23 Şubat 2011 Çarşamba

Sarhoş Olmak İstiyorum!

Sıkıldığım için yazıyorum,
Sıkıldığım için konuştuğum
Sıkıldığım için konuşmadığım gibi
Sıkıldığım için yazabilirim de.

Yazmamaktan da sıkılmıştım aslında. 14 Şubat’ta malumunuz bir yazı yazmayı çok istemiştim ancak size gösterebileceğim bir şey yoktu elimde ki yazmadım, yazmak istediklerimi zaten postalamıştım. Evet Ptt sonunda mektuplarımı gönderiyor, teşekkürler Ptt, seni seviyoruz.

Artık günlük blog yazmıyorum, çünkü her ne kadar okumaktan keyif alan arkadaşlarım olduğunu bilsem de birilerinin (kimden bahsettiğim bilinmektedir) benim hayatım hakkında bilgi sahibi olmak merakında olması beni rahatsız etti. D.’nin yoluna gelmiş olabilirim bilmiyorum gene de günlük tutuyorum, bir ara bırakmış olmamın nasıl sorunlar yarattığını da biliyorum, nitekim Armağan’ı ilk gördüğüm günün tarihi henüz daha kesin değil. Bir kez daha önemli bir tarihi kaçırmak istemiyorum diyebilirim.

Dün başlamıştım bu yazıyı yazmaya ama yazmadım, sıkıldım. Bugün yazıyorum çünkü dün gece neredeyse hiç uyuyamadım. Ve sonra bugün hiç istemediğim bir şey yaptım ve yapmamaya söz verdiğim halde ağladım. Hocanın söyledikleri değildi mesele. Mesele benim çok sürreal gerçeklikten uzak yaşıyor oluşumdu. Aşırı romantik olduğum artık açıkça görülmekte ve üstelik realistim aynı zamanda, kısaca bir çatışma içinde bulunmaktayım. Ha bu çatışma yok olur mu olmaz, 5,5 senede bunun için bir önlem almamışsam şimdiden sonra da alacağımı zannetmiyorum, sonuçta kendimi böyle de sevmeyi öğrenmiş olduğum düşünülürse, önlem dediğimiz şeyin bütün yaratıcılığı yok ettiğini ve asıl niyetin uyuşturmak olduğunu da düşünürsek cümlenin sonunu da getiremiyorum uygun bir fiil vardır bir yerlerde bir zahmet.

Bu beni rahatsız etti, sıkıldım, çünkü her şeye deli gibi üzülen bir ruh halim yok, bileniyorum çünkü. Hocam nolur ağladığımı söylemeyin bakışlarıyla bakıyordum ama anlamadı ve üzüldü de ama yapabileceğim bir şey yok, gerçeği biliyorum ama aynı zamanda da gerçeğe aşırı duygusal yaklaşıyorum, bunda ne hocanın bir kabahati var ne de başkasının. Ben yalnızca sıcak bir hikaye istemiştim, ölüm istemiyorum bu kez, bir kez olsun ölüm olmadan kendimi kanıtlamayı istiyordum sadece.

Bugüne uygun olarak Stephen King’den bir düşünce seçmiştim, çok da haklıyım bunu söylemekte. Aşırı idealist deyin istiyor iseniz ama ben her zaman ne istediğini bilen biri oldum, asla şu olmazsa bu olabilir düşüncesiyle yaşamadım, bir şey olmadıysa da onu yeterince istemediğimden olmamıştır mantığıyla hareket ettim sanırım. Hiçbir şey bizi bulunduğumuz konuma yanlışlıkla getirmedi, hepimiz seçimlerimizle buraya geldik ve seçimlerimizle yolumuza devam edeceğiz, benim özümde bu var inanıyorsam savaşmakta sakınca görmüyorum. Savaşmamdan rahatsız oluyorsanız sanırım beni teselli edecek diğer şeyi önüme sunmak zorundasınız. Gördüğünüz gibi sayın hocam demek istiyorum masum görünüyorsun ama masum musun bilmiyorum derken zannedersem zaten içerideki çatışmayı anlamaktasınız. Masum olmamakla olmamak arasında bir seçim yapmadım ben, her ikisini de göstermek istediğim zamanı kendim seçiyorum.
Söylemek istediğim çok şey var ve tahmin edersiniz ki ne zaman sınırlaması var burada ne düşünce kısıtlaması ne de cümle sayısının bir önemi. Klavyem önümde, kocaman boş sayfaları dilediğimce dolduruyorum, her zaman savunmada ya da her zaman saldırı modunda yaşamıyorum ama şu anda söylemek istediklerimi söylemem demek, insanları ya da kendimi eleştirmem demek. Çünkü ben her zaman haklı değilim ama haklı olduğum zamanlar da var.

Ama ama ama ne kadar çok ama kullanıyorum yazarken, yazdığım şeyi açıklama ihtiyacı. Duygu hoca bunu bahane bulmak olarak görse de hepimizin yaptığı şeylerin açıklanabilecek sebepleri var. Açıklanamayanlar ise zaman geçtikçe açıklanabilecek olarak görülmelidir zannedersem.

Kendimden bile örnek verebilirim bu durum için, neden o gün onu terk etmemiş olduğumu anlamamıştım, bilmiyorum neden terk etmediğimi bilmiyordum. Ve öğrendim, eğer o gün terk etmiş olsaydım aradığımı bulamayabilirdim, çarpışmadan ruhlarımız yanı başımdan gidebilirdi, çünkü onun beni nasıl bulmuş olduğunu düşünürsek her şey birbirine o kadar bağlanmış oluyor ki, nedenini bilmediğinizi söylediğiniz şeyler zaman geliyor işte bu sebepleymiş dediğiniz şeyler oluyorlar.

Bunu da şuraya bağlıyorum ki çok sevgili(!) arkadaşlarının benimle neden konuştuklarını biliyorum, bildiğim halde bilmiyormuş gibi davranıyorum, çünkü ihtimal dahilinde sadece, kesin gerçek olup olmadığının bilinmesi bir tek söze bakar-dı, duydum, benim kopardığım ipler çok daha farklıydı, öbür ipleri kendi egolarınız yüzünden kopardınız, sonra da egolarınız kendinizi yeniden ortaya çıkarma isteği doğurdu ve geri dönmek istediniz yalnızca nasıl yapacağınızı bilmiyordunuz ama egolarınızın beni bağlamadığı gerçeğini anlamadınız.
Normalde arkadaşlıklarımı bitirmek çok zor yaptığım bir şey, beni kırana kadar arkadaş olmaya devam ediyorum ve tamiri mümkün olmayan kırılmada da arkadaşlıklar bitiyor bana göre. Son zamanlarda çok insan siliyorum ve ben sildiğim birini geri almam (gönderme bilmem kaç artık sayamıyorum nitekim zaten eleştirmek için yazıyorum)



Öyle işte, hani bu kadar eleştirdikten sonra bu kızın hayatında hiç mi güzel giden bir şey yok derseniz, beni okulda gördüğünüzde ağlarken bile gözlerim parlamaya ve gülümsemeye çalışmaya devam ediyorsam, sıkıldığım zaman bile hala eğlenebiliyorsam, çünkü hayal kuruyorumdur, hayatımda güzel bir şeylerin devam ettiğini biliyorsunuz demektir (: Ve bütün eleştirilerime, gözyaşlarıma, depresif hareketlerime rağmen yaşamaktan büyük keyif almaktayımdır. (Evet şaşırtıcı ve gerçek ve sinema kadar arzulamaktayım ve ve ve hayatımın vazgeçilmezleri var gördüğünüz gibi.)

“Her ne kadar sensiz geçirdiğim her gün, kalbimin bileğini bir kez burksa da bekliyorum. Beklerken de bileniyorum.” ,her zaman böyle şeyler çıkmıyor karşıma, yani kitaplardan uygun sözler.
Kimse için –senden başka kimse için- bunu göze alacağımı düşünmemiştim, yani sen yokken aklımdan böyle şeyler geçemiyordu, ama birlikte geçirdiğimiz o ilk gün de anladım ki zaten bütün hayatım boyunca yaptığım pek çok hata olmasına rağmen içten içe yalnızca bekliyordum, neyi beklediğimi 1 hafta sonra yanıma geldiğinde anlatacağım sana.
Geri döndüğünde hala seni sen olduğun için seven ve sevgisini göstermekten çekinmeyen sevgilini bulacaksın, ben de geri döndüğünde sende bunu göreceğime eminim (:

Dedim ya uyuyamıyorum ve bıraksam sabaha kadar anlatırım, Tanrım! Ne kadar çok anlatacak şeye sahibim.

Sarhoş olmak istiyorum. Artık şekersiz çay içebiliyorum ve hala Shakespeare’i harf harf hecelemeden yazamıyorum.

Sarhoş olmak istiyorum. Ölçüsüz sarhoşluğumu seninle yaşamak istiyorum.

Sarhoş olmak istiyorum. Sarhoş sarhoş anlatırken seni ne kadar sevdiğimi başım omzunda sızıp kalmak istiyorum, ellerin yüzümü okşarken bütün sıcaklığıyla dudakların alnımla buluştuğunda.

Hayallerimizin gerçek olacağına inanabilirim çünkü asla bencilce benim ya da senin hayallerin yok ortada, ortak hayaller kurmak pek çoğunun yapamadığı bir şey.

Bitirmem gerekiyor artık, anladığın üzere duygusal bir mektup daha gelecek sen gelmeden, yazdıklarımı okuyacaksın bir dahaki hafta, bir dahaki hafta yanımda olacaksın…

Sarhoş gibi yazmışım zaten, nasıl başladım ve nasıl bitirdim.

Herkese Mutlu Dünyalar ve Mutlu Rüyalar (:

Şey, iki gün sonra bir yazı yazacağım, aslında bir hikaye, aslında erotik bir hikaye, evet evet iki gün sonra kesinlikle yazmaya karar verdim.

0 yorum:

Yorum Gönder