1 Şubat 2011 Salı

Eksik Kalan... Ocak Son

Geç oldu bu sefer, dün eve döndüğümde başım çok ağrıdığı için yazamadım (:

21 Ocak 2011 Cuma
*Tuluğ’la buluşma.
*Bugün Armi’ye kitap gönderecektim. Bir de mektup yazdım bir yerlerde oturup, ne kadar şanslıyım ki mektup yazarken en sevdiğim şarkıları çalıyor cafede.
*Mektubu Küçük Prens diye imzalamanın getireceği sonuçlar üzerine gülüşmeler D: - Yani sonuçta askeriyede mektuplar okunuyor ya o sebeple, mektubun altında Küçük Prens yazsa ne olur siz düşünün-
*O kadar özlemişim ki sana duygularımı anlatmayı, ama yalnızca yazarak değil, sevgimi göstermeyi de özlüyorum.
*Eve geri dönüş.
*Otostopçu’nun Galaksi Rehberi’ni izledim. Şunu söyleyebilirim, Manik Depresifler bir gün dünyayı kurtarabilirler!
*Ayrıca o kadını hep farklı şeyler yapmak isteyen kadın rolleri veriyorlar, tipi mi müsaittir böyle şeylere nedir? – Zoey Deschanel’den bahsediyorum. Sürekli farklı şeyler yapıyormuş izlenimi vermeye çalışsa da o kadın hep aynı tiplemeyi oynuyor-
*Özde ile eğlenceli bir gece sohbeti. İzmir’e gidiyorum. – Ya da gitmiyorum İzmir bana gelsin:P -
*İlacımı içtim.

22 Ocak 2011 Cumartesi
*Öğlen 3’te uyandım. Ve şunu söylemeliyim, gerçekten mide bulantım stresle alakalıydı, bunu bana söylediğinde beni ne kadar iyi tanımakta olduğunu düşünmüştüm. Bugün midem bulanmıyor.
*Eros’u izledim. Yorum yapmamakla birlikte Robert Downey Jr. ‘ın oynadığı Soderbergh’in yönettiği bölümdeki ışık atraksiyonuna bayıldığımı itiraf etmeliyim.
*Bol bol uyudum bugün, aslında bu kadar rahat uyumayı özlemişim fark ettim de.
*Epidemic’i izledim. Tamam ben de az kalsın uyuyordum. xD Beklediğim gibi bir şey çıkmadı demeliyim.
*Stuck’a başlamıştım ama günü bitirmeye karar verdim. Nasıl olsa son gece konuşmamızı da yaptık değil mi? Şimdi şu nöbet olayı bana yaradı diyeceğim her ne kadar soğukta nöbet tutuyor oluşuna üzülüyorsam da, seninle daha çok konuşabilmek gerçekten çok güzel.

23 Ocak 2011 Pazar
*İlaçlarımı içiyorum ve eğer şişmanlarsam bundan ilaçlar sorumludur.
*Sabah sabah zaten içtiğim ilaçların etkisindeyken bana neden konuşmuyorsun diye soran babama çıkışmak pek de aklımda olan bir şey değildi ama maalesef öyle oldu.
*Yalnızlık Paylaşılmaz’ı bitirdim. Özdemir Asaf’ın kitabı. Bir şey çok hoşuma gitti hemen paylaşmalıyım: “Yaşam öyküleri sanıldığınca karışımsız değildir, karışımlıdır. Her bir yaşam öyküsü, öbür yaşamların parçacıklarıyla tamamlanır.” Ne dediğini anlıyorsunuzdur bu cümlenin açıklamaya ihtiyacı yok kanımca.
*Stuck’ı izledim. Beğenmedim. Neden beğenmedim, hiçbir karakter değişmedi, gelişmedi, başta ne idiyseler sonunda da ölü birer kendileri oldular, başka bir şey değil yalnızca öldüler. Karakterlerin ruh hallerinde bir değişme olmazsa bu filmin çekiliş amacı yalnızca vahşet midir? He tabi bu film gerçek bir olaydan esinlenilmişti, o sebeple değiştirmek istememiş olması ihtimali var ama çekmese de olurmuş işte. Üstelik gayet de Black Cat’e bayılmıştım ben.
*Bu saatte (saat 1.38 bu arada) şunu anladım ki gecenin bir yarısı mahkemede geçen filmler izlenmezmiş. Bir kere adaletin sağlandığı bu sisteme küfredesi geliyor insanın tekrar ve tekrar. Çünkü gerçekten adalet nedir unutulmuş durumda. Neye göre kime göre adalet anlayışı, objektiflik nerede? İnsanları suça yönelten durumların göz önüne alınması neden bu kadar zor.

24 Ocak 2011 Pazartesi
*Sabah sabah acaba gerçekten telefonda konuştum mu yoksa kendim mi uyduruyorum ikilemine düştüm. Ancak evet konuşmuşum biraz uyku sersemi de olsa. Ne kadar utandım bilemezsin.
*Bugün iki film izledim ve tesadüfe bakar mısınız, ikisinde de Elvis geçiyordu. Film seçerken böyle tesadüflere sahibim sanırım.
*Lynch beni öldürecek bir gün, daha filmin 10. Saniyesinde bu kadar büyük bir şiddet beklemiyordum. Sarsıldım! Ayrıca gene şişman ve çıplak kadınlar vardı! Lynch yapma bunu bana lütfen!
*Bugün düşünürken aklıma ne geldi? Ben hissetmediğim hiçbir şeyi söyleme gereği hissetmedim şimdiye kadar. Ve bu sebeple de her zaman bana da böyle davranılmasını istedim.
*Karıncalar geldi aklıma. Ne çok korkarım onların sürü halinde var olmalarından.
*Yarın benim doğum günüm. Hayatımda ilk kez bu kadar heyecanlıyım doğum günüm geldi diye.
*Hahaha. Taksim’de otururken geçen yaz, bir klip izlemiştim Kolpa’nın Böyle Ayrılık Olmaz şarkısıydı. Ve oradaki bir kamera hareketine hayran kalmıştım. Yeni kliplerinin çekimlerindeydim ben de. Acaba gene aynı ekip miydi diye merak ediyorum.
*Sokakta oturan gençler bir filmi tartışıyorlar: Inception’un son sahnesini. Ve çocuk sonunda şunu dedi: “Tam zamanında bitirmiş şerefsizler.”

25 Ocak 2011 Salı
*Güzel bir güne uyandım öncelikle bunu söyleyeyim. Çünkü bugün biliyorum ki sevgilim askeriye sınırları dışına çıkabilecek!
*1-4 arası dünyayı durdurdum. Yalnızca bizim için aktı zaman. Zamanı durdurmak isterdim ama o zaman dönüşünü ertelemiş olacağımız için zamana bulaşmıyorum o akabildiği kadar hızlı aksın seni bana getirsin.
*Ne kadar özlemişi... Üç haftadır yalnızca resimlerde ve Ev filminin fragmanında (çünkü filmi bulamıyorum) Çakallarla Dans’ın kamera arkası görüntülerini izleyerek görebiliyordum. Evet kesinlikle burnunda tütme olayı gerçek.
*Sabah kitaplarımda gelmiş, oh ne güzel. Mektubumu da okumuş sevgilim.
*Biraz Kumral Ada Mavi Tuna okudum.
*Sleepless İn Seattle : Bana bizim ilk karşılaşmamızı hatırlattı. İlk görüşteki o çekim! Filmi izlerken bizi düşündüğüm için çok sıcak buldum filmi.
*Kardeşimin Sürprizi: Uç uç böceği pasta! Oleyyyy! Sevgilim sana bu pastadan tattıracağım!
*Gece yarısı filmi: Wall-E. Hakkında yorum yazamayacağım kadar etkilendim sanırım.
*Geleneği değiştirmeyelim arkadaşlar 5 senedir doğum günlerimde arkadaşlarımın dostlarımın dertlerini dinliyorum, doğum günüm diye çekinmeyiniz, anlatınız. Ben en büyük sırları hep doğum günlerimde öğrenmişimdir. Sanki şey gibi sana hediye olarak sırrımı veriyorum der gibi.
*Evet doyamıyorum, evet iş iştir mantığıyla yapabileceğim her türlü işe gitmeyi istiyorum. Çünkü deneyim kazanmadan istediğim projelere girebilmem mümkün değildir.
*Bu arada söylemiş miydim, kamera asistanı olmak istediğimi?
*Merih’te hayat var reklamı sonunda ne olduğunu söyledi, yeni bir siteymiş. Ne kadar merak etmiştim uzayda yürüyen astronot ne alaka diye.

26 Ocak 2011 Çarşamba
*Kardeşim ve onun sınıf arkadaşıyla Burger King’de geçen bir gün.
*Ama öncesinde okula uğradık ve kardeşim orada hocanın bilgisayarıyla ilgilendi. Bu okulun rehberlik hocası benimle konuşmayı seviyor ya. Adam sinema üzerine konuşuyor benimle. Şirin bir adam.
*Ben ne söz vermiştim! Burger yemek yasaktı! Yalnızca ayda bir kere izin vardı ve ben ne yapıyorum hala yiyorum! Oburum! Şişmanlamayacağım ama!
*Armi için çok şirin bir hediye aldım. Sevinir umarım gördüğünde.
*Ve eve döndüğümde Armi’nin nete gelmiş olduğunu ve onu kaçırdığımı fark ettiğim an. Üzülsem de şey işte sonuçta geldiğini ben bilmeyebilirdim, ama o geldiğini ve beni beklemiş olduğunu bilmemi istedi. Bu aslında pek çok şeyi kanıtlıyor ve sevincime sevinç ekliyor.
*Eyes Wide Shut! Ailesiyle yaşayan bir insan olarak bu filmi izlerken yaşadığım sıkıntıyı anlatamam. 1. Annemin odaya daldığı sırada Kidman ve Cruıse çıplaktı ve annem görmesin diye saklamam gerekti. 2. Ve asıl bomba olan kardeşimin tam yerinde filmi görmesi ve benimle birlikte bir süre izlemesinin ardından “Bu şimdi gerçek mi” diye sorması üzerine gülme krizine girmem. Hayır efendim biz gerçekten yapmıyoruz bunları, o insanlar sevişmiyorlar ve ölmüyorlar.
*Ve işte günümün beklenen araması (: Özlüyorum, seviyorum tapıyorum sesine.
*Bazı şeylerin farkına daha fazla varabiliyorum gün geçtikçe, başka şeyler duydukça.

27 Ocak 2011 Perşembe
*Alarm sanarak telefona bakmamak ve ardından sevgili sevgilimin aramış olduğunu görüp biraz içinin burkulması durumu, sana da günaydın sevgilim ya da tatlı rüyalar.
*Sabah sabah annemle kavga. Bana seni isteyen yoktu dedi, sonra öyle demek istemedim dedi ama gerçekten kırdı beni.
*Bugün çok fazla otobüs yolculuğu yaptım sanırım.
*Önce Ece’yle Maltepe’de buluştuk, sahilden giden bir otobüse binmek E-5 e çıkacak otobüsü beklemekten daha mantıklı gelmişti ama yol gerçekten uzuyor.
*Kırmızı ve kalp şeklinde bir kutu arıyordum ve buldum.
*Metrobüsle karşıya geçtiğimizde saat 15.30’du ve bu benim için geç bir saat sonuçta Kurtuluş’a gitmek için metro ve tekrar otobüse binmem ya da 10-15 dk yürümem gerekiyordu. Taksiye binmeyi tercih ettim. Kesinlikle ve kesinlikle beni buluyor bütün manyak taksiciler. Taksideyken sevgilim aradı.
*Eve gittim. Apartmanın deli komşu kadını kapı aralığından beni gözetledi resmen. Herkese aynı şeyi yapıyor mu merak ediyorum ve mektubumu aldıysa gerçekten çok kızacağım.
*Sokakta havuç yemek isteği. Şimdi şöyle ki Ece’yle baş ağrısı üzerine konuşuyordum ve ağrı kesici almak yerine doğal yöntemlerle baş ağrısı geçmez mi diye düşündüm, tabi hepimizin başı evdeyken ağrımıyor, sokakta da ağrır insanın başı. Mesela havuç yersen baş ağrın geçer diye bir şey olsa ben sürekli havuç yerdim sokakta (:
*20-25 dakika kaldım evde, çiçekleri suladım, hediyemi masanın üzerine bıraktım sonradan hazırlığını bitirmek üzere, yeni bir not yazıp tavşanın altına bıraktım, biraz oturdum, biraz konuştum-evet cansız eşyalarla konuşuyorum ama o evdeki her şeyin huzur verici olduğunu söylemiştim-evden çıktım.
*Otobüs, metro, metrobüs, tekrar otobüse binerek eve geldim ve bunlar çok fazla zamanımı almadı, toplamda bir saat falan sürdü eve dönüşüm.
*Sevgi tek kişilik bir güç gösterisi değildir, sevgi karşındakinden üstün olmaya çalışmak onu ezmek değildir, sevgi iki kişinin de kendini hayatındaki insanla birlikte güçlü hissetmesidir. Ondan güç alabilmek ona yaşama gücü verebilmektir.
*Çok yorulduğumu hissettim bugün, hani çok bir şey yapmadım tabii, ama o kadar otobüs yolculuğu insanı yoruyor. Eve geldiğimde yemek yemek ve kitap okumak dışında bir şey yapmadım ve evdeki sesler çoğaldığında-bunun anlamı ablam eve döndüğünde demek oluyor- tartışmaları kaldıramayacak kadar yorgundum ve uyudum.
*Bit ilacı reklamlar doldurmuş televizyonu. Bit mi kaldı ya?
*Bundan iki hafta öncesine kadar uyku sorunu yaşıyordum ve şimdi uyuyabilmek güzel, tabii arada uyanıp aramış mı diye telefonu kontrol ettim, sonra tekrar uyudum. Gece yarısına kadar uyudum.
*Uyandım ve Taxi Driver’ı izledim! 1.Scorsese’nin şiddeti beni korkutuyor. 2.Sonunun böyle bittiğini bilmiyordum. 3.Bence insanların neyi kabullenip, neyi kabullenmeyecekleri hiç belli olmuyor.
*Hiçbir filmde düşman olan iki insandan biri diğerinin eline geçtiğinde öldürülebilecekken öldürülmüyor, tamam anlıyorum heyecan bir kere o adam ölürse zaten film bitecek biliyorum ama mütemadiyen aynı şeyi izlemekten sıkılanınız yok mu aranızda!
*Tamam bu saatte ayakta olmamın tek nedeni fırsat bulursa arayacağı ihtimalidir.

28 Ocak 2011 Cuma
*Rüyamda bir yurtta kaldığımı gördüm. Odayla ilgili problemler vardı ve ben öldüğüm gerekçesiyle odam başkasına veriliyordu, ölmediğimi kanıtlayıp başka bir odaya geçiyordum, Alev hoca vardı bir de rüyamda.
*Sabahları dinç uyanamıyor oluşuma kafayı takmak üzereyim.
*Tuluğ’la buluşma. Diyorum biz yanlış günde buluşmuşuz! Liselilerin karnelerini aldığı günde buluşulur mu? Ben de hiç akıl yok ki! Ne Pizza Hut’da rahat etti kafamız ne de Çinili’de. Sonunda dayanamayıp çıktık. Kitapçı falan gezdik. Tuluğ bana doğum günü hediyesi almış, sevdim. Armağan’a küçük ve eğlenceli bir hediye daha aldım.
*Eminim birlikte bu kadar eğlenen iki hatunu bu kadar samimi gördükleri için insanlar yanlış şeyler düşünüyordur. Sevgili insanlar, elimi tutmasının tek nedeni sevgilim için döktüğüm gözyaşlarıydı! :D
*Ve evet artık şöyle bir şey var, ben çok fazla şey anlatmamaya karar verdim. Bu anlattıklarım benim için çok fazla değil onu söyleyeyim. Anlatmak istemediğim artık kendime saklayacağım bir şeyler var, çünkü az çok artık kimin ne düşündüğünü anlayabiliyorum bu konuda.
*Tuluğ’un otobüs çilesi. Beykoz’a gitmek benim evime gitmekten daha zor, anlamış bulunmaktayım!
*Senin sesini duymak, bugünü daha anlamlı kılıyor desem?
*House of D! David Duchovny yalnızca güldürmez, aynı zamanda ağlatabilirin kanıtı bir film. Bence çok fazla bilinmemesine rağmen güzel film, ben beğendim. Ama Duchovny’e o sakal yakışmamış! O sakallardan hoşlanmıyorum.
*Bu kitabı sevemedim yarısından fazlasını okuduğum halde sevemedim. Bittiğinde hangi kitap olduğunu söyleyeceğim.
*The Hunger’ı izledim. Tamam kabul ediyorum biraz beynimi sikti. Ama bu güzel film olmadığı anlamına gelmiyor, yalnızca benim bu saatte izlememem gereken bir film olduğu anlamına geliyor. Sonuçta bizim evinde tavanarası var şimdi yat yatabilirsen!
*En duygusal organımız kalp midir, yoksa ona duygusallığı veren beyin midir?

29 Ocak 2011 Cumartesi
*Geç uyandığımı itiraf etmeliyim. O kadar yorgun hissediyorum ki bugün uyanırken.
*Network’u izledim. Bir şey söyleyeyim mi? Ben bu filmi beni cama çıkartıp bağırtabilir zannetmiştim, ama o kadar etkileyici bulmadım.
*Kumral Ada Mavi Tuna artık iyice canımı sıkmaya başlamıştı ve kitabın son 200 sayfasını 3 saatte okuyarak bu yükten kurtuldum. İç savaşla ilgili durumlar askerdeki sevgilim sebebiyle canımı acıttı, yani Tuna için değil sevgilim için ağladım savaş anlarında, askerlikle ilgili meselelerde. Kitap hakkında blog yazdım zaten.
*Kardeşimle kavga ettim, biraz daha sinirlendirmeye devam etse o tornavidayı boğazıma gerçekten saplar mıydım merak ediyorum.
*Yalnız kalmayı özlemişim ben, evde hiç ses çıkmamasını, huzur dolu ortamı, huzurlu bir uykuyu.
*Ve günümü gerçekten depresif şişmiş gözlerle bitireceğimi düşünürken çok sevgili tam yeri tam zamanı filmlerinden bir tanesini seçmiş bulunmaktayım: Monsters Inc. Anlaşılacağı üzere kendisi bir animasyon. Son zamanlar bir animasyonu bu kadar sevip yürekten güldüğümü hatırlamıyorum. Harika bir şey. Tabi bu kadar gülmeye hani melankoli dayanır. Sevgilim aradığında ben şirinlik manyağı olmuş durumdaydım.
*Ve evet gecenin bir yarısı X-Files’ı izlemeyeceğim, uyumak daha mantıklı.
*Tarçın sevmeye karar vermiş olmak. Niye mi çünkü artık aşk kokuyor tarçın.

30 Ocak 2011 Pazar
*Sabah sabah Cem’le kavga. Neden mi? Neden msn konuşmalarımı o gelince kapatıyormuşum? Pardon göstermek gibi bir zorunluluğum olduğunu bilmiyordum.
*X Files’ın çekilmiş son filmini izledim: I Want To Believe. Konu olarak çok ilgi çekici bir konuya parmak bastığını söyleyebilirim ama gene de finali biraz sıkıntılı. Tabii David Duchovny izlemek çok güzel.
*Cem’le tekrar kavga, telefonumu elimden almak isterken parmağımı ezdi resmen ve telefonumu yere düşürdü.
*Bütün gün Armi’nin aramasını bekledim ama telefonum çalmadı.
*Gecenin 3’üne kadar bir sürü arkadaşımla konuştum, artık her tarafta konuşma görmekten bir midem bulanıyordu.

31 Ocak 2011 Pazartesi
*Sabah Armi’nin araması bana gelmedi. Her yerde çeken telefonun o aradığında çekmeyesi tuttu. Tabi şu günler benim için çok özel ya, illa gıcıklık yapacak hayat bana. Ama buna rağmen gidebiliriz sonuna kadar.
*Annemle kavga ettim: Bana erkekler gece gezebilir ama kızlar gezemez diyerek yaptığı ayrımcılığı göz önüne getirdi. Ve sonra ben de kavgayı bitirmek için odadan çıktığım halde söylenmeye devam ettiği için banyoyu kırdım döktüm. Erkenden de evden çıktım.
*Strings’i izledim. Klasik bir hikaye, sıra dışı anlatım!
*Normalde plan şuydu: Ben Mecidyeköy’e giden otobüse binecektim, D’de yeni sahradan binecekti ama otobüs o zamana kadar bütün duraklarda durduğu halde yeni sahrada trafik var diye durmadı ve geçti. Doğal olarak plan bozuldu.
*Bir sonraki durakta inip Kadıköy otobüsüne bindim. Kadıköy girişinde de kaza vardı, trafik doğal olarak ve saat artık 7ye gelmek üzere olduğu için vapurla karşıya geçmeye karar verdik.
*Telefon kartı almak için girdiğim bayii deki konuşma
-Ankesörlü telefon için kart bulunur mu?
-Bulunur. (sessizlik)
-Tamam ben gideyim o zaman (Tabi demedim ama sanki yalnızca olup olmadığını sormuşum gibi bir sessizlik olmuştu)
*Karaköy’den Taksim’e yürüdük. Çok güzeldi, ilk kez yürüdüm oradan oraya, tabi yokuş çıkmayı sevmiyorum.
*Cansu’larla buluştuk. Bu senenin 3.eldiven hediyesini aldım. Tabi ne yazık ki bütün eldivenleri aynı anda takamayacağım ve 3 eldiven de çok fazla olduğu için değiştirecek.
*Olay şudur: Cansu benimle konuşmak için restoranın üst katına çıkıyorduk, o sırada belimden tuttu, ben de yukarıda kimse yoktur diye beni taciz etme dedim. Ama yukarıda bir adam varmış ve bütün gün gözü üzerimdeydi XD
*Haha! Benim salata sevmediğime kanaat getirmiş bir arkadaşım ısrarla salata yemek istediğimi görse idi çok şaşırırdı zannedersem.
*Ben onu aramak istediğim sırada onun beni aramış olması çok mutluluk verici bir durum(:
*Tiyatronun 10tl den 25 e çıkarılışını protesto ediyordum ben halbuki! Ama Cansu’nun hatrını kırmak istemediğim için geldim. Ve Dilara da çok istedi gitmeyi. Tamam geldik işte! Ama bu konuda aynı bir blog yazmayayım buradan söyleyeyim. Ben Cin Ali Aşık tiyatrosuna gitmek istiyordum, gittiğimiz şey bir arkadaşın (!) arkadaşının stand up showuydu. Anlattıkları benim her gün başıma gelen olayların benzeri, askerlik anıları dinlemek seçeneklerim arasında yok, sinemayla setlerle ilgili olanlar zaten çoktan görmüş olduğum şeyler. Kısaca benim arkadaş ortamındaki konuşmam gibi bir şey, bir de arkadaş ortamında daha çok güldüğümü söyleyebilirim. Ayrıca Selena’da Hades’i oynayan adamın espri yeteneğinden kuşku duyarım her ne kadar yaptık öyle bir hata dese bile ne yazık ki ben saçma sapan filmlerde yalnızca deneyim için çalışıyorum o Hades’i yalnızca para kazanmak için oynamış oluyor ve ben buna saygı duymayı reddediyorum.
*Gösteri sırasında telefonu çalan genç bayan telefonunu açar ve konuşur utanmadan.
*Şarap içtim, ilk yudumdan itibaren beğenmediğimi itiraf etmeliyim, çünkü ben seninle içtiğim şarabı senin gözlerine bakarken tekrar içmeyi hayal ediyorum.
*Eve geri dönüş. Saat 00.25. Bu saate kadar dışarıda kalabiliyor muydun sorusuna cevap. Bu bir istisnadır.
*Başım o kadar ağrıyor ki, ağrısından ağlayacaktım.
*Dün telefonum yere düşünce bozulmuş =( O sebeple dün Armi aradığında çalmamış.
*Güzel üç arkadaş edindim, bu da günümün kârıdır.


Hmm, şimdi ikinci bir kez daha blog günlük olayını kapatıyorum, tekrar yazmaya başlamıştım çünkü Armi'nin askerdeyken zamanımı nasıl geçirdiğimi bilmesini istiyordum. Ve aslında benim zamanımı nasıl geçirdiğimi bilmesini istemediğim insanlar var ve maalesef ki engellemek gibi bir şansım yok. Artık daha kısa bloglar yazabilirim, yazmam gereken çok konu var.
Okumuş olduğunuz için teşekkürlerimi sunuyorum.
Mutlu Dünyalar (:

0 yorum:

Yorum Gönder