30 Ocak 2012 Pazartesi

Erkek Ruhunun Anatomisi Üzerine Bilimdışı Düşünmek..


En başından uyarıyorum hanımlar beyler!
Bu yazı anti-feminist bir yazıdır, aynı zamanda feminist bir yazıdır da!
Anlattığımda hak vereceksiniz nedenini.

Ve başlıyoruz.

Sözüm size kadınlar, ben de bir kadın olarak konuşuyorum.
Kadınların korunması için kampanyalar düzenleyip, kendilerini kadın hakları savunucusu olarak gören kadınlara ve erkeklere konuşuyorum.
Kadının korunmaya ihtiyacı yoktur! Kadının korunmasını savunursanız zaten bu en başından kadının güçsüzlüğünü acizliğini sizin ortaya koymanız anlamına gelir. Kadın kendi ayakları üzerinde duran bir varlık erkek gibi. Her ne kadar toplumlar kadını çoğunlukla pasifleştirmeye yönelmiş olsa da, kadının asla korunmaya ihtiyacı olduğunu kabul edemem!
Kadın özgürdür, her insan gibi. İnsan tanımının yaşayan ve düşünebilen bir varlık için geçerli olduğunu ve cinsiyet ayırmadığını düşünürsek, kadın da özgürdür, düşünür ve kendi hayatı için kendi kararlarını kendisi verir. –Tabii koşullar uygun değil her zaman ama sebebi nedir, şimdi oraya geliyoruz.-

Kadının korunmaya ihtiyacı yoksa, kimin ihtiyacı var biliyor musunuz? ERKEKLERİN!
Erkeklerin korunmaya ihtiyacı var. Neden mi?
Erkeğin ruhu yaşadıklarıyla şekillenir, ondan olması beklenene göre şekillenir. Karşı çıkmayın, dinleyin.

Bir erkek ailesinden izler taşır. Çok çok küçük bir kısmında aileden iz kalmaz, çünkü çok azı gerçekten özgür kalır. Bir erkek hem annesinden, hem babasından ayrı ayrı izler taşır. Babaya göre babanın kopyası olması beklenir ve baba bildiği herşeyi ona aşılamaya çalışır. Babanın oğlunu çoğunlukla çırak olarak yanına alıp, baba mesleğini devam ettirecek cümlesini kullanmasının nedenidir bu. Ben ailemden ne gördüysem o da benden bunu görecek. Baba babasından onun babası babasından şeklinde ilk babaya kadar gidecek bu. Nadiren o halka kırılacak. Çok azı halka dışında kalacak ve halka dışına çıkan da bir başka halka oluşturacak. Böylece birden fazla halka oluyor ama sonuç değişmiyor. Babalar her zaman oğulları kendilerine benzetmeye çalışıyorlar.

Bizim yaşadığımız ülkede –herhangi bir ırktan bahsedemiyorum çünkü çoğunluktan bahsetseniz bile bu ülkede aslında diğerleri de çoğunluktan farklı davranışlar göstermiyorlar o sebeple yalnızca topraksal birlik olarak konuşmak zorundayız- ataerkil aile düzeni olduğundan, her ailede erkek çocuk fazlasıyla önemli. Öyle ki erkek olana kadar çocuk sahibi olmaya devam eden bu sebeple 10 11 çocuğu olan aileler var. Doğal olarak bu kadar özlemini duydukları bir erkek evlada sahip olduklarında anneye karşı babadan ilk tehdit: “Sakın oğlanın başına bir kaza gelmesin, ona dikkat et, o benim ocağımı devam ettirecek!” Anne korkuyor. Ama tekrar aynı şeyi söylüyorum. O adamın böyle davranmasının tek gerekçesi, kendi ailesinden görmüş olduğu şey! Kendisinin önemli olduğunu hissettiren bir anneyle büyümüş bu adam, belki kendisinin de 4 tane kız kardeşi var, annesi onlarla ilgilenmemiş bile, yalnızca bu adama dikkat etmiş, korumuş kollamış, haksız olsa bile haklı duruma sokmuş, o kabahatliyken ablalarını dövmüş onun yüzünden. Biliyor! Erkek olmanın artık güç olduğunu biliyor ve bunu kullanıyor!

Peki ona bu gücün sahibi olduğunu söyleyen kim?? BİR KADIN! Yalan mı?? Bir erkeğin bir kadınla iletişimi ilk olarak ailede başlıyor arkadaşlar ve bu kadın anne oluyor. Cinsellik anlamında değil her ne kadar oidipus kompleksi denilen bir şey olsa da o kısımla ilgili değil söylediğim. Kadınlarla iletişimin başlangıcı anne oluyor ve annenin ona davranış şekli bir erkeğin gelecekte kız arkadaşından eşinden ya da hadi o kadar yakın olmasın işteki kadın arkadaşlarından görmek istediği davranışı yansıtıyor. Alışıyor, orada kendisini güç olarak görmeye alışıyor. Bu daha yeni şekillenmeye başlayan erkeğin ruhuna atılmış ilk çizgidir bir kadın tarafından.

Tabi bu yarayı almadan kurtulan da var yok değil, onlar istisnalar tabi bir yere kadar. Erkek ruhu onlarda bir yere kadar özünde kalıyor. Kadın eli değmemiş saf bir ruh. Mükemmel!

İkincil yaralar ergenlik çağı ve geri kalan kısmında, gerçek aşkı bulana kadar geçen zaman diliminde neler olacak görelim.
Öncelikle ailede gördüğü davranışı kız arkadaşından görmek isteyen erkek, onun için artık yapılacak bir şey yok. Güç delisi ve bir kızı seviyor. Kızı tavlıyor, bir ilişkileri başlıyor ve kısa ya da uzun insanına göre değişir, kadını baskı altında tutmak istemek, ondan her istediğini elde etmek, bastırmak, özgürlüğünü kısıtlamak gibi kavramlar ilişkiye giriyor. Kızın hayatında o kadar etkin ki eğer fark edilirse, kızlarını ezdirmek istemeyen bir aile bunu engelliyor ve beyimiz artık aşk acısı çeken bir çocuk. Ama aşk acısı her yeni insanda tekrar ve tekrar baskı kurma isteğini yok etmiyor. Artık o toplumda klasik olarak kabul edilen erkek tipi.

 SONUÇ: Anne, ataerkil toplumun gereklerine göre çocuğuna güç sağladı ve kadın kadının düşmanı oldu. Erkek burada bir etki değil, yalnızca bir tepkidir.


İkincil erkek tipine bakalım şimdi: Ailesinden fazla etkilenmeden ruhunu korumuş erkek, aşık olur-aşık olduğunu düşünür- Kızımız genelde biraz asidir. Sevgili genç erkek ruhumuz, onun için yapmadığı şeyi bırakmaz, seviyordur, aşkını anlatmak için elinden ne geliyorsa yapar. Görülmesi en güzel şeylerden biridir bu erkeğin “Ben o kıza aşık oldum.” Dediği anlar.

Ama…

Peri masalı olmadığı için hayatlar, bu asi kızımız, aşktan anlamaz, neden olduğunu sormayın, o asi işte, ben duygusallıktan hoşlanmam, aşkı tanımam, belki biraz da maddecidir, yaşadığı hayatı bilemem ama kadın ruhunda bir erkekten çok gene başka bir kadının parmağı vardır o sebeple hayır efendim bu kızın böyle davranmasının nedeni bir erkektir diyemezsiniz. Erkeğin kalbi kırılır, bu bir erkeğin ikincil yarasıdır. Düşünür, bu erkek tipinde bir kadını baskı altına almayı görmezsin, çünkü erkek aslında asıl doğasında var olan şeyi yapmayı ister – dış etkenlerin dışında konuşuyorum- bir dişiyle hayatını paylaşmak.
Düşünür ve hatasının nerede olduğunu saptar biliyor musun? Duygularımı bu kadar açmamalıydım!
Hissettiklerimi ona bu kadar kolay söylememeliydim!

Bu an, bir erkeğin duygusal dünyasını bir kadına kapattığı andır. Yeniden açılanları vardır bunlardan sonra bahsedeceğim. Çoğunlukla tekrar aşık olduğunda bile, duygularının kendi içinde taşkınlara yol açmasına rağmen sevgisinin ne kadar derinden olduğundan bahsetmez. Ve aşık olunan kadın anlamaz. Çünkü erkekler kadınların ne düşündüğünü bilmiyorlarsa, kadınlar içinde erkeklerin ne düşündüklerini bilmedikleri gerçeği vardır, tabii kadınlar bunu kabul etmeyecekler. Erkek artık içe dönük bir erkek ve duygusuzsun ithamlarına maruz.
SONUÇ: Tek bir kadın bir erkeğin kendini başarısız ve yetersiz sayması için yeterli oluyor bazen. Ve duygularını saklayan bir erkek, başka bir kadına aşık olduğunda onu kaybetmemek için belki de gideceğini düşündüğü ve yaralanmamak adına duygularını saklıyor. Erkek tekrar bir sonuç, neden değil.

Bir de tabii çok duygusal olup da, bir kadın duygularını anlamadığında bunu yazıya dökerek çok romantik olduğunu kanıtlayan erkek modellerimiz de var, elde etmek isterseniz telefon numarası 0212 … ..Şaka yapıyorum, kendiniz bulun öyle bir erkeğe ihtiyacınız varsa.

Bana göre bir kadının mutsuzluğu başka bir kadına bağlı. Bu yazıyla erkekleri mi yoksa kadınları mı savunduğumu anlamayacaksınız muhtemelen, çünkü ikisini de savunduğum yok. Bu bir kısır döngü, o bana bunu yaptı, ben de şuna şunu yaptı, o gitti başkasına şöyle yaptı diyerek kocaman bir halkaya dönüşen bir yumak.

İradenin bazılarını daire dışında bıraktığı ve onların gerçek aşkı yaşadıkları doğrudur, ezmeden, ezilmeden, tam paylaşılabilen bir hayat. Fedakarlık yapılır, insanlar değişir, öze dönülür ve bir kadın bir erkeğin içindeki en öz olanı sever.

Erkeklerin neden korunması gerektiğini anlıyor musunuz bilmiyorum. Çok çabuk etkilenen duygusal yaratıklar aslında ve kendilerinden çabuk vazgeçiyorlar. Hayatta ne gördülerse değişimleri ve gelecekleri buna göre şekilleniyor. Bu sebeple kadının korunmasını düşünmeden önce, erkeğin duygusal olarak korunmasını düşünmek gerekiyor.
Eğer erkeği olası dış etkenlerden korursanız zaten ortada kadını korumayı gerektirecek bir durum kalmıyor. Haksız mıyım? Haklıyım. Dağılabilirsiniz (:


Yazıyı okuduktan sonra “Zaten sen sana aşık bir adamı bulmuşsun bu kadar bol atıp tutuyorsun, senin sevgilin duygusal seni de anlıyor blablablabla.” Şeklinde eleştirecek olan kız arkadaşlara sesleniyorum:
Ben en iyisini bulmuş olabilirim, ama en iyisini bulmadan ona aşık olmadan önce kötü deneyimlerim oldu ve en kötüleri de oldu. Üstelik benim annem de ilk anlattığım erkek tipini yetiştirdiği için hala daha kıskançlıktan beni bile kısıtlamaya çalışan bir erkek kardeşim var. Yani bırakın da hayatımda bir tane istediğim erkek kalıversin (:
Gördüklerime dayanarak yazdım, düşündüğüm şey bu. Bilimsel bir araştırma değil.


Gördüklerime dayanarak yazdım, düşündüğüm şey bu. Bilimsel bir araştırma değil.

Ama feminist geçinen kadınların, kadının gücünü savunan bu kadınların acizlikleri beni güldürüyor.
Bana göre şöyle bir kampanya yapsalar bir gösterilerinde farklı, erkek egemenliğiyle dalga geçmek için bile olsa, ERKEKLERİ KORUYALIM! Propagandasını yapmalılar. Kadınlara şiddete son demekten çok daha dikkat çekici olurdu.

Her iki tarafa da bu kadar laf soktuktan sonra ben kaçayım, tartışırız sonra belki.


Mutlu dünyalar (: Gözünüzü daldan budaktan sakının, ama sakınan göze de çöp batar unutmayın.(Sosyal mesaj verdim, anlayan?? Yok mu yok mu yok mu?? Peki madem gideyim)

11 Ocak 2012 Çarşamba

Sevgisizlik hastalığının nedenleri ve alınması gereken önemler



Belki bana gerçekten çok kızacaksın ama,

Az önce bir şeyi daha iyi anladım. Ben bu dünyada herhangi bir şeye sahip olmak istemedim ya da gereksinim duymadım. Çok fazla şeyim var biliyorum, çok fazla film, çok fazla kitap, belki çok fazla kıyafet-çoğunluğu tarafımdan alınmamış- bir sürü gereksiz eşya - çoğunluğu gene tarafımdan alınmamış- belki bile diyemeyeceğim bir tek şey var filmlerim olmasaydı yaşamaktan pek keyif almayabilirdim ama diğerlerinin varlığı pek de önemli değil.

Şu anda bile eğer bir gün işe yarayacağı ihtimali olmasa pek çok eşyayı çöpe doldurmuş olurdum.
İhtiyacım olmayan, tozlanan bir sürü şey var bu odada, giymediğim dolabımda çürüttüğüm bir sürü kıyafet var, annemin başka bir şey yemiyor bunu seviyor diye aldığı ama yemeğim bir sürü yiyecek var.

Çünkü yemeden de içmeden de nefes almadan da yaşayabilirdim tabi eğer buna belli bir ilahi ya da ruhani güç tarafından mecbur bırakılmamış olsaydık. Çocukken nefes almadan ne kadar durabildiğimin denemelerini çok yapmıştım. Asıl istediğimin yaşamak olmadığının çocukken bile bilincinde olmak şu anda acı veriyor.

Asıl istediğim yaşamaktan tad almak, bir sürü ama işe yaramayan şeye sahip olmak, ünlü olmak, lüks içinde yaşamak değil.

Asıl istediğim yalnızca sevebilmek. Asıl yaşamanın tadına o zaman varıyor insan!
Nefes almanın anlamı olmadan nefes almak istemiyorum ben
İçtiğim sudaki her yudumun bana sevdiklerimi hatırlatmasını istiyorum.
Okuduğum kitapta izlediğim filmde sevdiğimin izine rastlamak istiyorum.
Eğer saçma sapan bir oyuncağı sevdiğim birine benzetip yanımdan ayırmamak belki gerçeğine söyleyemediğim sırrımı kulağa fısıldamak.

Yalnızca sevgiliden bahsetmiyorum üstelik çünkü bu yazı sevgilim beni sevmiyor diye yazılmıyor,
benim hayatımda var olanı sizin içinde dilediğimi bilmenizi istiyorum diye yazılıyor.
En küçük bir yaşam faaliyeti bile sevgi olmadan yapılamaz diye yazılıyor,
Yalnızca aşktan bahsetmiyorum, gördüğüm şey hissizlik. Korkunç! Seviyormuş gibi yapmak! Dilin bir şey söylerken içinden geçenlerin kötülüğü. İkiyüzlülük! Bugün okulda gördüğüm şey işte bu.
Geri dönülemez bir yol değil, her şey ve herkes sevilemez ve ben de Mevlana değilim, siz de değilsiniz hatta Mevlana bugün yaşamış olsa o da Mevlana olamazdı. Bahsettiğim şey yaptığınız hiç bir işte sevgiyi, bir hazzı, derinliği görmüyor, algılamıyor olmak.

Şikayet etmek değil kastettiğim, bir keresinde çok eski bir zaman diliminde belki de- hakkımda yazılmış bir yazı vardı, ben çalışırken şikayet eden bir insanım, benim şikayet etmemin altındaki arzuyu, yaptığım işe duyduğum sevgiyi hissettiğini ve kendi işini yaparken aynı sevgiyle yapmadığından bunun onu garipleştirdiğini söylemişti.

Sevgisiz bir dünyada yaşama zorunluluğu en acı verici olanı.
Sevgisine inandığım tek bir insan varken üstelik. -O kendini biliyor tabi (:-
Benim gücüm kimsenin dünyasını kurtarmaya yetmez, üstelik ben de bencillik yaparak kendiminkini korumak isterim.
Sevmediğiniz işi yapamazsınız, bilmediğiniz şeyi anlatamazsınız, görmediğinizi gördüm diyemezsiniz.
bu dünyada en mutlu olacak insanlar, her nefesin bir sevgi değerinde olduğunu bilen ve nefes aldığı havayı -belki diğerlerini yadsımak görmezden gelmek pahasına da olsa- sevdiği insanlarla paylaştığını düşünerek gülümsemektir.

Söylediğim şey Küçük Prens'in kendisi aslında, gökyüzüne bakarken ağlayan pilot asıl sevgiyi bilen insan. Baktığı yerde göremediği ama varlığına inandığı küçük bir adama dökülen gözyaşları bunun ispatı.

Hala zaman varken, attığınız her adımda bugüne kadar sevdiğiniz her şeyi hatırlayarak heyecanlanmanız dileğiyle (: