10 Ocak 2011 Pazartesi

Eksik Kalan...Ocak 1

Ve Ocak başladı, benim için özel bir ay biliyor musunuz?
Bu 10 günün sonunda kendimi mutlu hissediyorum yeniden, çünkü bir sürü plana sahibim yakın ve uzak ama gerçekleşecek bir sürü plan,içim ısınıyor soğuk günlerde (:


31 Aralık 2010 Cuma (19.GÜN)
*Her zamanki gibi okuldayım her Cuma günü ve bugün aşırı derecede sıkılıyorum. Anlattıkları bizim ilkokuldan beri öğrendiğimiz şeyler. Buna rağmen kendimi not almak zorunda hissediyorum.
*Durakta beklerken çocuğun biri bakar mısınız? Dedi ben tam kafamı kaldırırken bu yabancıymış diyerek gitti. Anlam veremedim, aslında Death Note kolyemi görünce yabancı diyerek gittiğini düşünüyorum ve gülüyorum.
*Ve işte bugünümün saf salaklığı üniversite 12 de tatil olmuş ve bundan haberim olmadığı için (çünkü çok “kuul”um ya yalnız başıma gideceğim illaki okula) gittim okula. 2’ye kadar bekledim sonra tatil olduğunu öğrendim ve bilet almak üzere Eminönü’ne gittim.
*Ben ve uzun kalabalık kuyruklar arasındaki ilişkiyi biliyorsunuz. Biraz ezilme tehlikesi biraz sıraya kaynayan insanlara bağıran insanlara gülümseme çabalarıyla biletlerimi alabildim ve geri dönmek üzere vapura gittim.
*İlk kez telefonumun şarjının dışarıdayken bitmesi durumuyla karşı karşıya kaldım. O sebeple Armi’nin arayacağı saat dilimine kadar telefonum kapalıydı. İskeleye yürürken açtım ve o anda Armi aradı. Şarjım bitti tabii ben vapura binerken. Günde tek bir telefon edebildiği için sonunu boşa harcamışım gibi hissettim daha seni seviyorum sevgilim bile diyememiştim yani. Neyse ki akşam tekrar aradı.
*Doğum günümde isteyebileceğim hediyeler listesini hazırlıyorum ama kardeşim ne istersem alıyor, böylece bana isteyecek bir şey kalmıyor.
*Kitabın içinden çıkan mektup (: Umarım bana yazılmıştır.
*Tabii ki de günde iki film izleme alışkanlığı edindim. İkisinden de bahsetmeyeceğim. Ama şunu söyleyebilirim ki Scorsese şiddetine tekrar maruz kaldım ve korku filmlerinin dışındaki bu ölçüsüz şiddet aslında bir korku filminden daha korkutucudur bence.

1 Ocak 2011 Cumartesi (20.GÜN)
*Tabii yeni yıla film izleyerek girdim. Geçen sene de böyleydi, ondan önceki sene de(:
*Yılın ilk gününe özel olarak bir Noel filmi izledim.
*Maltepe’de günlük yapmayı kendime zorunlu kıldığım yürüyüşü yaptım. Armi için hediye baktım ama aradığımı bulamadım.
*Tekrar bir film izledim.
*Armi bugün aramadı, yarın nete gelebileceği ihtimali sebebiyle kendimi avutuyorum.
*Sıkıldım. Erkenden uyumak istiyorum!
*Tekrar söylüyorum ama bu kadar boşluk benim için hiç iyi değil. 6.sömestrı belki çekmeyeceğim ve benim acilen bir işe ihtiyacım var. Kendimi mantıksız senaryolarımı hocalara kabul ettirmeye çalışırken düşündüğümde bile yoruluyorum. Kısaca bana bir uğraş lazım.

2 Ocak 2011 Pazar (21.GÜN)
*Bugün geç uyandım, öğleden sonraya kadar Armi’yle konuştum. İnsan havadan sudan konuşmayı da özlüyor. Bugün bana kırılmamış olmasını umarım, ilaçlarım da bir işe yaramıyor belki de bu taşkınlığım ilaçlarımdandır.
*İki film izledim, ikisinden de sıkıldım. Biri fazlasıyla hareketli biri fazlasıyla durağandı, sanırım bugün benim bir ölçüm yok. Durağan filmleri sevemiyorum.
*Aslına bakılırsa nedir meselem anlamış değilim.
*Kendime karşı önyargılı mıyım?
*Bugün kitap okumadım, halim yok inan ki.
*Günleri saymayı bırakıyorum, aslında biraz keyif bile alıyordum bu sayma işinden. Çünkü bana göre senin gelişine 120 günden biraz daha fazla zaman var ama o biraz fazlanın ne kadar olduğunu hesaplamıyordum, hoşuma gidiyordu 120 günden sonraki herhangi bir günde gelecek olman düşüncesi. (Çünkü evet gerçekten çok zor geçiyormuş gibi geliyor saydığında katılıyorum)
*Yarın kesinlikle ama kesinlikle reklam şirketlerine mail atacağım!

3 Ocak 2011 Pazartesi
*Pazara gittim. Yağmurda pazarda dolaşmak eğlenceli oluyormuş. İnsanlar ne düşünüyor acaba?
*İki film izledim. Düne oranla bugün daha az sıkıldım.
*Reklam şirketlerine mail attım, birisi cv göndermem için geri döndü. (Gönderdim ama iki gündür cevap alamadım. Bu da öyle işte) Ama artık iş yapmıyor oluşumu kafaya takmamaya başladım. Yani şimdi yapmam gereken izleyebildiğim kadar film izlemek, kitap okumak, bir de 6.sömestr için bir senaryo bulmak. Üzülerek söylüyorum ki bu sektörde kimseyi tanımadan iş yapabilmeniz olanaksız.)
*Yarın sabah erken kalkmam gerekiyor. Armi sabah nete gelecek evet evet!
*Uyumaya giderken fark ettim ki evde uyumayan tek canlıyım!

4 Ocak 2011 Salı
*Kendi telefonumun alarmı dışındaki her alarma uyandım ve çok erken olduğu için geri yattım. Kendi alarmım iki kere çaldığı halde uyanmadım. Armi iki kere aradı gene uyanmadım. Sonunda arkadaşı aradığında uyanabildim. O sersemlikle nasıl konuştum telefonda bilmiyorum.
*Sabah kardeşim arayınca okula gittim. Evde cüzdanını unutmuş. Bir yarım saat orada Cansu’yla takılıp eve geri döndüm.
*Soğukta hızlı yürüdüğümde nefes alamadığımı fark ettiğim gün.
*Hayat var beni çarpan bir film oldu sanırım. Ama her anlamda çarpmadı yalnızca işlediği konuya çarpıldım sanırım. Yani anlatışı kendi özgü ama durağanlık neden hareket etmiyorsun sorunsalı, bazı gereksiz cümleler, yapılanlar bana daha kısa sürede bitebilirmiş gibi geliyor. Tabi türün sevenleri için bulunmaz bir şey bu film. Ama ben Reha Erdem’i Korkuyorum Anne’deki hareketli haliyle sevdim diyebilirim.
*Ayrıca tecavüz olgusu hakkında bir şey paylaşmak istiyorum Trevanian’ın Kasaba adlı kitabından. Öyle ki eminim okuyanlarınız neden bu cümleleri doğru bulduğumu anlayacaksınız: “Yani tecavüz büyük bir günahtır, cinayetten daha büyük, çünkü sevgiye karşı işlenen bir günahtır. Bununla yalnızca şiddet kullanılan tecavüzü kastetmiyorum. Aslında şiddet kullanılan tecavüz en az günahkar tecavüz türüdür belki, çünkü tecavüz eden her zaman eyleminden sorumlu değildir. Fakat tecavüzün daha örtük biçimleri büyük günahlardır. Onunla sevişene işveren bir iş adamı mütecavizdir. Genç bir kızı pahalı bir yemeğe çıkaran adam kızın onunla sevişmeye zorunlu olduğunu düşüneceği için mütecavizdir. Sevgi susuzluğu içinde bir genç kız görüp onunla sevişmek amacıyla sevgiden söz eden bir genç mütecavizdir. Bütün bu suçlar sevgiye karşı işlenmiştir ve sevgi olmadan…Tanrım, sevgi olmadan!” Sanırım bu sözleri söylememin nedeni anlaşılmıştır, üzerinize alınmayın lütfen ya da alının.

5 Ocak 2011 Çarşamba
*Evdeyim. Davut Hoca’yı ektim resmen ama gayet güzel bir amacım vardı. Armi her zaman buralarda olamıyor. Biraz daha fazla onunla konuşmak arzumu anlayacaktır Davut Hoca.
*Matrix nedir? Matrix içinde yaşadığımız dünyadır. Kim bu dünyanın gerçek olduğunu söyleyebilir. Rüyada olmadığımız ya da bize gösterilen gerçekler dışında saf gerçeğin olmadığını kim açıkça emin bir şekilde söyleyebilir. Her Matrix izlediğimde aynı sorun karşımda.
*Armağan’ı neden sevdiğimi gittikçe daha çok anlıyorum. Bugün bir kez söyleyecek oldum ama vazgeçtim. Bir zamanlar sevdiğim bir film bir karakteri neden onu sevmiş olduğumu daha net anlatıyor şuanda bana.
*Matrix Reloaded’daki restorandaki kadının Neo’ya beni onu öptüğün gibi öp dediği sahne var ya nasıl kıskandım, sinirlendim. Armi’ye biri bunu diyecek, isterse dünya yok olacak olsun yapmazsa, umrumda olmaz.
*Yahu Stephen King yazınca oluyor da biz yazınca neden olmuyor? Neden ben mantıksız oluyorum da King çok seviliyor? Başlatmayın böyle işe arkadaşlar. King’e lafım yok çok severim, ben sisteme laf ediyorum.


6 Ocak 2011 Perşembe
*Kardeşimin aramasıyla uyandım (Aslında Armi sanmıştım) iki dakika sonra Armi aradı. Evi hızlıca toplayıp pc başına geçtim.
*Tuluğ’la bugünkü konuşmamız bir harika.
*Kardeşim okula gelmem için ben geri aramadı, annem markete git demedi, bütün dakikalar bizim işte.
*Matrix ikincisini bir hafta arayla tekrar izledim. Umarım bir bağımlılık değildir.
*Stephen King büyük adamsın! (Adam yaratıcı, okudukça zihnim açılıyor resmen.)
*Sideways, kesinlikle şarap tatmayı arzulamama sebep oluyor gece gece. (Ve bu sebeple yani Armağanla içtiğim şarabın tadını tekrar duymak istemem sebebiyle iki gün şarap tadıyla gezdim.)
*Eeyore ‘u hatırlayan var mı Winnie’deki o sevimli ve mutsuz eşeği. Onu hatırladım bu gece.
*Eskilere yalnızca gülebiliyorum artık. Çok eğlenceli geliyor, acılarıma gülmeyi öğrenmişim seninle, çünkü canım acımıyor hiçbir şey için.
*Tespite gel: Matrix’deki telefonlara fatura gelmiyor mu? Bu soru cidden kafamı kurcaladı, o kadar çok telefonla konuşuyorlar ki :D

7 Ocak 2011 Cuma
*1,5 saatlik uykudan sonra bile kendimi güçsüz hissetmemek.
*Türk Dili dersinde sıkıntıdan patladığımı itiraf etmeliyim. Çünkü aklımdan geçenler çok güzeldir bu bir. İkincisi de masamın üzerinde son iki hikayesi kalmış bir Stephen King hikayeleri derlemesi vardı. İnsan nasıl ders dinleyebilir ki. Üstelik bir şeyi çok isterseniz olur derler ya, ders bitti, defterleri çantama attım ve bir de baktım telefonum çalıyor. Mutluluğun tarifi yok.
*Bildiğim şeyi söylemek zorunda mıyım? Soruyorum size. Hocanın o sürekli söylediği şiirlerin kime ait olduğunu biliyor olsam bile bunu hocaya söylemem gerekiyor mu? Hayır. Çünkü söylemek istemiyorum, benim ne kadar bildiğim onu ilgilendirmiyor. Sırf bu yüzden birkaç kere sınavlarımdan yeterince yazdım daha fazlasını bilmelerine gerek yok diye çıkmışlığım vardır :D
*Aklıma ilginç fikirler geliyor, çekmek istediğim garip konular.
*Bugün yaptığım bütün otobüs yolculukları süresince 6.sömestrda çekmek istediğim filmi kafamda tamamladım. Arkadaşım ben buyum işte! Tek yaptığım bir projeye gönülden bağlanmak ve kafa çalışıyor işte. Bana benim istemediğim bir filmi nasıl çektirebilirsiniz ki, beyin kendiliğinden reddediyor zaten, kendime yakın bulmadığım bir hikayeyi nasıl çekebilirim. Neyse şimdiden hazır sayılırım ben. Ya siz?
*İnkılap tarihi dersi, gene sıkıldım ve sanırım hoca bana karşı bir sempati duyuyor. Ses tonunu çok incelttiğini fark ettim ona final tarihini söylediğimde.
*Acilinden bir eve dönüş. Sokakta olmak istemiyorum, okulda olmak istemiyorum ama evde olmak da istemiyorum.
*İçmediğim bir şarabın keskin tadı var dudaklarımda, tıpkı o gün içtiğimiz şarap gibi. Tonlarca üzüm yemişim gibi hissediyorum ve sabah uyandığımdan akşam yattığım zamana kadar ağzımda kalmaya devam etti. Çok istiyorum tekrar seninle karşılıklı şarap içmeyi, ne kadar ısınıyor içim.
*Evet ben bir korkağım! Üzgünüm bazen yapabileceğimi bildiğim tonlarca şeyi yapmadığımı biliyorum, üstelik bana kızmanız yalnızca pişmanlığımı arttırır, kimse bana iş vermeyecek, bunu parasız ve gönüllü ve canla başla çalışacağımı belirtsem bile şu anda o inanmama modundayım. Üstelik ben vizyon sahibi olduğum halde iş bulamayacağım ve sektörde o kadar bu işten anlamayan ve yalnızca para kazanmaya bakan insan doluyken, üzgünüm bu benim karamsarlığım.
*Bitirmemek için çok uğraştım ama sonunda Matrix üçlemesi bitti. Bitmesin istedim, ölmesin istedim, ama oldu. Ağladığımı itiraf etmeliyim.
*Tuluğ’la ne zamandır bu kadar uzun konuşmuyormuşum, o kadar özledim ki.
*Life is a Miracle, bu filmi tekrar izledim ve tekrar aynı etkiyi yaratıyor bende. O eşeğe içim parçalanıyor, kara sevdaya tutulduğu için tren raylarının üzerinde bekliyor, gelsin de çarpsın diye ama bilmiyor tren yolunun kullanıma açılmadığını, her iki türlü de ne kadar umutsuz görünüyor, üstelik gözlerinde yaşlar da var, kıyamam ben ona.
**10 saniye içinde sinirim geçmediyse gerçekten sinirliyim demektir. Ve hala iki konu yazmamı bekliyor ve ben sinirim geçer mi diye bekliyorum açıkçası. Çünkü iki gün sonra geçecek sinirle yazı yazmak istemiyorum, hep öfkelenecek miyim diye merak ediyorum.
*Aşk deyince kalbim hızlı hızlı çarpıyor, bir mektubum var benim gelmiş midir acaba? Sabırsızlık yapmak istemiyorum ama mektup kutusunun önünde nöbet tutasım geliyor.
*Ve işte gene gece… Korkunç, karanlık… Sabah olsun istiyorum! Saat 2.08. Havanın aydınlanmasına çok var.

8 Ocak 2011 Cumartesi
*Neymiş efendim? Mideniz bu kadar bulanırken saçma sapan filmler izlemeyecekmişsiniz. 964 Pinocchio’da kadın kustu onun kustuğu kadar midem kalktı. Etkileyici olacağız diye itici olan ve bir şey anlatmayı başaramayan bir film olarak nitelendiriyorum, üstelik ben Japonları severim.
*Hasretinden Prangalar Eskittim şiir kitabını okudum. Ve şunu söylemek istiyorum bu dünyada Can Dündar’dan, Nazım Hikmet’ten başka şairlerde var, bunun farkında mısınız? Kaçınız Ahmed Arif’i tanıyor?
*Tam aramasından ümidi kestiğim anda telefonun çalması kadar güzel bir şey yok, bu his yüzünden kocaman gülümsemeye sahip oldum konuşma sırasında ve sonrasında. İyi ki hayatımdasın biliyor musun?
*Bizim evin tarifini bu kadar kolay yapabildiğim ikinci bir an daha yoktur.
*İlk kez ölümden korkuyorum ya da çekiniyorum diyelim…Tarifi yok…
*Ne zaman biraz depresif olsam kedi yanıma geliyor, sürtünüyor, elimi yalıyor. Evet diyorum, azıcık depresiftim, merak etme geçer şimdi.
*Günün ikinci filmi ve biraz daha az etkileyici olsun diye düşünerek Amerikan banliyölerine gideyim dedim Little Children’ı seçtim. Tabii ki de bir filmin konusunu okuyarak o filmin ne kadar etkileyici olacağını göremiyorsunuz, tamam karşılaşacaklarım hakkında bilgi sahibiydim ama ben sıkıcı bir film bekliyordum itiraf edeyim. Ama film bittiğinde ben titriyordum, kesinlikle çok etkileyici. Şimdi spoiler vermek istemediğim için neydi etkileyici olan söyleyemeyeceğim ama izlemediyseniz izleyin, pişman olmayacaksınız. (Tabi bu arada bir isyanım var Armi gittiğinden beri izlediğim film sayısının 50’yi geçtiğini biliyorum ve nolur yeter artık sevişmesinler!)
*Günün üçüncü filmi (evet izlemeye doymuyorum) yeter artık dedim biraz daha eğlenceli bir şeyler izleyeyim. South Park Bigger Longer and Uncut’ı izledim ve sürpriz!!! Film resmen müzikal! Tabii görünce çok sevindim ve o sevinçle baya eğlenerek izledim. Ama sonlara doğru bu Saddam olayından sıkıldım kesinlikle kısa bölümlerdeki propagandalar çok daha cezbedici, sakız gibi uzaması sıkıyor. Kenny’nin cennet ve cehennem arasındaki yolculuğu ve o çok sevdiğim resmin nereden geldiğini gördüm. Kenny gene öldü! Ve bu sefer Kenny’nin saçlarını gördüm! Sarıymış! Büyü bozuldu mu!
*Yeter bu kadar film, o sebeple Türkçe rock a döndüm gece gece!

9 Ocak 2011 Pazar
*Sabah şokum: Sid And Nancy. Her ne kadar aşkı bulmuş olduğunu düşünse de onu uyuşturucuya alıştırmış olması Sid’in sonunu getirdi ve şunu anlamıyorum gençler kendilerinden ne istiyorlar? Aşıksam kendime zarar veremem ve üstelik son zamanlarda bu gençlerin kendilerine karşı yaptıkları şeyleri görmekten hiç hoşlanmamaktayım.
*Gary Oldman’ı neden sevdiğimi tekrar anladım (:
*Edip Cansever’i okumak.
*Evet seslerden rahatsız oluyorum ve depresif gibi bir şeyim ama böyle düşündüğüm için öyle olduğumu biliyorum.
*Günün ikinci filmi Bruce Almighty. Wooow bir film. Gülmek gerçekten çok iyi geldi bana. İyi ki bu filmi seçmişim. Jim Carrey kesinlikle çok usta bir komedyen.
*En tehlikeli canavar içindeki canavardır! Kim söyledi bilmiyorum ama doğru demiş be adam!
*Ama şunu da söylemeliyim ki, ben Tanrı olsam kesinlikle çok işine bağlı bir Tanrı olurdum, hayatımda düzeltmek istediğim bir şey yok, kıskandığım bir şey yok, her şey öylesine güzel ve yerindeki, tek değiştirmek istediğim biraz özgür iradem o kadar, o sebeple de insanlara yardım etmek benim için güzel olurdu. Nitekim insan olarak istediğimiz kadar yardım edemiyoruz bence birbirimize, hep başka bir güce ihtiyaç duyuyoruz, kendi kendimize yetemiyoruz.
*Tekrar Edip Cansever okuyorum ve karar verdim! Yarın kararlarımı uygulamaya başlıyorum ve kesinlikle ama kesinlikle kararlarımın arkasında duruyorum. Bu aralar kendime yakın ve uzak pek çok hedef belirledim. Yakınlar yarın olur uzaklar yarından sonra ama mutlaka olurlar.
*Tuluğ gelinlik modelimi beğenmedi, bu konuda Armağan’ın görüşünü almam gerekiyor.
*V for Vendetta günün üçüncü filmi. Hugo Weaving’i de çok sevdiğimi söylemiş miydim? O ne muhteşem bir sestir!
*Yarınlarımız parlıyor sevgili, gözlerimi kapatıyorum ve ışığa boğuyor bedenimi.

10 Ocak 2011 Pazartesi
*Ve evet yaptım! Aradım o yapım şirketini. Tamam beni unutmuş olabilir ama haftaya çağıracaklarmış evet evet! Korkmaya da gerek yokmuş zaten tanıdı. Eğlenceli miyim neyim?
*Heyecan yumağıyım bugünlerde. Hiç bu kadar heyecan verici şeye bir arada sahip olmamıştım, o kadar mesudum ki.
*Maltepe’de Dostum D ile buluşma. Aylık Burger King yeme hakkımı da kullanmış oldum ama kimse doğumgünümde yemeyeceğimi düşünmesin, çünkü yiyeceğim.
*Bugün hava güzeldi, caminin orada D’yi beklerken kitap okudum, sanırım o kadar trafiğin ve insan kalabalığının ortasında Cansever şiirleri okuyan bir insan biraz garip görünüyor.
*Kardeşimle eve geri döndüm.
*Tuluğ sonunda hikayelerini yayınlamaya karar verdi (:
*Mojoooooooooo! Allahım bayılıyorum onun iksir görüntüsüne. Sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi bir tadı var(:
*Tek başına mangal yapan kız. Üstelik derin düşüncelere dalıp dalıp gidiyor. Güzel şeyler düşünüyorum, güzel şeyler.
*Yarın Armi’nin evindeyim. Bugün gitmek istiyordum aslında ama dedim ki kendime, mektubun gelmesine bu kadar heyecanlandığını belli etmemelisin, sakin ol ve bugün gelmemişse çok üzüleceğini düşün, garanti olsun diye yarın git dedim. Kendimi sakinleştirebiliyorum.
*Harika hissediyorum harika harika.



İlk çeyreğini geçtim Ocak'ın da(:

Mutlu Dünyalar hepinize, size o kadar çok Mutlu Dünyalar diledim ki bana mutluluğu verdi. Kendiniz için istediğiniz her iyi şeyi başkaları içinde istemelisiniz (:

0 yorum:

Yorum Gönder