29 Ocak 2011 Cumartesi

Kumral Ada Mavi Tuna!

Söyle küçük prens / bir çöle düşmek midir yokluk
En yakın köy yine bin mil uzak mı söyle
Gelip minik gezegeninden/ bu belalar beşiği dünyamıza
Bulacak mısın yine onu o çölde?

Kitabın en sevdiğim sözleri kitabın yazarına ait olmayan cümleler diyerek başlamak istedim yazıma. Buket Uzuner, Uzun Beyaz Bulut’unu okuduğum günden beri favori yazarlarımdan birisi değil ne yazık ki. Onun kendine has üslubu beni hiç çekmedi kitaplarına. Ben önyargılı davranmadım gördüğünüz gibi. Okumadan yorum yapmadım kendisi için.

Kumral Ada Mavi Tuna belki sizin için baş yapıt olabilir, göklere çıkartabilirsiniz. Aslında benim bu kitabı okuma sebebim bu; o kadar çok övgüyle söz edildi ki acaba Uzuner hakkında yanlış mı düşünüyorum dedim ve Armağan’ın kitaplığında görünce aldım okumak için. Okuduğuma pişman değilim. Nitekim bu kitabın kimin hayatında özel bir yeri olduğunu biliyordum, ve şimdi ona kızacak daha çok şeye sahibim diye düşünebiliriz.

Kitap çok ama çok abartılı bir biçimde başlıyor! Ve hani sizi bir anlam kişi karmaşasının içine sürüklüyor? Ada kim? Meriç kim? Neden Ada’nın ismini sayıklarken o sabah, Meriç nerede diye endişeleniyor? Burada neler dönüyor? İkisi aynı kişi mi? Kitabın girizgahından bahsediyorum henüz. İlk parçasından ve bu kadar soru soruyorum! Halbuki Kinyas ve Kayra’nın ilk cümlesinden itibaren ikisini de gözünün önüne koyuyordu Hakan Günday. (Bu arada iki eser ya da yazar karşılaştırması yapmıyorum, yalnızca bu kadar sorgulamanın yalnızca bu kitap için geçerli olduğunu anlatmaya çalışıyorum.) Olaylar biraz geliştiğinde adamın unutamadığı bir tanecik çocukluk aşkının Ada, Meriç’in ise evlendiği kadın olduğunu öğreniyoruz ki içimize su serpilmiyor? Ben feminist değilim, yalnızca şunu savunabilirim, birine aşık olduğunuzu düşünüyorsanız, başka kimseyle ilişki kuramazsınız, bu annenizin arzusu da olsa, aşkınıza asla kavuşamayacağınızı düşünseniz de! Bir kere bu sizin evlenmeye karar verdiğiniz insana karşı işlediğiniz bir suç olur, çünkü onu istemiyorsunuzdur ama onunla birliktesinizdir ve o –ki Meriç de bunu hissediyordu- bunu hissettikçe içinden çıkılamaz bir labirente girmeniz olasılık dahilindedir.

Abisinin aşık olduğunu kıza aşık olan erkek figürü baş karakterdi burada. Ama şunu atlıyor okuyucular ve aslında yazar da kitabın sonlarına doğru bu gerçeği atlıyor, çünkü Ada’ya ilk aşık olan Mavi Tuna’dır, abisi ondan sonra Ada’ya aşık olmuştur, Aras ve Ada’nın birbirlerine aşık olmuş olması bir şeyi değiştirmez, önce Tuna aşık olmuştu diyerek onun erkeklik gururunu da savunurum okuyucusuna ve yazarına karşı.

Kitabın başından sonuna kadar Tuna, Ada için ümidini yitirmemiş bir şekilde, savaş zamanı bile onu sayıklayarak deli gibi dolanıyor ortalıkta, madem o kadar seviyorsun kaybetme, savaş, uğraş, didin seni görmesi için. Benim karakterim bu demekle olmuyor işte sonunda hep kaybeden oluyorsun. Yüreğinde bir başkasının aşkıyla bir başka kadına bağlanmak ne kadar acınası bir durum.

Kendini Mavi Tuna olarak gören bir arkadaşım vardı: Romantik Asi! Aman Tanrım! Neden bu karakteri kendisi için seçtiğini anladım okuyunca, çünkü kendisinin de unutamadığı ve bir sürü ilişkisine rağmen hala bir kişiye aşık ya da aşık olduğunu düşünecek kadar unutamamış diyelim biz buna. Her ne kadar inkar etse de sonuç hep buraya çıktığı için kimseyi mutlu edemeyecek birisi.

Bu romanda bazı şeyler var ki bu romanın içine girmemeyi zorunlu kılıyor diyebilirim. Benim içine giremediğim, kendimden bir şeyler bulamadığım çok az roman olmuştur, romanı yaşamasını bilirim ben. Ama bu kitap başından beri o kadar itici ki o kadar yapay hazırlanmış ki, bu karakterler yaşamıyor diyorsunuz. Tuna’nın çaresiz aşkı bile sizi kitaba çekmeye başaramıyor, halbuki insanlar bütün acı çeken insanlar için bir acıma duygusuyla yakınlık kurarlar, ama Tuna’ya da Ada’ya da kitabın geri kalan karakterlerine de yaklaşmanız mümkün değil, çünkü içinizden birileri değil, suni karakterler.

Şair Doğan Gökay bile her ne kadar doğru konuşuyor olsa da o kadar mekanik ki, robotlar dünyasında geçen bir aşk hikayesi okuduğunuzu düşünebilirsiniz, tabii ki iç savaşın gölgesinde bir aşk hikayesi. Bir de hikayeye asıl unsur olarak iç savaş eklenmiş, müthiş bir yaygara koparıyorlar! Tuna kabus gördüğünü düşündüğü için başından sonuna kadar bunu söyleyip duruyor. Tuna’yı o zamana kadar kendime yakın görmüş olsam bile bu inatçılığı beni bıktırıyor! İç Savaş var işte, gözünün önünde adam ölüyor ne kabusu, hangi kabusunun içinde kemiklerin kırılıyor be adam kendine gel! Demek istiyorum her isyan edişinde.

Ve kitabın sonu, ne beni ağlatmalı mıydı, duygulanmalı mıydım, acı mı hissetmeliydim? Ben yalnızca kızdım! Meriç’in yalnızca çocuk sahibi olmak için kendisiyle evlendiğini düşünüyorduysa o zaman ilk aydan hamile kalmasını sağlayıp ondan ayrılmayı düşünmeliydi, kendi evine dönerken Ada’nın artık onu sevebileceğini düşünerek gidiyor evine, böyle bir saçmalık yok. Tek eşliliği savunan ama birden fazla kadına aşık olan bir adamdan bahsediyorum burada. Konu aşk olduğunda kuralsız aşka kural koymak ne haddime! Ben yalnızca bir tek kalbin varsa içinde bir tek aşka yer vardır diyorum o kadar!
Kızıyorum çünkü bunu müthiş olağan bir durummuş gibi göstererek bu hikayeye gözlerim yaşlı bakmam bekleniyor,

Hayır efendim benim midem o kadar geniş değil! Sevdiğim adamın benden başka birine aşık olduğu düşüncesi ne kadar yıkıcı bir düşüncedir, ortada bir sorun var demektir. Bu kitabı seven arkadaşım-arkadaşlarım bu kitaba nasıl baş yapıt diyebilir, bağrınıza basabilirsiniz, bir yere varmıyor bunun sonu. Bu bir mutlu son değil! Bu bir mutsuz son da değil ki kimse mutsuz sonları kabul edemezmiş, katarsismiş blablabla.

Ahlakla ilgili bir şeyler karalıyordum ki kesmek istedim artık, evet bu romanı beğenmedim, eğer okuyan ve bu romanı benimle tartışmak isteyen varsa kapım açıktır. Ben bir romana ya da filme kolay kolay sinirlenmem aslında. Bunlar kurgusal şeyler diyerek de neden kızmış olduğumu anlamadığınızı göstermiş olursunuz ki çok gülerim. Bu kurgusal şeyler birinin kafasından yansıyan ürünlerdir bilginize.

Herkese "AŞK"la ama "SAF AŞK"la dolu Mutlu Dünyalar efendim (:

0 yorum:

Yorum Gönder