda ayrı bir bloga sahip olacağım için bu konuyu atlıyorum.
Bir takım aksilikler olması da güzeldi işte. Death Note kolyemi kaybettiğimi sanıp çok üzüldüm gece gece. Sonra buldum, neremden çıktığını ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Bu arada sevgilim çok hasta ve ne zamandır düzelmedi diyerek de tekrar üzüntümü belirteyim.
Bana göre çok sıcak bir geceydi. Gece uyandım, onun nefes alırken zorluk çektiğini farkettim ki böyle anlarda sevdiğiniz insan için hiçbirşey yapamamak içinizi acıtır. Benimkini acıtıyor.

25 Kasım süper bir kahvaltı. Birinin benim için bu kadar özenmiş olması bir kahvaltı için bile harika bir şey. Sonra eve dönüş tabi. Eve gelip de hiç bir şey yapmayış var bir de.

Fark ettiyseniz bütün günlerin ortak bir noktası var. Hepsi aynı şeye çıkıyor, aklım fikrim hep onda ondan başka bir şey düşünemiyorum bir şey yapamıyorum sanılmasın. Şu anda onu yazmak istedim ve onu yazıyorum, yazacağım bir ton şey var ve bu yazı yalnızca şu son günlerimize bir övgü kalsın istiyorum.


Ben şu anda ince ince yağan güz yağmurlarının altında seni seviyorum haykırışlarıyla uçan bir kelebeğim.

Öyle içimdesin ki
Öyle içimsin işte
Şimdi yalnızca sen ve ben varız
Şimdi yalnızca sevmek var içimizde…


“Nolur bu yazıyı okuduğunda üzülme, geçen sefer bir melankoli sezmiştim yorumlarında. Seni seviyorum ve hakettiğim şeyi aldığıma ve sana hakettiğini vermekte olduğuma inanıyorum. Sen her şeyin en iyisine layıksın sevgilim…”

Mutluluk hep sizinle olsun (:


Sansürlendi...

5 Kasım 2010 Cuma

Uyuyan Canavarı Uyandırmak!

Bu konuda yazacağıma dair bir sözüm var. Hadi bakalım kendisi bu kendisine ithaf edilmiş yazıyı hangi saatte okuyacak.Hangi saatte cevaplayacak (:

Başlıktan da anlaşıldığı üzere ben uyuyan bir canavarı uyandırdım perşembe günü sabahı :D Kendim ettim kendim buldum, cezamı da çektim, mutluyum huzurluyum. Zaten öyle bir gece geçirdim ki aşırı huzurdan ölebilirmişim gibi geldi. Bir saate yakın Stephan King okuyarak bekledim.Sonra uyuyakaldım. Sabah beni aradığı sırada yeni uyanmıştım. O gün onu uyutmadım yani toplasan bir saatcik uyumuştur.

Bana gece çekim yaptıkları ormanda bulduğu bi çiçeği getirmiş. O zaman bilmiyordum adını ama eve gelip baktım çiğdem çiçeğiymiş. Kurusun diye orada bıraktım, çünkü ezilmesini istemiyorum öyle kurumalı. Umarım duruyordur hala.

Hayatımın en huzurlu gecesini, sabahını ve akşam üzerini yaşadım. İçimdeki hisler gittikçe büyüyor biliyorum bu kez o kadar şanslıyım ki.Bir şey istemiyorum yalnızca mutlu etmek ve mutlu olmak istiyorum. Sarıldığım,ona baktığım,konuştuğum, konuşmadığım, teninin tenime dokunduğu her dakika o kadar özel ki...

Neyse duygusal bir yazıdan tekrar uyuyan canavarı uyandırma meselesine dönüyoruz:D Malumunuz dünyada kurtadamlar ve vampirler var:P Ben şahsen vampir olmak istiyordum da bu saatten sonra zor biliyorsunuz, ama o kurt adam olmak arzusnda (: Bu sebeple kendisine biraz da dikkatli davranmak lazım :P Nitekim her an kurtadama dönüşebilir:P Ama dikkatli davramak lazım derken bile güldüğümü düşünürsek herkes anlamıştır ki bu konuda adam olmam ben(: Tehlikeli sularda yüzüp acısını da çekerim, mutluluğunu da yaşarım:P Demeyin ne mutluluğu olur ki bunun diye, ben halimden memnunum:D Muhtemelen o da memnun :D

Ve tekrar söylüyorum, bunu o gün öyle bir anda söylemiştim ki biraz durup gülmesi falan gerekti: Prenslerin prensesleri canavarlardan kurtarmaları gerekiyordu diye biliyorum ben (: Tabi aslında şu durumda canavarı olan prensler de varmış işte(: Hatta kendisi canavar olan prensler diyelim biz buna(:

Bugün bana metrodayken senin gibisini hiç görmedim dedi. Anlamadım aslında bunu ve unutmamak için yazıyorum buraya. Bunun açıklamasını istiyorum ben (: İyi bir şey mi kötü bir şey mi (:

Bu hafta sonu bütün planlar altüst olmuş olsa da haftaya inanıyorum ki bizimle bowlinge gelecektir(:

Tamam tamam :) Bugünlük bu kadar yeter senden bir şey istiyorum ben biliyor musun? Benim için bir yazı yazmanı istiyorum. Gerçekten bunu çok istiyorum. Kendini bana anlattığı görmek istiyorum, şuanda hissettiklerini paylaşmanı falan(: Hani büyük bir edebi yazı değil beklediğim, yalnızca içinden geçenlerin bir tezahürü (:


Herkese mutlu mesut dünyalar ((: Bana da tatlı rüyalar (: