9 Aralık 2010 Perşembe

Hem Anlatılır Hem Yaşanır (Aşk)...

Oturdum yazıyorum işte (:. Aslında bugün eve dönerken ve eve döndüğümde dehşet sinirlenmiştim (anlatacağım tabii ki.) ama msnimi açtığımda bana gelen şey size gelseydi eminim siz de bütün sinirinizi unuturdunuz. Ne mi geldi diyorsanız üzgünüm yazının sonuna kadar beklemek zorundasınız (: Bir de yazının heyecanına kapılıp unutursam olayı… Tamam tamam unutmayacağım işte başlıyoruz (:

1 Aralık 2010 Çarşamba
*Aslında bugünden değil bunun bir gün öncesinden başlamam gerekiyordu sanırım. Armağan ve ben yani her zamanki gibi birlikteyiz gene. Gidiyor olması nedeniyle var olan vakte birbirimizi sığdırmaya çalışıyormuşuz gibi hissediyorum. Geri dönene kadar anca telefon ve resimlerde görüşebileceğimiz düşünülürse bir dokunma, hissetme, kokusunu saklamak isteme gibi bir durum var sanırım benim tarafımda. Dün birlikte bu tarafa geçtik. O Tuzla’ya sınava girmek için gidiyordu, beni de evime kadar getirdi. Tabi eve kadar gelmese de geldi gördü, ben burada yaşıyorum işte. Evim o sokağın sonunda (:
*Grip olmaya başladım dün ve aşırı derecede derimde acı duymaya başlamıştım devam ediyordu bugün. Çok acı verici bir şey. Kendi elinize bile dokunamıyor oluşunuz. Bir sürü ilaç, meyve, sıcak sıcak şeyler, battaniyeye sarılmak. Hasta olmanın en çok bu tarafını sevmiyorum işte. Burnum kapalı ve boğazım şiş ve nefes almak ciddi anlamda güç.
*Bugün Armi’nin sınavı olduğu için görüşemeyecektik tabi. Ben de doğal olarak evimde dinleniyordum. Ne yaptığımı hatırlamıyorum aslına bakarsanız, muhtemelen ya film izledim ya da dizi. Ah evet Californication değil mi?
*Aslında bugüne ya da aslına bakarsanız bu aya ait olmayan bir şey var elimde. Şimdi telefonuma aldığım notların ilkiymiş gördüm ve tekrar mutlu oldum. “Senin gibisini hiç görmedim” demiş bana geçen ay. (: Sevdim işte ben bunu.
*Ahahaha. Aklıma takılmış bu da: Metrobüste laptopunu açmış, çeşitli hesap kitap işlemleri yapan bir takım elbiseli (özellikle vurguluyorum bunu altı da çizili) adamı gördükten sonra düşünmüşüm: Biz de kurgumuzu metrobüste giderken yapabilsek ne güzel olacak.
*Sanırım benim içime Hitler ruhu kaçmış. (Ne için söylediğim sanırım benim yazacağım ya da yöneteceğim distopya görüldükten sonra daha net anlaşılacaktır. Ser verir sır vermez bu yönetmen)
*Armi’nin bana kattığı bir fikir: Metrobüste kendi sandalyemi getirip oturmak. Haha çok eğlenceli olacak!

2 Aralık 2010 Perşembe
*Aslına bakarsanız bugünü özel bir gün olduğu için tamamıyla ayrı tutmak istemiştim. Ama bugün için aldığım notu paylaşmam gerekiyor. Yeni blog adı: Hayata Ara Vermek. Bu blogu Armi gittiği gün tutmaya başlayacağım ve o gelene kadar da yazacağım.
*Aha! İşte sonunda beklenen oldu! Hayatımın en sevdiğim günlerinden birisi de oldu! Çünkü ben bugün üçüncü kez O’na AŞIK OLDUM! (Yani geri kalan günlerde de aşıktım da bu günler diğer günlerden daha özel oldular işte anlayın canım.) Onun beni hayatına, benim onu hayatıma kabul ettiğim günden beri bildiğimi hissettiğim bir şey vardı: Çok özel şeyler yaşanacaktı. Nitekim öyle de oldu. Yani bilmiyorum benim için olay şuydu: Bunu asla aşık olmadığım biriyle yaşayamayacağımı çünkü ne olursa olsun, bana aşık olmadığını hissettiğim bir insana tam anlamıyla güvenip bu özel anımı açmayacağımı biliyordum. Belki başka kızlar için başka durumlar geçerlidir, belki onlar yalnızca yaşadıklarından zevk almaya bakıyorlardır ama işte benim için durum biraz daha farklı. Ben hissettiğim şeyi yaşamayı istiyorum, adım adım her şey yerine oturuyor biliyorsun değil mi? Senin açından da böyle olup olmadığını merak etmekteyim doğrusu. Kısaca bu sana sorulmuş bir soru blogumu okuduğunda cevapla lütfen. (:
*Hatırlayamadığım daha doğrusu tam olarak tarih veremediğim olaylar var, ama hepsi kasımda kaldığı için şimdi kronolojik sırayı bulamıyorum ne yazık ki.
*DenizBank’tan hiç hoşlanmadığımız gün ilan ediyorum bugünü. Halbuki biz aslında sinemaya bile yetişirdik, kendileri bakkal dükkanı işletiyormuş havasında olmasalardı. Ayrıca ben bankacıların insan ilişkilerinin iyi olması gerektiğini sanıyordum. Şöyle güler yüzlü falan. Bu neydi bugün?
*Bugünün şerefine tatlı yemeği hak ettik mi? Ettik! Güzel çilekli pasta bulamadık ama çikolatalı pasta da güzeldir (:
*İnsanın bu kadar huzurlu olması güzel (:
*Kimsenin yüzünden gülücük eksik olmasın olur mu? Özellikle de senin yüzünden.

3 Aralık 2010 Cuma
*N’oluyor yaaaaa! İki kez şimdi de? İki kez! Daha düne kadar bir kez bile değildi! İnsan kendisine şaşırıyor böyle durumlarda ama mükemmel bir şey işte! (Tamam bu günün ilerleyen saatlerinin haberiydi ama birinci sayfadan verdim. :D Şimdi de geçen hafta bugün yaşananlar ve bugün yaşananlara geri dönüyoruz.)
*Geçen hafta Cuma “Dokunuşunu dünyalara değişmeyeceğimi fark ettiğim andır” demişim. Güzel demişim. Tebrik ettim kendimi.
*Hafta sonunda yani geçen hafta oluyor bu, rüyamda Hintli bir adamla evlenmek zorunda olduğumu ve kaçarken Potemkin Zırhlısı’ndaki gibi merdivenlerden düştüğümü gördüm.
*Geçen hafta sonu Cansu’nun annesine Armağan’ı anlattım bol bol. Ya konusu açıldı işte (:
*Geçen hafta Cuma olan bir olayı daha anlatmalıyım şimdi: Atatürkçülük dersinde (evet bu derse böyle hitap etmek hoşuma gidiyor) dersten sıkılıp gözlüklerimi çıkardım ve hocaya baktığımda her şey bulanıktı. Her şey bulanık olunca hoca bir şey anlatırken sanki ciddi anlamda fantastik bir karaktermiş gibi göründü gözüme ve anlattıklarını biraz fazla heyecanla dinledim sanırım.
*Geçen hafta Cuma gene: Her şey birkaç saniyeye bakıyordu geçen hafta. Keşke söylese idim, kalmasını of işte ne diyeceğimi bilemem ki böyle durumlarda. Üzgünüm, bu arada eteğimi yıkadın mı ya?
*Olsun bu hafta geçen haftanın da hesabını görmüş olduk böylece diyerek konuyu gayet ormantik bağlarım sevgilim.
*Bu Cuma: Fındıklı’daki binada bir takım kızlara sinir oldum. Yahu havamda yok, kimseye burnum havada da bakmıyorum, nedir bu kızlardaki bana laf atma tutkusu bir açıklayınız lütfen! (Bu kim ya diyorlardı?)
*Okuduğum kitaba bakıp da dalga geçen ve bir zamanlar sevdiğimi düşündüğüm arkadaşlarım var. Durun bir dakika arkadaş dememem mi gerekiyor artık onlara bilmiyorum? Bu konuda ayrıntılı blog yazılacak ama ne yazık ki bu dönem bittikten sonra yazılması gerekiyor. Bu sıralar okuduğum kitabın adı CUMHURİYET arkadaşlar. Turgut Özakman’ın kitabı. Kardeşimin okulu hediye olarak vermişti ve de okuyorum, çünkü benim fikrimce bu evde 250 kitabı geçmiş bir kitaplığım varsa ve ben onun içinde okunmamış kitap bırakırsam o kitaplık benim olmaz, olamaz ve kitapları atmak gibi bir alışkanlık da edinmedim kendime. Okurum, doğrusuyla yanlışıyla, sevdiğim yeri olur, abartılı bulduğum yeri olur. Ama her kitaptan bir şey öğrenirsiniz.
*Atatürk Fikriye’ye ÇOCUK dedi. Atatürk herkese çocuk diyormuş (:
*Yalnızca bir bakışlık umurumdasınız. ( Fındıklı’dan Beşiktaş’a yürürken cami önünde toplanmış kamera kalabalığı gördüm. Bir bakış attım ve yürümeye devam ettim, etrafında toplanmaya ne gerek var çözemedim)
*Dolmabahçe’nin önünden geçerken içime bir korku düştü bugün: Ya bir gün Dolmabahçe’de yanarsa???

4 Aralık Cumartesi
*Kimsenin evden çıkası mı yok? Naptım ben bugün? Zannedersem Californication’ın 3.sezonu bitti bugün. Ve evet beklediğim gibi bitti. Zavallı Hank…Üzgünüm tamam mı, herkesin başına gelebilirdi bu durum. Kimsenin alnında kaç yaşında olduğu yazmıyor ki =(

5 Aralık Pazar
*Hava birden soğudu.
*Apar topar evden Kadıköy’e gitmek için çıkarılan kız. Arkadaşlarına geç haber veren hatun, biraz dedektifçilik oynar, sonra da arkadaşlarıyla buluşur.
*Midemi sevmiyorum, bazı günler beni zorluyor.
*Kahve Dünyası’nın sıcak çikolatası artık hoşuma gitmiyor, çünkü çok daha iyisini yapıyor Armağan.
*Bowling oynamaya gittik. (Hayatımda ilk kez bowlinge gidiyorum ve bunu Armağan yanımdayken yapıyorum. Normalde bir şeyi ilk kez yapıyorsam bundan çok utanırım. Ama bu kez utanmadığımı hissettim. Tamam sonuncu oldum napalım. Hepimiz Lebowski olamayız değil mi? Ayrıca sonuncu olmama rağmen tırnağı kırılan gene ben oldum.)
*Bugün son kez Burger King’de yedim bak yazdım buraya 1 ay boyunca Burger King yok! Anladınız mı! Beni Burger’ın yanından bile geçirmemelisiniz.
*Bugün babamın doğum günüydü, güzelmiş pasta ya. (:

6 Aralık 2010 Pazartesi
*Fazla sert ama güzel güzel (: Nedir bugün kırmızı günüydü değil mi? Hoş sürpriz (:
*Evet sonunda bana yazdığın yazıyı okudum! Senin hissettiklerini okumak bana ayrı bir haz vermekte bunu söyleyebilirim. Üstelik söz vermişsin ikinci bir yazı daha yazacakmışsın gitmeden hatırlatayım da kaçma benden (:
*Şeyy aslında ben bir şeyi unuttum sanırım. Bugün biz erken mi ayrılmıştık?
*Forum istanbulda balon gösterisi varmış, hani şu köpükten yaptığımız baloncuklar var ya işte onlardan gösteri. Ve ben o baloncukları ne çok severim bilirsiniz. Keşke onlardan yağsa bir gün kar yerine ama inat değil mi bir filmimde kullanmaz mıyım ben yağan baloncukları, romantik bir anın üzerine indirmez miyim?
*Üzgünüm zil çalan adamın maaşıyla ilgili araştırmamda bir sonuca varamadım. Sanırım orkestrada çalan bir arkadaş edineceğim kendime ama bu sorunun cevabını mutlaka bulacağım!

7 Aralık 2010 Salı
*Biraz daha geç gittim sanırım. Aslına bakarsan canım yanıyor bugün… Neden yanıyor dersen gene hassaslaştım işte.
*Gidişin yavaş yavaş içime çökmeye başladı sanırım. Mutluyum ama alttan alta yerleşiyor sensiz geçecek ayların gelmekte olduğu düşüncesi.
*Haha çilekli puding tatlımmmmm! Hiç bu kadar tatlı olmamıştı değil mi (: :P:P:P:P
*Bu kızı takmamayı bir gün öğreneceğim ama şunu söyleyeyim. Benim burada taktığım şey aslında senin davranışındı diyebilirim. Verdiğin öncelikti benim taktığım şey.
*Üzgünüm trip yapmıyorum ama onu tekrar söyleyeyim. Trip değil yaptığım, yalnızca kızmamam ya da bu konuda bir tepki göstermemem gerektiğini düşünüyorum ve düşünmek bazen durgunlaşmaktır benim için. O da diğerleri gibi sıradan bir kız artık.
*Hayatımda ilk kez içimde olan bir şeyle ilgileniyorum.

8 Aralık 2010 Çarşamba
*Bugün Armağan çalışıyor ben de evde yatıyorum. Aslında dün akşam uyuyamadım bir süre. Bu sebeple fazla da etkisini göstermesin diye zyprexanın yarısını içtim. Ama ne yazık ki etki gene aynı. Sabah 8’de uyanıp Armağan’a günaydın mesajı attım. Sonra uyuyakaldım. Sonra telefonum çaldı ama çok uzaktaydı, uyanıp uyumam bir oldu. Sonra tekrar uyandım, evi topladım, sonra gene uyuyakaldım. Böylece saat 15.30 oldu.
*Günün geri kalan zamanında Suzumiya Haruhi’nin 2.sezonunu bitirdim. Woow diyemeyeceğim bir sezondu sanırım çünkü yarısı zaten aynı şeyin tekrarından ibaret bir sezondu. Sevgili Suzumiya yaz tatilini sürekli başa sardığı için bir türlü sonbahar gelmiyordu ve Kyon’un bu durumu düzeltmesi gerekiyordu vs.vs. Düzeldikten sonrası eğlenceliydi ama bak. Çünkü Suzumiya film çekmeye karar veriyordu ve Kyon’da kameraman oluyordu. (bu size bir şey ifade etti mi, beni tanıyanlar ve suzumiya sevgimi bilenler zannederim ki o resmi akıllarına getirip gülüyorlardır) Öyle işte hatta Kyon neredeyse Suzumiya’yı dövüyordu. Ama yönetmenlik konusunda bir tanrıdan daha iyi bir yönetmen göremiyorum. Yani tabi o bunu bilmiyor da ne zaman ne istese o değişiyor. Mesela bir yerde güvercinlerin hepsinin beyaz olmasını istediği halde güvercinler renkliler ve ertesi gün hepsi bembeyaz olmuş oluyorlar ya da konuşan bir kedi istediğinde kedi konuşmaya başlıyor falan. Düşünsenize böyle bir gücünüz olsa yönetmenlik yapmak hiç de zor olmayacaktır. Neyse bütün günü Suzumiya ile geçirdim işte.

9 Aralık 2010 Perşembe
*Ve geldik son güne değil mi (:
*Gene sabahın köründe yollarda bu kızcağız (:
*Şirin mi şirin şortuyla, pucca’lı çoraplarıyla, uzun ekoseli gömleğiyle gayet de şirin görünüyor dışarıdan. Eve geliyor, yanına sokuluyor, hep yanında kalmak, hep aynı kokuyu duymak istiyor senden ve o koku birkaç gün içinde bir süreliğine uzaklaşacak ondan ama geri dönüşünü, daha eğlenceli günleri beklemek de heyecan verici.
*Öğlen öğlen apartman sakiniyle kavga eden Armağan! Aman Tanrım kızdırmayın sevgilimi!
*Ve beklenmeyen durumların yarattığı sürprizlerin bizim hevesimizi kursağımızda bırakması durumu. XD (Haha gene de amaca ulaşıldı XD)
*Saat 3.45’te Taksim’den otobüse bindim. Eve geldiğimde saat 17.59 idi. Yolda geçirdiğim vakit boyunca Cumhuriyet kitabını bitirdim ya!
*Şimdi buraya kadar günüm gayet güzel, her ne kadar beklenmeyen şeyler olmuş olsa da gene de mutlu olduğum bir gündü. Ve eve dönüyorum, üstelik yolda herhangi bir saçma sözle karşılaşmamak için paltomu son düğmesine kadar ilikliyorum ki biri bir şey demesin de canımı sıkmasın. Tam kendi sokağıma geldim. Abla bir dakika bakar mısın diye bir ses. Arkamı döndüm: Bir çocuk. Dediği cümle: Az önce önünden geçtiğin abi senin numaranı istiyor. Daha öncede istemiş ama sen vermemişsin. Şimdi çocuğa laf edeceğim olmayacak. Sakin dedim, döndüm yürüdüm gittim. Bu günün tatsız olaylarının ilkiydi.
*İkinci saçma tatsızlık Halil adlı bir zamanlar arkadaşım olduğunu düşündüğüm insandan gelen bir msjdı. Kısaca mesajda hala beni unutamadığını ve her halimle her koşulda beni kabul edeceğini yazmış. Şimdi birileri de düşünüyordur, ulan ne var halimde de sen beni her türlü kabul edeceğini söylüyorsun. Ağzından çıkanı kulağın duymuyor değil mi senin demeyi çok isterdim. Ki dedim de zaten. Tabi Armağan kızdı neden hala engellemediğim konusunda. Ben de facebook temizliği yaptım birazcık.
*Üçüncü en saçma tatsızlıksa şimdi adını tekrar söylemeyeceğim birisi. Çalıştığım filmde tanıştığım birisi ve setin son günlerinde benden hoşlandığını vs. söylemişti ve ben de kibarca reddedip arkadaş olmak istediğimi belirtmiştim. Geçenlerde gene setten tanıdığım birini ekledim ve onun profilinden onun profilini gördüm. Aaaa arkadaş olabiliriz artık modunda ekledim ve o sırada duvarının arkadaşı olmayanlara da açık olduğunu gördüm hatta fazla görünce bir de evli ve çocuklu olduğunu da öğrendim! Hadi birileri oha! Desin nolur :D Oha di mi? Bunu görünce özürlerimi ileten ve sonradan fark ettiğimi arkadaşlık teklifimi kabul etmemesini istediğim bir mesaj gönderdim. Ama arkadaşlık teklifimi kabul etti. Neyse bugün eve geldiğimde birinden bir mesaj gelmiş. Bana ekleme talebi yollayamadığını benim ona yollamamı istemiş. Kim olduğunu sordum, setten tanıdığını söyledi. Kim olduğunu söylemezse eklemeyeceğimi, böyle bir gizeme gerek olmadığını söyledim adını söyleyince ekleme talebi gönderdim. Konuştu, bu durumu bana daha önce anlatmak istemiş 2 kere ama susmuş, söyleyememiş, hani ben ona karşı bir şey hissetmemiş olduğum için kendimi çok şanslı gördüğümü söyledim. Eğer öyle bir durum olmuş olsaydı ne yapacağını düşünemediğini söyledim. Bana o sırada eşiyle ayrı olduklarını ve benim çok hoş çok temiz çok iyi kalpli birisi olduğum için benden hoşlandığını vs. söyledi. Ciddi anlamda sinirlenilecek şeyler bunlar bana göre. Ve üstelik utanmadan ilişkide göründüğüm kişinin bana yakışmadığını söyleyebiliyor. Neden yakışmıyor sorusuna kocaman adam o diye cevap verdi, kaç yaşındadır diye sordum, 30unu geçmiş o adam dedi. Peki kalbimi hiç kırmayan tek insan olduğunu biliyor musun dedim, önce hayatını mahveder o zaman kalbin kırılır dedi. Gülmekle yetindim, bu konuda ona katıldığımı düşünmüş bile olabilir. Belki zamanında Mustafa hakkında söyledikleri ciddi anlamda doğru şeylerdi ama Armağan için söylediklerini asla kabul edemem. Ve sonra da beni bir yerlerde oturup çay içmeye davet ediyor, hatta ne zaman müsait olduğunu da belirtiyor. Kalsın dedim ve iki profili de sildim. Gerçekten çok kırıcı bir durum, bir de bakar mısın üçü de aynı günde. Söz birliği mi ettiler nedir beni sinir etmek için.
*Neyse bu durumda nasıl sinirimden kurtulduğumu açıklamaya geldi sıra. Sinir küpü bir şekilde msnimi açtım ve dün akşam yazılmış ama ben çevrimdışı olduğum için bana gelmemiş bir yazıyla karşılaştım. Tuxedo Kamen says: Seviyorum seni! Tabi bunu görünce ben sakinleştim hemen kedi mırrr mırrrr durumuna geçtim. Kimse de umrumda olmadı 
*Ve saatler şu anı gösterdiğinde biz sevgilimin nereye gideceğini öğrenmiş bulunuyoruz! Şimdi buna sevinip sevinmemem gerektiği konusunda bilgim olmadığı için onun telefon konuşmasının bitmesini bekleyeceğiz… (: Seviyorum seni!


Tamam işte ilk part’ı tamam aralık’ın (: Sevgili blogumuseverler, umarım beni hala okumaktan bıkmamışsınızdır (: Çünkü ben yazmaktan bıkmadım (:
Mutlu dünyalar ve güzel yarınlar (:

0 yorum:

Yorum Gönder